Türkiye’nin İçi Boşaltılıyor
Birkaç aydır Türkiye’deydim.
Geçenlerde yeniden Almanya’ya döndüm.
Türkiye’de işsizden çalışana, akademisyenden sanatçıya kadar toplumun çok farklı kesimleriyle sohbet ettim. Ve neredeyse her sohbetin sonunda aynı soruyla karşılaştım:
“Abi, Almanya’ya nasıl gidebilirim?”
Bu soru artık bireysel bir arayış olmaktan çıkmış, memleketin ruh hâline dönüşmüş durumda.
Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca çok ağır badirelerden geçti. Darbeler yaşadı, muhtıralar gördü, siyasi vesayetlerle mücadele etti. Askerî müdahaleler, kapatılan partiler, susturulan fikirler ve korkuyla şekillenen siyaset, toplumun demokratik gelişimini sekteye uğrattığı gibi ekonomik kalkınmayı da yıllarca geriye itti.
Her kriz döneminde bu ülkenin yetişmiş insanlarının bir kısmı bavulunu topladı. Mühendisler, doktorlar, akademisyenler, sanatçılar… Yani bu memleketin geleceğini inşa edecek insanlar.
Bir tarafta baskılar, diğer tarafta liyakatin yerini alan sadakat düzeni… Memleketin kaynaklarının üretime değil, yandaşlığa ve israfa yönelmesi… Ekonomik sıkıntılarla birlikte milyonlarca insan daha iyi bir hayat arayışıyla yurtdışına yöneldi.
Cumhuriyet bütün bunlara rağmen ayakta kalmayı başardı. Batı Avrupa’daki Türklerin gönderdiği dövizler, yaptıkları yatırımlar ve taşıdıkları ekonomik değerler ülkeye önemli katkılar sağladı.
Fakat bu kez gördüğüm manzara beni gerçekten ürpertti.
Çünkü artık yurtdışına gitmek isteyenler yalnızca işsizler ya da umutsuz gençler değil.
Akademisyenler…
Doktorlar…
Mühendisler…
Yazılımcılar…
Yabancı dil bilen, dünyayı tanıyan, iyi eğitim almış insanlar…
Yani bu ülkenin en donanımlı insan kaynağı.
Bu artık sıradan bir göç değil.
Bu, doğrudan doğruya bir beyin göçüdür.
Bir ülke yetişmiş insanlarını kaybetmeye başladığında sadece insanını değil; geleceğini, üretim gücünü, bilimini, sanatını ve umudunu da kaybetmeye başlar.
En acısı ise şu:
Bu insanlar başka ülkelerde başarılı olabileceklerini biliyorlar. Fakat kendi memleketlerinde aynı umudu göremiyorlar.
İnsanı asıl ürperten gerçek budur.
Çünkü bir ülkenin toprağı boşalırsa yeniden doldurabilirsiniz. Ama aklı boşalırsa, onun telafisi nesiller sürer.
Eskiden memleketin hâli sorulduğunda bazıları Bekri Mustafa fıkrasını anlatırdı. Rivayete göre imamın bulunmadığı bir cenazede namazı ayyaş Bekri Mustafa kıldırmış. Namazdan sonra eğilip mevtanın kulağına şöyle demiş:
“Eğer melekler sana dünyada neler olup bittiğini sorarsa, ‘Cenaze namazımı ayyaş Bekri Mustafa kıldırdı’ dersin; gerisini onlar anlar.”
Bugün bana Türkiye’nin hâli nasıl diye soranlara uzun uzun anlatmak yerine bazen şu cevabı vermek geliyor içimden:
“Memleketin hâli, Türk Millî Takımı’nın bazı dönemlerdeki performansına benziyor; büyük umutlarla uğurlanıyor, hayal kırıklıklarıyla geri dönüyor.”
Bu elbette bir benzetme. Ancak toplumdaki karamsarlığı ve umutsuzluğu anlatması bakımından dikkat çekici.
Ben bu satırları yazarken, Avrupa Birliği ülkelerine vizesiz giriş imkânı sağlayan yeşil pasaportla ilgili tartışmalar sürüyor. İnsanlar artık ülkede kalmanın değil, ülkeden çıkmanın yollarını konuşuyor.
İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele budur.
Kalın sağlıcakla
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Alp Demir
Evet, göç ediyoruz.
