Köşe Yazısı

Rüya sattın, hayal sattın…

Muharrem Kızılkaya
Muharrem Kızılkaya
3 dk Sesli Dinle 0

Evet…

Yıllarca PKK ile görüştün, müzakere yaptın.

Türkiye’de, Diyarbakır’da; İsveç’te, Oslo’da…

Sınırımızın ötesine Türk savcıları gönderdin.

Ne kadar terör mensubu varsa, adeta cezaevleri açık günleri gibi şehirlere indirdin; aileleriyle görüştürdün.

Yetmedi…

Karakolların önünden keleşlerle geçen teröristleri,

TSK mensuplarının ve güvenlik güçlerinin görmezden gelmesini sağladın.

Gördüler ama bakmadılar, baktılar ama sustular.

Devlet kabinesiyle oturdun, sanatçılar getirdin.

Kürtçe şarkılar eşliğinde Diyarbakır’da toy yaptınız.

Çiğ köfte, lahmacun yediniz.

Toyun sonunda takılar takıldı; sen devlet adına, “koca reis” olarak yarım altın taktın gelinle damada.

Barzani ise —o günlerde hâlâ aşiret devleti hayali kurarken— çeyrek taktı.

Bugün geldiğimiz noktada, senin ve aileni finansörlüğünü yaptığı fiilî bir Kürt devleti var.

Sonra ne oldu?

Kan aktı.

Kim akıttı, kimler akıttı; hâlâ muallak.

Sen çıktın,

“Bizi kandırdılar” dedin.

“İhanet ettiler” dedin.

“İyi niyetliydim, barış istiyordum, Kürt sorununu çözmek istiyordum” dedin.

Biz ne yaptık?

Sana inandık.

İmanlı, dürüst olduğuna inandık.

Şehitlerimize, gazilerimize rağmen;

ülkenin ve milletin bekası adına kabul ettik.

Hem de iman derecesinde kabul ettik.

Sen iktidara geldiğinde kadron yoktu.

Hazır bulduğun Fetullah Gülen cemaatini devletin her yerine yerleştirdin.

Devletin kılcal damarlarına kadar soktun.

Yetmedi; TSK’ya, yargıya, emniyete, valiye, kaymakama, bekçiye kadar doldurdun.

Onlara methiyeler düzdünüz.

Hizmetlerini anlattınız.

“Bayrağımızı dünyada dalgalandırıyorlar” dediniz.

Karşı çıkanları hain, dinsiz, imansız ilan ettiniz.

Siyasi rakiplerinize kumpas kurdurdunuz.

Ticari rakiplerinize komplo.

Devlet içindeki vatanseverlere pusu.

Sporda Fenerbahçe’ye, yönetime yapılmayan kalmadı.

Hayatımızın her alanına girdiniz.

Spordan sağlığa, eğitimden yargıya…

Yetmedi, yatak odamıza kadar soktunuz.

Biz saf saf arkalarından durduk.

Namaz kıldık, kıldırıldık.

Onların ne kadar “dindar” olduğunu senden öğrendik.

“Devletin başıdır, bilir” dedik.

“Reis yanlış yapmaz” dedik.

Şüphelerimize rağmen inandık.

Sonra ne oldu?

Bir gece…

Silahlar, çatışmalar, şehitler…

Asker, sivil; dost, düşman birbirine karıştı.

Biz bunu kahvede okey dönerken öğrendik.

Meğer bitmişiz; haberimiz yokmuş.

Sen o sabah çıktın ve “FETÖ” dedin.

“Beni 20 yıldır kandırdılar” dedin.

“İyi niyetle inandım” dedin.

Özür diledin.

Ekonomist olduğunu anlata anlata bitiremedin.

Parmağındaki yüzüğü gösterdin.

Ama nereye parmak attığını kimse anlayamadı.

Dünyada 17. sıradaki ekonomiyi alıp 23. sıraya düşürdün.

Yol, köprü, havaalanlarını üç-beş yandaşa peşkeş çektin.

Ülkeyi yedi nesil borca soktun.

Sözleşmeleri İngiltere merkezli yaptın;

Türk yargısının bile müdahale edemediği anlaşmalar…

Irak merkezi hükümetinin uyarılarına rağmen,

damatların bölgesel Kürt yönetimiyle petrol anlaşması yaptı, İsrail’e sattı.

Sonuç?

Türkiye milyarlarca dolar tazminata mahkûm edildi.

Yoksulluk, fakirlik, yolsuzluk aldı başını gitti.

Paramız pul oldu.

Milleti soğana muhtaç ettin.

Yıllarca bizden;

telefondan, elektrikten, vergiden, kontrattan,

arsa satışından, sudan bile deprem parası topladın.

Belediyeler geldi:

“Abi bir kat çık, olmadı yana ekle.”

“Kolonu kaldır, salon yap.”

“Biz görmedik, duymadık.”

Karşılığında ne istediler?

Derneğe bağış, vakfa fon, belediyeye iftar sofrası…

Sonra encümen geldi:

“Takma kafanı, imar affı çıkacak.”

Çıkardınız.

Hem de defalarca.

Her af yeni bir felaket demekti.

Şehir merkezlerindeki değerli arazilere çöktünüz.

Önce “deprem toplanma alanı” dediniz, olmadı “cami yapıyoruz” dediniz.

Sonra deprem oldu.

Ve suçladığın dış güçler, bu kez seni kurtaramadı.

Depremden sonra düşündüm.

21 yıldır iyi olan her şey senin hanene yazıldı.

Kötü olanların hepsinde ya “dış güçler” vardı ya da “seni kandıranlar”.

Bekledim…

Depremi kime yıkacaksın diye.

Ama sustun.

Çünkü Allah’ın afetini ne dış güçlere, ne kandıranlara, ne muhalefete, ne de Kılıçdaroğlu’na yükleyemedin.

Bu suskunluk bize düşünme fırsatı verdi.

21 yılı yeniden tarttık.

Ve şu sonuca vardık:

Bu 21 yılda kandırılan sen değilbizmişiz.

O yüzden bu seçimde bize hikâye anlatmanın anlamı yok.

25 yıl bize hayal sattın.

Yeter. Bitti.

25 yıl bize rüya yaşattın.

Yeter. Bitti.

SON – THE END

Bu Yazıyı Paylaş