Keupstraße Sadece Bir Cadde Değil, Bir Vicdan Sınavıdır
Köln'ün Keupstraße caddesi, Almanya'daki Türkler için yalnızca bir alışveriş ve yaşam merkezi değildir. Burası aynı zamanda göçün, emeğin, dayanışmanın ve ne yazık ki acının da simgesidir. 9 Haziran 2004'te NSU terör örgütünün gerçekleştirdiği bombalı saldırı, yalnızca bir caddeyi değil, Almanya'nın hukuk devleti anlayışını da derinden sarstı.
Saldırının ardından yaşananlar ise bombanın kendisi kadar ağırdı. Çünkü mağdurlar yıllarca mağdur olarak değil, şüpheli olarak görüldü. Emniyet güçleri gerçek failleri araştırmak yerine Türk esnafını sorguladı, aileleri zan altında bıraktı ve toplumun devlete olan güvenini zedeledi. Daha sonra ortaya çıkan gerçekler, devlet kurumlarının bu süreçte ne kadar büyük hatalar yaptığını açıkça gösterdi.
Geçtiğimiz günlerde SPD Federal Milletvekili Macit Karaahmetoğlu'nun katıldığı toplantıda bu konu yeniden gündeme geldi. Bombalı saldırıda yaralanan Muhammed Ayazgün'ün anlattıkları, aradan geçen 22 yıla rağmen acının hâlâ ilk günkü kadar canlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Daha düşündürücü olan ise, Keupstraße'de yaşanan bu büyük trajediyi hatırlatacak kalıcı bir anıtın hâlâ tamamlanamamış olmasıdır. Belediyenin ve eyalet yönetiminin yıllardır süren bürokratik süreçleri, mağdurların beklentilerini karşılamaktan uzak kalmıştır. Anıt yalnızca taş veya beton değildir; devletin geçmişteki hatalarıyla yüzleşmesinin sembolüdür.
Toplantıda dikkatimi çeken bir başka konu ise Türk toplumunun kendi içindeki dağınıklığı oldu. Farklı görüşler elbette demokrasinin gereğidir. Ancak konu ortak haklar, ayrımcılıkla mücadele ve ırkçılığa karşı duruş olduğunda, toplum olarak aynı masada buluşabilmeliyiz.
Almanya'da Yahudi toplumunun, Ermeni toplumunun ya da diğer birçok topluluğun güçlü temsil mekanizmaları bulunuyor. Türk toplumu ise nüfusuna rağmen hâlâ ortak hareket edebilen güçlü bir lobi oluşturabilmiş değil. Bunun bedelini de çoğu zaman hak arama süreçlerinde ödüyor.
Keupstraße bize yalnızca geçmişi hatırlatmıyor. Aynı zamanda geleceğe dair önemli bir sorumluluk da yüklüyor. Irkçılığa karşı mücadele yalnızca siyasetçilerin değil, akademisyenlerin, gazetecilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun her kesiminin ortak görevidir.
Çünkü unutulan her acı, benzer acıların yeniden yaşanmasına zemin hazırlar.
Keupstraße'nin hikâyesi yalnızca Türklerin değil, Almanya'da demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak hikâyesidir. Ve bu hikâye, ancak adalet tam anlamıyla yerini bulduğunda tamamlanacaktır.
İşte Milletvekili Macit Karaahmetoğlu'nun Toplantısından kareler;





Levent Taşkıran
Gazeteci / Haber Erk Köşe Yazarı
Yazarın Diğer Yazıları
- Elif Eralp Tartışması: Eleştirinin Ötesinde Başka Bir Rahatsızlık mı Var?
- İkinci Çözüm Süreci: Devlet Aklı mı?
- Elektrikli Otomobil Yarışında Yeni Dönem: Almanya, Çin ve Türkiye
- Türk Kültürü Gerçekten Alkolsüz mü? Gießen’deki Tartışmanın Düşündürdükleri
- Cem Özdemir ve Tarihin Siyasallaştırılması: Tarih mi, Siyaset mi?
- AB’nin Türkiye Politikası: Stratejik Bir Yanılgı mı, Yoksa Kendi Kendini Zayıflatma Süreci mi?
- Avrupa Birliği’nin Geleceği: Entegrasyon, Parçalanma ve Stratejik Özerklik Arasında
- SPD’nin Mesafesi, CDU’nun Yakınlığı – Almanya’daki Türkler Bu Çelişkiyi Soruyor
