Elif Eralp Tartışması: Eleştirinin Ötesinde Başka Bir Rahatsızlık mı Var?
Berlin seçimlerinin ardından Elif Eralp üzerinden yürütülen tartışma, çoğunlukla iki başlık altında okunuyor: Sol Parti’nin antisemitizm konusundaki tutumu ve anayasal düzenle ilişkisi. Bir siyasetçinin ve partisinin bu alanlarda sorgulanması demokratik siyasetin olağan işleyişidir. Ancak bu tartışmayı yalnızca bu çerçevede okumak, bana göre eksik kalıyor.
Eleştirinin Hakkı, Bahanenin Sınırı
Baştan açık söyleyeyim: Eralp’i eleştiriden muaf tutmak gibi bir niyetim yok. Partisinin politikaları, antisemitizm tartışmalarındaki duruşu, siyasi örgütlerle ilişkisi ve geçmişte üyesi olduğu dernekler kamuoyunun meşru ilgi alanına girer. Rote Hilfe üyeliği de bunlardan biridir. Ne var ki Eralp’in bu üyelikten 2025’te, yani seçimlerden önce, siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle ayrıldığı ısrarla göz ardı ediliyor. Geçmişteki bir bağlantıyı bugünkü siyasi kimliğin otomatik kanıtı saymak, eleştiri değil, kolaycılıktır.
Asıl dikkat çekici olan, tartışmanın seyri. Mesele gerçekten yalnızca siyasi çizgiyse, tartışma neden bu kadar sık biçimde Eralp’in kimliğine, diline ve kültürel sembollerine kayıyor?
Sol Parti’yle Aynı Safta Değilim
Yanlış anlaşılmasın: Almanya’daki Sol Parti ile aynı siyasi görüşü paylaşmıyorum. Örneğin Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın kaldırılması gibi taleplerini kesinlikle savunmuyorum. Ben her zaman anayasal düzenin yanında duran biriyim. Ama tam da bu yüzden, eleştirinin dürüst ve adil olması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü Elif Eralp’e yönelik gidişatta, bana göre, eleştiriden çok bir dezenformasyon ve karalama kampanyasının izleri var. Eralp, partisi içindeki antisemitik yaklaşımlarla kendisini açıkça ayırdığını ortaya koydu ve seçimlerden önce çok sayıda Yahudi kuruluşu ziyaret etti. Bunlar bilinmesine rağmen, eleştirilerde sanki hiç yaşanmamış gibi davranılıyor.
Remmo Fotoğrafı ve Çifte Standart
Bu kampanyanın en çarpıcı örneği, seçim gecesi Issa Remmo’nun Neukölln’deki Sol Parti partisine gelmesi üzerinden yaşandı. Sol Parti, Remmo’nun davetli olmadığını, kendisiyle siyasi ya da kişisel bir ilişkilerinin bulunmadığını açıkladı. Eralp ise Remmo’nun oradan çıkarıldığını söyledi. Buna rağmen CDU’dan sert tepkiler geldi; Kai Wegner olayı “rahatsız edici bir mesaj” olarak nitelendirdi.
Oysa Ocak 2025’te, CDU’lu milletvekili Christian Zander’in kaydettirdiği bir grubun parçası olarak Remmo, Berlin Eyalet Parlamentosu’nu gezdi. Haberlere göre kişisel olarak davet edilmemişti, ama gruptaydı. Fotoğraflarda hem parlamentonun fuayesinde hem de Zander’in hemen yanında, bir grup fotoğrafında görülüyor. Zander, katılımcı listesi olmadığını ve Remmo’yu tanımadığını söylüyor; Remmo’nun oğlu Firas ise babasının kendini adıyla tanıttığını ve fotoğrafı Zander’in istediğini öne sürüyor. Zander bunu reddediyor. Haberler bu çelişkiyi kesin olarak çözmüş değil. Zander’in versiyonu doğru bile olsa, soru ortada duruyor.
Soru şu: Sol Parti, davetsiz gelen ve çıkarılan bir konuk yüzünden siyasi olarak hesap veriyorsa, 2025’te bir CDU milletvekilinin düzenlediği turda aynı kişi parlamentoyu gezip onun yanında poz verdiğinde neden benzer bir eleştiri, benzer bir öfke yaşanmadı? Elif Eralp’e yöneltilen ölçü, neden CDU’lu milletvekiline uygulanmadı? Buna “en azından çifte standart” demek, bence hafif bir ifadedir.
Benim Kanaatim
Bunu bir kanıt olarak değil, kamuoyundaki tartışmaya bakarak vardığım siyasi ve toplumsal bir değerlendirme olarak yazıyorum: Eralp’e yönelik saldırıların altında, antisemitizm ve anayasa düşmanlığı gibi öne sürülen gerekçelerin ötesinde bir rahatsızlık yatıyor. Bana göre bu rahatsızlığın kaynağı; Eralp’in Türkçe konuşması, Türk kökenini ve kültürel bağlarını saklamaması ve seçim gecesinde Tarkan müziğinin çalınması. Bütün bunlar, Almanya’daki belirli siyasi, kurumsal ve elit çevrelerin “alışılmış” saydığı düzene uymuyor.
Bu çevrelerin hepsinin böyle düşündüğünü söylemiyorum. Ama eleştirinin tonu, seçilen semboller ve tartışmanın kişiselleşme biçimi, bu ihtimali görmezden gelmemi imkânsız kılıyor.
Türkçe Konuşmak Bir Suç Değildir
Almanya’da milyonlarca insanın Türkiye ile ailevi, kültürel ve dilsel bağı var. Türk kökenli Almanlar onlarca yıldır doktor, öğretmen, avukat, girişimci, sanatçı, akademisyen ve siyasetçi olarak bu ülkenin her alanında yer alıyor. Bu insanların Alman toplumunun eşit üyesi olması, kültürlerinden vazgeçmelerini gerektirmez.
Bir siyasetçinin Türkçe konuşması, onun Alman olmadığı anlamına gelmez. Türkçe konuşmak anayasal düzene karşı olmak, Almanya’ya sadakatsizlik etmek ya da siyasi bir tehdit oluşturmak değildir. Seçim gecesinde Türkiye’nin en tanınmış sanatçılarından birinin şarkısının çalınması da başlı başına bir siyasi sorun değil, Almanya’nın değişen toplumsal gerçeğinin yansımasıdır.
Çifte Standart Sorusu
Bu yüzden sorum basit: Eralp Türk kökenli olmasaydı, Türkçe konuşmasaydı, Türk toplumuna bu kadar görünür biçimde hitap etmeseydi ve o gece Tarkan çalmasaydı, tartışma aynı yoğunlukta yürütülür müydü? Kesin cevabı kimse veremez. Ama bu sorunun sorulması bile önemlidir. Çünkü demokratik bir toplum, insanlara yalnızca siyasi düşünceleri nedeniyle değil, kimlikleri ve aidiyetleri nedeniyle de farklı ölçüler uygulayıp uygulamadığını kendine sormak zorundadır.
Eleştiri ile kimlik rahatsızlığı arasındaki çizgi korunmalıdır. Bir siyasetçinin fikirlerini, açıklamalarını ve eylemlerini eleştirmek bir şeydir; hangi dili konuştuğunu, hangi müziği dinlediğini ya da hangi kültürel kimliği görünür kıldığını tartışmanın merkezine taşımak başka bir şey.
Sonuç
Almanya’nın geleceği, insanların kültürel kimliğinden vazgeçmeye zorlandığı bir toplumda değil, farklı kimliklerin eşit koşullarda bir arada yaşayabildiği bir toplumda şekillenecek. Türkçe konuşan bir Alman siyasetçi, Alman siyasetinin meşru bir parçasıdır. Türk müziği dinleyen bir Alman vatandaşı, bu toplumun eşit bir üyesidir. Türk kökenli olmak ile Alman olmak birbirine zıt kavramlar değildir.
Siyasi eleştirinin ölçüsü kişinin kökeni, dili ya da kültürel tercihleri değil, siyasi fikirleri ve somut eylemleri olmalıdır. İtirazım tam olarak buna.
Resim: Elif Eral - Copyright Elif_Eralp_Die Linke Berlin_Malte Rohrmoser
Yazarın Diğer Yazıları
- İkinci Çözüm Süreci: Devlet Aklı mı?
- Elektrikli Otomobil Yarışında Yeni Dönem: Almanya, Çin ve Türkiye
- Keupstraße Sadece Bir Cadde Değil, Bir Vicdan Sınavıdır
- Türk Kültürü Gerçekten Alkolsüz mü? Gießen’deki Tartışmanın Düşündürdükleri
- Cem Özdemir ve Tarihin Siyasallaştırılması: Tarih mi, Siyaset mi?
- AB’nin Türkiye Politikası: Stratejik Bir Yanılgı mı, Yoksa Kendi Kendini Zayıflatma Süreci mi?
- Avrupa Birliği’nin Geleceği: Entegrasyon, Parçalanma ve Stratejik Özerklik Arasında
- SPD’nin Mesafesi, CDU’nun Yakınlığı – Almanya’daki Türkler Bu Çelişkiyi Soruyor
