Köşe Yazısı

İkinci Çözüm Süreci: Devlet Aklı mı?

Levent Taşkıran
Levent Taşkıran
3 dk Sesli Dinle 1

Türkiye Cumhuriyeti, tarihte otuza yakın devlet kurmuş bir milletin son halkasıdır ve bu devlet geleneği, kurumsal hafızasıyla övünç kaynağıdır. Tam da bu yüzden, elli bine yakın vatandaşımızın canına mal olmuş bir terör örgütünün başının, ikinci “çözüm süreci adı altında yeniden muhatap alınması yalnızca şehit yakınlarını değil, bütün bir milleti derinden yaralamıştır. Uluslararası ilişkiler duygularla değil, çıkar ve mantıkla yürür denir; ama bu sürece bakıldığında ortada ne sağlam bir çıkar hesabı ne de tutarlı bir mantık görülüyor. Soruyorum: Bu, gerçekten devlet aklı mıdır, yoksa devlet aklının iflası mıdır?

Kazanılmış Bir Zaferin Masaya Yatırılması

Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Özel Harekat ve sahadaki özel birimler, geçtiğimiz on yıllarda PKKya karşı dünyanın takdirle izlediği bir mücadele verdi. Yedi yüze yakın şehit pahasına, güneydoğu illerindeki hendek ve çukur eylemleri büyük ölçüde sivil kayıp verilmeden bertaraf edildi. Milli savunma sanayii, İHAlardan SİHAlara, bugün ihtiyacının yaklaşık yüzde yetmişini yerli kaynaktan karşılayan bir yapıya evrildi; teröristi mağarada bile rahat bırakmayan bu kabiliyet, devletin sahadaki en somut başarısıdır. Sorulması gereken soru basittir: Bu kadar ağır bedeller ödenerek kazanılmış bir üstünlük, neden şimdi, örgütün bölgesel kolları fiilen tasfiye olmuşken, masaya oturularak gönüllü olarak sulandırılıyor?

Kürt Sorunu Değil, Bölücü Bir Kurgu

Anayasamıza göre bütün vatandaşlar ortak tarih ve ortak kültür temelinde eşittir; ülkede etnik kökene dayalı sistematik bir ayrımcılık iddiası, sahada karşılığı olmayan bir propagandadır. Turgut Özaldan İsmet İnönü’ye, Bülent Ecevite kadar Kürt kökenli isimlerin cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık makamına yükselmiş olması; iş dünyasında kamu ihalesi alan pek çok Kürt kökenli müteşebbisin varlığı; iktidar partisinde bile milletvekillerinin önemli bir kısmının Kürt kökenli olması, bu tezin en açık çürütücüsüdür. Türkiyenin gerçek sorunu etnik ayrımcılık değil, hukuk devletinden ve kuvvetler ayrılığından uzaklaşmasıdır ama bu gerçek sorun, “çözüm süreci adı altında bambaşka bir zemine taşınmaktadır.

Stratejik Bir Hesap Hatası: Suriye ve İran Örnekleri

Devlet aklı gerçekten işlemiş olsaydı, PKKnın Suriye kolu, Esad rejiminin çökertilmesine hizmet edilerek değil, tam tersine bu rejimin PKKnın bölgedeki uzantısını zayıflatacak biçimde yönetilerek tasfiye edilebilirdi. Bunun yerine mevcut Suriye yönetimi çökertilmiş, PKKnın Suriye kolu için fiilen özerk bir alana göz yumulmuştur tıpkı 1991deki Çekiç Güç sürecinde Kuzey Irakta tekrarlanan hatanın bir benzeri gibi. Buna karşılık, İran-İsrail-ABD gerginliğinde İran’ın PKKnın kendi kolu olan PJAKa karşı sınır içine çekip bombardımanla büyük ölçüde tasfiye etmesi, stratejik akıl ile duygusal siyasetin farkını gözler önüne sermektedir. Bir örgüt bölgesel olarak fiilen çökertilmişken onunla ve onun siyasi uzantısıyla yeniden masaya oturmak, zafer değil bir hesap hatasıdır.

Çerçeve Yasa ve Siyasetin Sınıfta Kalışı

Yaklaşık üç bin dokuz yüz PKKlı hükümlünün tahliyesinin gündeme gelmesi, hangi teröristin hangi suçu işlediğinin nasıl ayrıştırılacağı sorusuna hâlâ tatmin edici bir yanıt verilmemişken, kamuoyunda ciddi ve haklı bir infial yaratmaktadır. Bu belirsizlik ortadan kaldırılmadan atılacak her adım, şehit ailelerinin vicdanında derin bir yara açmaya devam edecektir. Meclisteki “çerçeve yasaya, Atatürk’ün kurduğu bir partinin mirasçısı olan Cumhuriyet Halk Partisinin metni dahi okumadan imza atması, cumhuriyet tarihi açısından bir utanç vesikasıdır. Özgür Özel liderliğindeki yeni partinin teknik gerekçelerle imza atmaması kısmen olumlu olsa da, sürece topyekûn itiraz etmeyip komisyonda yer almaya devam etmesi tutarsızlıktır; parti, Atatürk ilkelerinin ve ulusal birliğin takipçisi olduğunu iddia ediyorsa, bu konudaki belirsiz tutumundan ve içindeki uzlaşmacı seslerden acilen arınmalıdır aksi hâlde merkez seçmenin güvenini baştan kaybedecektir.

DEM Parti Gerçeği

Avrupanın hiçbir ulus devletinde, anayasal düzene açıkça mesafeli ve bir terör örgütünün siyasi uzantısı olduğu iddiasını inkâr etmeyen bir partiye anayasa mahkemelerinin bu denli geniş bir siyasi alan tanıması düşünülemez. Böyle bir yapıyı olağan bir muhatap olarak masaya taşımak, cumhuriyetimizin demokrasi standardı açısından son derece düşündürücüdür. Ö

Bu Yazıyı Paylaş