Köşe Yazısı

Bir Panel, Bir Haham ve Bir Uyanış

Muharrem Kızılkaya
Muharrem Kızılkaya
3 dk Sesli Dinle 0

Bu konuyla ilk temasım, 1999 yılında Köln Yabancılar Meclisi’ne seçildiğim yıllara dayanır.

Gül Listesi adı altında birçok arkadaşımla birlikte seçimlere katılmış, içimizden iki kişi seçilmeyi başarmıştık. Bu süreçte, makine mühendisi olan ve aynı zamanda iş arkadaşım olan dostumla birlikte; göçmenlerin sorunlarına yönelik yerel yönetimlerde, siyasi partilerde, eğitim, sanat, kültür, spor ve şehir planlama alanlarında uzun yıllar çalışma yürüttük.

Görev yaptığım bu dönemde, dünya tarihini sarsan bir olay yaşandı:

11 Eylül Saldırıları.

Almanya’da yaşayan gurbetçiler olarak bu olaydan derinden etkilendik. O güne kadar Türk toplumu kendi içinde farklı siyasi ve ideolojik görüşlere ayrılıyordu: liberal, muhafazakâr, sosyalist, milliyetçi… Hatta kim hangi cemaate mensup, kim hangi yapıya yakın — Alman kamuoyu bunları oldukça iyi biliyordu.

Zaten Almanya’da Anayasa Koruma Teşkilatı her yıl raporlar yayınlar; hangi dernek, hangi yapı, hangi oluşum devlete veya anayasal düzene tehdit oluşturuyor, bunları açıkça ortaya koyar.

Ancak 11 Eylül’den sonra her şey değişti.

Artık detaylar silinmişti.
Farklılıklar yok sayılmıştı.
Ve burada yaşayan Türklerin tamamı, adeta tek bir kalıba sokulmuştu.

Bir anlamda hepimiz aynı “potaya” atılmıştık.

Almanya’nın köylerinde, kasabalarında, marketlerinde alış veriş zencirlerinde sakallı bir Anadolu insanı gören bazı Almanlar için artık tek bir imge vardı:

Usame bin Laden.

Yozgatlı, Çorumlu, Sivaslı, Trabzonlu, Denizlili, Antepli, Malatyalılı…
Dünya görüşleri, inançları ne olursa olsun fark etmiyordu.

Sakal varsa, şüphe vardı.

Öyle ki, özellikle kırsal bölgelerde Alman polisine günde yüzlerce ihbar yapılıyordu. Özellikle yaşlı Alman kadınlar, alışveriş sırasında gördükleri her sakallıyı ihbar ediyordu:

“Ben onu gördüm… Bin Laden’i… Bizim mahallede alışveriş yapıyordu…”

Bu, abartı değildi.
Bu, yaşanan gerçekti.

Tam da böyle bir atmosferde, Köln Büyükşehir Belediyesi tarafından “şiddet, terör ve savaş” konulu bir panel düzenlendi.

Panele tüm siyasi partiler katılmıştı:
SPD Sosyal Demokratlar, CDU Hristiyan Demokratlar Birliği, Die Grünen Yeşiller, ve FDP Hür Demokratlar…

Ayrıca farklı dinlerin temsilcileri de davet edilmişti: Katolik ve Protestan kiliseleri, Musevi cemaati, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği temsilcileri ve Alevi toplumu…

Ben de bugün “Uyum Meclisi” olarak bilinen Integrationsrat der Stadt Köln adına katılmıştım.

Panel öncesinde, yıllardır birlikte mücadele ettiğimiz, Ford fabrikasında işçi temsilciliği yapmış, göçmenlerin her derdiyle koşuşturmuş değerli dostum, mesai arkadaşım M. Şirin ile birlikte bir konuşma metni hazırladık.

Salon doluydu.
Hafta içi olmasına rağmen ciddi bir katılım vardı.

Herkesin aklında tek bir soru vardı:

“İslam teröre nasıl bakıyor?”

Kilise temsilcileri konuştu.
İncil’den örnekler verdiler:
“Komşunu kendin gibi sev.”

Siyasi partiler konuştu.
Adalet, hukuk ve insan hakları vurgusu yaptılar.

İmam söz aldı.
İslam’ın barış, selamet ve güvenlik dini olduğunu anlattı.

Sonra hahamın sırası geldi.

Yanımda oturuyordu.
Ağırbaşlı, sakin, dikkatle not alan biriydi.
Ara ara göz göze geldiğimizde, yüzünde hafif bir tebessüm vardı.
Sanki anlatılanları yeterli bulmuyor gibiydi.

Kürsüye çıktığında salon sessizleşti.

Aksansız, net bir Almanca ile konuşmaya başladı.
Musevilerin tarih boyunca savaşın değil, savaşın mağduru olduğunu anlattı.
Katliamları, sürgünleri, soykırımları sıraladı.

Ben de konuşmamı yaptım.

40 yıldır Almanya’da yaşayan Türk toplumunun, bireysel suçlar dışında örgütlü bir şiddet ya da terör eylemi içerisinde bulunmadığını söyledim.
Bu toplumun barış içinde yaşadığını, entegre olduğunu anlattım.

Konuşmam biraz da duygusaldı.
Belki biraz hamasiydi.

Yerime oturdum.

Haham yine o tebessümle bana baktı.

Panel bitiminde yanıma geldi.

Ve hayatım boyunca unutamayacağım o cümleyi söyledi:

“Söylediklerin doğru olabilir… Ama bunların hiçbiri yetmez.”

Devam etti:

“Biz 500 yıl bu topraklarda yaşadık.
Entegre olmadık — asimile olduk.
Kendimizi Alman sandık.
Savaşlarda birlikte savaştık.”

Ve sonra ekledi:

“1933 ile 1945 arasında 6 milyon Musevi katledildi.”

Son cümlesi ise bir uyarıydı:

“Eğer bu ülkede yaşayacaksanız, her zaman uyanık ve teyakkuzda olmalısınız.”

O gün, benim için bir dönüm noktasıydı.

Kalın sağlıcakla 

Köln 22 Kasım 2019

Bu Yazıyı Paylaş