Köşe Yazısı

Reis Gereğini Yapar! Peki, Gereği Neden Bir Türlü Yapılamıyor?

Muharrem Kızılkaya
Muharrem Kızılkaya
4 dk Sesli Dinle 0

"Ucu nereye giderse gitsin!"

"Ucu kime dokunursa dokunsun!"

"İnlerine ineceğiz!"

"Kim olursa olsun hesabını soracağız!"

"Milletimizin bir kuruşunu kimseye yedirmeyeceğiz!"

Yıllardır siyasi iktidarın temsilcilerinden bu sözleri duyuyoruz.

Öyle kararlı, öyle kesin ifadeler kullanılıyor ki insan dinlerken devletin bütün kurumlarının harekete geçtiğini, suçluların yakalandığını, adaletin yerini bulduğunu sanıyor.

Fakat zaman geçiyor, gündem değişiyor, yeni olaylar ve yeni iddialar ortaya çıkıyor.

Ve ne hikmetse aynı sözler yeniden söyleniyor.

Peki, sonuç?

İşte asıl konuşmamız gereken mesele burada başlıyor.

Reis Gereğini Yapar!

İktidar çevrelerinde neredeyse siyasi bir geleneğe dönüşen ifadeler var:

"Reis gereğini yapar!"

"Reis bunların yanına bırakmaz!"

"Reis'in haberi olursa hepsinden hesap sorar!"

İyi de kardeşim!

Bu ülkeyi kim yönetiyor?

Bakanları, üst düzey bürokratları, kamu kurumlarının yöneticilerini kim belirliyor?

Yıllardır yetkilerin merkezî yönetimde toplandığı bir sistemden söz ediyoruz.

Başarı ortaya çıktığında her şey siyasi iradenin başarısı olarak anlatılıyor.

Peki, başarısızlıkta, denetim eksikliğinde, kamu zararında ve yolsuzluk iddialarında siyasi sorumluluk neden aynı açıklıkla konuşulmuyor?

Bir devlet yönetiminde yetki ile sorumluluk birbirinden ayrı düşünülemez.

Atamaları yapacaksınız ama atadığınız yöneticilerin faaliyetleri hakkında hesap vermeyeceksiniz!

Böyle bir yönetim anlayışı nasıl kabul edilebilir?

Borsa, Fonlar ve Cevap Bekleyen Sorular

Son dönemlerde sermaye piyasaları, yatırım fonları ve borsada manipülasyon iddiaları kamuoyunun gündeminde.

Ancak mesele yalnızca bazı kişilerin adlarının tartışılması değildir.

Asıl mesele, devletin denetim kurumlarının görevlerini zamanında ve gereği gibi yerine getirip getirmediğidir.

Sermaye Piyasası Kurulu ve ilgili denetim mekanizmaları hangi uyarıları aldı?

Bu uyarılar ne zaman değerlendirildi?

Hangi işlemlere müdahale edildi?

Gecikmeler yaşandıysa gerekçesi neydi?

Ve en önemlisi, bu kurumların yöneticilerini atayan siyasi irade, ortaya çıkan sorunlar karşısında nasıl bir sorumluluk üstleniyor?

Kamuoyunda çeşitli siyasetçilerin, bürokratların ve iş insanlarının isimleri tartışılıyor.

Elbette iddia ile ispat edilmiş suç birbirine karıştırılmamalıdır.

Ancak kamuoyunun açıklama istemesi de en doğal hakkıdır.

İktidar, kendi bünyesindeki görevliler dâhil, hakkında somut iddialar bulunan herkesin bağımsız ve tarafsız biçimde araştırılmasını sağlamalıdır.

Sorumluluğu bulunmayanlar üzerindeki şüpheler giderilmeli, hukuka aykırı davranışları tespit edilenler ise makamına ve siyasi yakınlığına bakılmaksızın hesap vermelidir.

Çünkü cevapsız bırakılan her ciddi iddia, devlet kurumlarına duyulan güveni biraz daha aşındırır.

Ucu Neden Hep Başkalarına Dokunuyor?

Bir olay ortaya çıktığında hemen aynı açıklamayı duyuyoruz:

"Ucu kime dokunursa dokunsun sonuna kadar gidilecek!"

Peki, gerçekten sonuna kadar gidiliyor mu?

Yoksa gidilen yolun sonunda siyasi bir sınır mı bulunuyor?

Adalet yalnızca güçsüzlere karşı işletilen bir mekanizma değildir.

Adaletin gerçek değeri, güçlü olanlar karşısında da aynı kararlılıkla uygulanabilmesidir.

Siyasi gücü olmayan bir vatandaşın en küçük hatasında bütün devlet mekanizması harekete geçebiliyorsa, kamu kaynaklarını yönetenler hakkındaki ciddi iddialar karşısında da aynı hassasiyet gösterilmelidir.

Aksi hâlde toplumda tehlikeli bir düşünce yerleşir:

Güçlüysen korunursun, güçsüzsen hesap verirsin.

Siyasetçilerimiz sık sık Hz. Ömer'in adaletinden söz ederler.

Oysa adalet, tarihî şahsiyetlerin adını anmakla değil, bugünün yöneticilerinin kararlarıyla gerçekleşir.

Sorumluluk, gerektiğinde kendi siyasi çevrenizden de hesap sorabilme iradesiyle gösterilir.

Devlet Bir Kişinin İradesinden İbaret Olamaz

Aslında "Reis gereğini yapar" ifadesinin kendisi bile üzerinde düşünülmesi gereken bir yönetim anlayışını ortaya koyuyor.

Neden her meselede bir kişinin müdahalesi bekleniyor?

Savcılar yok mu?

Mahkemeler yok mu?

Denetim kurumları yok mu?

Meclis yok mu?

Devletin görevi, bir kişinin talimatını beklemek değil, kanunların herkese eşit uygulanmasını sağlamaktır.

Bir ülkede adaletin gerçekleşmesi için sürekli en üst siyasi makamın müdahalesi bekleniyorsa, kurumların bağımsızlığı ve işleyişi ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Çünkü hukuk devletinde asıl güvence kişilerin iradesi değil, bağımsız kurumlardır.

Artık Söz Değil, Hesap Bekliyoruz

Milletin duymak istediği yeni bir tehdit, meydan okuma veya siyasi slogan değildir.

Milletin bilmek istediği son derece basittir:

Kim ne yaptı?

Kim denetlemekle görevliydi?

Kim görevini yerine getirdi, kim getirmedi?

Kamu zararı oluştuysa sorumluları kimler?

Soruşturmaların sonuçları neden bütün açıklığıyla kamuoyuna anlatılmıyor?

Ve siyasi sorumluluk hangi makamda başlıyor, hangi makamda bitiyor?

Hiç kimse hakkında delilsiz suç isnadında bulunulmamalıdır.

Ancak hiç kimse de siyasi makamı, yakınlığı veya nüfuzu nedeniyle denetim dışında tutulmamalıdır.

Çünkü bu devlet herhangi bir siyasi partinin, ailenin, grubun veya kişinin özel mülkü değildir.

Bu devlet milletindir.

Ve millet, kendi adına kullanılan yetkilerin hesabını sorma hakkına sahiptir.

Ezcümle

Yıllardır dinliyoruz:

"Ucu nereye giderse gitsin!"

"Kim olursa olsun!"

"İnlerine ineceğiz!"

"Reis gereğini yapacak!"

Madem ucu nereye giderse gitsin diyorsunuz, kendi siyasi çevrenizden birinin adı ciddi iddialarda geçtiğinde de aynı kararlılığı gösterecek misiniz?

Madem adaletten söz ediyorsunuz, adaletin kendi kadrolarınıza da uygulanmasını sağlayacak mısınız?

Çünkü adaletin büyüklüğü, güçsüzden hesap sormakla değil, güçlüden de hesap sorabilmekle anlaşılır.

Ve unutulmamalıdır:

Bir ülkede herkesin hesap vermesi gerektiği söyleniyor ama siyasi sorumluluğun sınırları açıklanmıyorsa, asıl soru hâlâ ortadadır:

Reis gereğini yapar da, gereği kimin için, ne zaman, nereye kadar yapar?

Muğla, 11 Ekim 2026

Bu Yazıyı Paylaş