Bu sistemin neresi demokrat?
Demokrasi yalnızca sandığa gitmek değildir.
Demokrasi; hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, özgür basın, bağımsız yargı ve denetlenebilir iktidar rejimidir. Sandık, bu yapının sadece bir parçasıdır; tamamı değildir.
Türkiye’de ise parlamenter sistem, meşruiyeti tartışmalı bir referandumla terk edilmiş; yerine “başkanlık” adı verilen, fakat denge ve denetim mekanizmalarından arındırılmış kişiselleşmiş bir ucube yönetim modeli inşa edilmiştir. Bu geçiş, bir rejim tercihi olmanın ötesinde, milletin demokratik kazanımlarının tasfiyesi anlamına gelmiştir.
Bu süreçte Türk milletinden alınanlar açıktır:
Laik anayasa fiilen işlevsizleştirilmiş, kuvvetler ayrılığı tek elde toplanmış, yasama yetkisi Meclis’ten yürütmeye devredilmiştir. Yürütmenin kolektif yapısı ortadan kaldırılmış, yargı bağımsızlığı siyasal vesayet altına girmiştir. Meclisin denetim gücü etkisizleştirilmiş, Cumhurbaşkanının tarafsızlığı anayasal bir ilke olmaktan çıkarılmıştır. Parlamenter rejim sona ermiş, egemenliğin millete ait olması ilkesi sembolik hâle gelmiştir. Hukukun üstünlüğü yerini keyfî yönetime, anayasanın bağlayıcılığı ise fiilî tanımazlığa bırakmıştır.
Devamında; bilimsel ve laik eğitim anlayışı zedelenmiş, üniversite özerkliği ortadan kaldırılmış, akademik özgürlük baskı altına alınmıştır. Tarikat ve cemaatler kamusal alanda yeniden meşrulaştırılmış, kamuda liyakat yerini sadakate bırakmıştır. Şeffaf bütçe ilkesi aşınmış, Sayıştay denetimi işlevsizleşmiştir. Seçimlerin eşit ve adil koşulları bozulmuş; basın, ifade, toplanma ve protesto özgürlükleri ağır baskı altına alınmıştır. Sosyal devlet ilkesi zayıflamış, kadın–erkek eşitliği ve yurttaşlık bilinci gerilemiştir. Devletin tarafsızlığı yok edilmiş, saraysız ve mütevazı devlet anlayışı terk edilmiştir. Sonuçta insan onuru, ekonomik ve hukuki güvencesizlikle zedelenmiştir.
Bütün bunlar olurken;
“Bu anayasayı tanımıyorum” denilmiş,
2,5 milyon mühürsüz oy geçerli sayılmış,
“Atı alan Üsküdar’ı geçti” denilerek hukukla alay edilmiştir.
15 Temmuz bir siyasal enstrümana dönüştürülmüş,
17–25 Aralık yolsuzluk dosyaları örtbas edilmiştir.
Laikliği reddeden söylemler karşısında kişiye özel yasalar çıkarılmıştır.
Ve tüm bu tabloya “demokrasi” denmiştir.
Oysa denetimsiz iktidarın, bağımlı yargının, susturulmuş basının ve yetkisiz Meclis’in olduğu bir düzene demokrasi denemez. Sandık varsa ama hukuk yoksa; seçim varsa ama eşitlik yoksa; devlet varsa ama tarafsızlık yoksa, orada demokrasi değil seçimli otoriterlik vardır.
Asıl soru şudur:
Bu tabloya rağmen hâlâ “demokratik bir yönetimden” söz edilebilir
Yazarın Diğer Yazıları
- TÜRK SİYASETİ NASIL DİZAYN EDİLDİ?
- KÜRT SORUNU MU, YOKSA KÜRTLERİN SORUNU MU?
- ALLAH’IN AFFETME DİĞİNİ SİZ HANGİ HAK VE YETKİYLE AFFEDİYORSUNUZ?
- CUMHURİYET'İN HARCIYLA OYNAMAYIN!
- Dünya Türklüğüne ve Türk Milletine Hayırlı Olsun
- Devletin ölçüsü kamu yararıdır
- Devlet ile iktidar aynı şey değildir
- Bir milletin felaketi savaşta yenilmesi değildir, adını unutmasıdır
