Köşe Yazısı

AfD, Alman Demokrasisi İçin Büyük Bir Tehlike mi?

Muharrem Kızılkaya
Muharrem Kızılkaya
4 dk Sesli Dinle 0

AfD, yani "Almanya için Alternatif" ile bugün adını "Die Heimat" olarak değiştiren NPD arasındaki gerçek fark nedir?

NPD, Almanya Ulusal Demokratik Partisi'ydi. Uzun yıllar boyunca aşırı sağcı, etnik milliyetçi ve anayasa karşıtı görüşleriyle tanındı.

NPD, 2017 yılında yasaklanmadı. Ancak bunun nedeni zararsız, demokratik veya kabul edilebilir bir parti olması değildi.

Yasaklanmamasının temel sebebi; çok küçük, çok zayıf ve siyasi hedeflerini gerçekleştiremeyecek kadar etkisiz olmasıydı.

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, NPD'nin anayasa karşıtı hedeflere sahip olduğunu, ancak bu hedeflerini hayata geçirebilecek gerçek bir gücünün bulunmadığını belirtti.

Başka bir ifadeyle NPD, demokratik olduğu için değil, etkisiz olduğu için yasaklanmadı.

Şimdi AfD'ye gelelim.

AfD, NPD'nin karşısında duran demokratik ve muhafazakâr bir alternatif değildir. Aksine, geçmişte marjinal kabul edilen birçok aşırı sağcı düşüncenin daha modern, daha kabul edilebilir ve daha pazarlanabilir bir biçime sokulmuş hâlidir.

NPD, etnik açıdan homojen bir toplum anlayışını savunuyordu. AfD içerisinde de benzer bir anlayışı savunan güçlü kadrolar bulunmaktadır.

NPD, belirli Alman ailelerini ve etnik kökenleri ayrıcalıklı görmek istiyordu. AfD'nin bazı temsilcilerinin söylemlerinde de aynı ayrımcı yaklaşım görülmektedir.

NPD, İslam'ı kamusal hayattan uzaklaştırmak istiyordu. AfD de İslam'ı Almanya'nın bir parçası olarak kabul etmediğini açıkça ifade etmektedir.

NPD, Almanlarla yabancıların, hatta çocukların dahi birbirlerinden ayrılmasını savunuyordu. AfD çevrelerinde de göçmenleri toplumun dışına iten, dışlayıcı ve ayrıştırıcı görüşler sıkça dile getirilmektedir.

Bunu fark ediyor muyuz?

Bu anlayış, sıradan bir muhafazakârlık değildir.

Bu, insanları vatandaşlıklarına, inançlarına ve etnik kökenlerine göre sınıflandıran, "völkisch" olarak adlandırılan etnik milliyetçi bir dünya görüşüdür.

Dolayısıyla aradaki fark, "NPD aşırıydı, AfD ise burjuva ve demokratik bir partidir" şeklinde açıklanamaz.

Asıl fark şudur:

AfD ile birlikte daha önce marjinal görülen aşırı sağcı düşünceler yeniden seçilebilir, konuşulabilir ve siyasi olarak kabul edilebilir hâle gelmiştir.

Ancak bu defa farklı bir ambalajla...

Artık asker postallarıyla değil, takım elbiselerle...

Kel kafalı sokak gruplarıyla değil, televizyon tartışma programlarında...

Arka odalarda değil, Federal Meclis kürsüsünde...

NPD kaba ve açık bir taslaktı.

AfD ise benzer düşüncelerin modernleştirilmiş, profesyonelleştirilmiş ve geniş kitlelere pazarlanabilir hâle getirilmiş şeklidir.

Şimdi de AfD seçmenlerine bakalım.

Yıllarca şu sözleri duyduk:

"AfD aslında burjuva bir partidir."

"AfD'ye verilen oylar yalnızca protesto oylarıdır."

"Bu insanlar sadece iktidardaki partilere bir uyarı vermek istiyor."

Ancak artık bu mazeretlerin arkasına saklanmak mümkün değildir.

Bugün herkes AfD'nin kadrolarını, söylemlerini, hedeflerini ve toplum anlayışını bilmektedir.

Buna rağmen milyonlarca insan bu partiye oy vermektedir.

Artık bazı insanların AfD'ye, aşırı sağcı görüşlerine rağmen değil, tam da bu görüşleri nedeniyle oy verdiğini kabul etmemiz gerekiyor.

Çünkü bazıları toplumun ayrıştırılmasını istiyor.

Bazıları Müslümanların kamusal hayattan uzaklaştırılmasını istiyor.

Bazıları siyasi rakiplerin korkutulmasını, göçmenlerin topluca sınır dışı edilmesini ve güçlü bir devletin vatandaş üzerinde baskı kurmasını destekliyor.

Dünyanın farklı ülkelerinde insanların sokak ortasında gözaltına alındığı, devlet kurumlarının korku yaydığı ve devletin vatandaşını korumak yerine onun peşine düştüğü örneklerle karşılaşıyoruz.

Ne yazık ki bazı insanlar bu görüntüleri korkutucu bulmuyor.

Aksine, böyle bir düzeni kendi ülkelerinde de görmek istiyorlar.

Acı gerçek şudur:

Birçok AfD seçmeni kandırılmış değildir.

Bir kısmı, partinin savunduğu ayrıştırıcı ve otoriter görüşleri bilinçli olarak benimsemektedir.

Asıl tehlike, AfD'nin eski NPD'ye benzemesi değildir.

Asıl tehlike, AfD'nin NPD'den çok daha etkili, örgütlü ve siyasi açıdan başarılı olmasıdır.

Daha da büyük tehlike ise toplumun giderek genişleyen bir kesiminin tam da bunu istemesidir.

Demokrasi yalnızca sandığa gitmekten ibaret değildir.

Demokrasi; azınlıkların, farklı inançların, göçmenlerin ve siyasi muhaliflerin haklarını korumaktır.

Bir parti seçimle iktidara gelebilir. Ancak bu, onun savunduğu her düşüncenin demokratik olduğu anlamına gelmez.

Tarih bize göstermiştir ki demokrasiye yönelik en büyük tehditler, her zaman dışarıdan gelmez.

Bazen demokrasiyi ortadan kaldırmak isteyenler, demokrasinin sağladığı imkânları kullanarak güç kazanırlar.

Bu nedenle hem Alman kamuoyu hem de Almanya'da yaşayan göçmenler AfD tehlikesini küçümsememelidir.

Çünkü bugün normalleştirilen nefret dili, yarın devlet politikasına dönüşebilir.

Bugün görmezden gelinen ayrımcılık, yarın milyonlarca insanın günlük hayatını, özgürlüğünü ve güvenliğini tehdit edebilir.

AfD yalnızca göçmenler için değil, Almanya'nın demokratik düzeni ve toplumsal barışı için de ciddi bir tehlikedir.

Bu Yazıyı Paylaş