Cem Özdemir ve Tarihin Siyasallaştırılması: Tarih mi, Siyaset mi?
Almanya'nın Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir, son açıklamalarında bir kez daha 1915 olaylarını "soykırım" olarak nitelendirdi. Bu açıklama, aslında yıllardır devam eden bir siyasi çizginin yeni bir halkasından ibarettir. Özdemir, 2016 yılında Alman Federal Parlamentosu'nda kabul edilen ve 1915 olaylarını "soykırım" olarak tanımlayan kararın en önemli savunucularından biri olmuştu. Aradan geçen yıllara rağmen değişmeyen şey, Almanya'daki bazı siyasi çevrelerin bu konuyu tarihsel bir araştırma alanı olmaktan çıkarıp siyasi bir argüman haline getirme çabasıdır.
Ancak burada sorulması gereken temel soru şudur: Tarihî olaylar hakkında hüküm verme yetkisi siyasetçilerin ve parlamentoların mı, yoksa tarihçilerin ve hukukçuların mı olmalıdır?
1915 olayları kuşkusuz Osmanlı tarihinin en acı dönemlerinden biridir. Binlerce insan hayatını kaybetmiş, büyük insani trajediler yaşanmıştır. Ancak aynı dönemde Balkanlar'da, Kafkasya'da ve Anadolu'nun farklı bölgelerinde milyonlarca Türk ve Müslüman da savaşların, sürgünlerin ve katliamların mağduru olmuştur. Buna rağmen Almanya'daki siyasi tartışmaların büyük bölümünde yalnızca tek bir acının öne çıkarılması dikkat çekicidir.
2016 yılında Türk Dernekleri İnisiyatifi Sözcüsü olarak Alman Federal Parlamentosu'nun gündemindeki karar sürecini yakından takip etme fırsatı buldum. O dönemde yüzlerce milletvekiline mektuplar gönderildi, Türk toplumunun itirazları ve görüşleri iletildi. Ancak ne siyasi partilerden ne de parlamentodan anlamlı bir diyalog zemini oluştu. Kararın büyük ölçüde önceden şekillendiği ve farklı görüşlerin dikkate alınmadığı yönünde güçlü bir kanaat oluştu.
Bu nedenle birçok Türk kökenli vatandaş, Alman siyasetinin bu meseleyi tarihî bir araştırma konusu olarak değil, Türkiye'ye yönelik siyasi bir baskı aracı olarak kullandığını düşünmektedir. Cem Özdemir'in bu süreçteki rolü de bu algıyı güçlendiren unsurlardan biri olmuştur.
İlber Ortaylı'nın Uyarıları
Bu tartışmalar bana, Türk Üniversiteliler ve Akademisyenler Derneği'nin danışma kurulunda da görev yapmış olan merhum Prof. Dr. İlber Ortaylı ile yaptığımız sohbetleri hatırlatmaktadır. Ayrıca Köln Üniversitesi'nde ve Essen Üniversitesi'nde Türk öğrenci birlikleriyle birlikte düzenlediğimiz konferanslarda Ortaylı Hoca'nın bu konuya ilişkin değerlendirmelerini bizzat dinleme fırsatımız olmuştu.

Prof. Dr. İlber Ortaylı, Almanya'nın 1915 olaylarına yaklaşımını değerlendirirken, bazı Alman siyasi çevrelerinin konuyu tarihsel bir araştırma alanından çıkararak siyasi bir söyleme dönüştürdüğünü ifade etmişti. Ortaylı'ya göre Almanya'nın İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere karşı işlenen suçların tarihsel yüküyle yüzleşme süreci, bazı çevrelerde 1915 olaylarını sürekli gündemde tutan farklı bir yaklaşımın ortaya çıkmasına neden olmuştu.
Elbette bu değerlendirmeler tarihçiler arasında tartışılabilir. Ancak Osmanlı ve Türk tarihi konusunda dünya çapında saygı gören bir tarihçinin görüşlerinin tamamen göz ardı edilmesi de mümkün değildir.

Alman Medyasının Sınavı
Eğer amaç gerçekten tarihî gerçeklerin ortaya çıkarılması olsaydı, Alman kamuoyunda Türk tarafının görüşlerine ve farklı akademik çalışmalara da aynı ölçüde yer verilmesi beklenirdi. Ancak yıllar boyunca bunun tam tersine tanık olduk.
1915 olaylarını "soykırım" olarak tanımlamayan veya bu konuda farklı görüşler ileri süren birçok Türk, doğrudan "milliyetçi", "ırkçı" veya "faşist" olmakla suçlandı. Oysa demokratik toplumların temel ilkesi farklı görüşlerin özgürce ifade edilmesidir. Bir görüşe katılmamak başka bir şeydir, o görüşü savunan insanları yaftalamak ise başka bir şey.
Ne yazık ki Almanya'da bu konuda zaman zaman ikinci yöntem tercih edildi. Bu durum da Almanya'daki Türk toplumunun önemli bir bölümünde dışlanmışlık hissi oluşturdu.
Soykırım Kavramı ve Hukuki Boyut
Soykırım siyasi değil, hukuki bir kavramdır. Uluslararası hukukta son derece ağır sonuçları olan bu suçun tanımlanması tarihî veya siyasi tartışmalarla değil, hukuk temelinde yapılmalıdır.
Bu nedenle parlamentoların tarihî olaylar hakkında karar vererek hüküm vermesi, birçok hukukçu tarafından da eleştirilmektedir. Tarihi araştırmak tarihçilerin, hukuki değerlendirme yapmak ise hukukçuların görevidir. Parlamentoların görevi ise günümüzün sorunlarına çözüm üretmektir.
Geleceğe Bakmak
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin gelişmesi, karşılıklı suçlamalarla değil, diyalog ve ortak tarih çalışmalarının desteklenmesiyle mümkündür. Geçmişin acılarını siyasi tartışmaların merkezine yerleştirmek, iki halk arasındaki güveni artırmaktan çok azaltmaktadır.
Bu nedenle Cem Özdemir ve benzer görüşleri savunan siyasetçilerin yaklaşımını samimi bulmakta zorlanıyorum. Çünkü gerçek uzlaşma, yalnızca bir tarafın acılarını görmekle değil, tüm tarafların yaşadığı trajedileri anlamaya çalışmakla mümkündür.
Siyasetçilerin görevi geçmiş üzerinden yeni ayrışmalar üretmek değil, geleceğin barışını inşa etmektir. Almanya'da yaşayan milyonlarca Türk kökenli vatandaşın beklentisi de tam olarak budur.



Yazarın Diğer Yazıları
- İkinci Çözüm Süreci: Devlet Aklı mı?
- Elektrikli Otomobil Yarışında Yeni Dönem: Almanya, Çin ve Türkiye
- Keupstraße Sadece Bir Cadde Değil, Bir Vicdan Sınavıdır
- Türk Kültürü Gerçekten Alkolsüz mü? Gießen’deki Tartışmanın Düşündürdükleri
- AB’nin Türkiye Politikası: Stratejik Bir Yanılgı mı, Yoksa Kendi Kendini Zayıflatma Süreci mi?
- Avrupa Birliği’nin Geleceği: Entegrasyon, Parçalanma ve Stratejik Özerklik Arasında
- SPD’nin Mesafesi, CDU’nun Yakınlığı – Almanya’daki Türkler Bu Çelişkiyi Soruyor
- Almanya’ya Yeni Gelen “Expat”lar: Beyin Göçü mü, Yeni Bir Ayrışma mı?
