Köşe Yazısı

SPD’nin Mesafesi, CDU’nun Yakınlığı – Almanya’daki Türkler Bu Çelişkiyi Soruyor

Levent Taşkıran
Levent Taşkıran
3 dk Sesli Dinle 0

Almanya’daki Türk toplumu açısından bakıldığında bugün siyasette dikkat çekici bir çelişki ortaya çıkıyor. Yıllar boyunca birçok konuda Almanya’daki Türklere mesafeli durmuş olan Hristiyan Demokrat Parti (CDU) bugün Türk ve Müslüman toplumuyla daha görünür temas kurarken, Türkler lehine önemli reformları hayata geçirmiş olan Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise sahada çoğu zaman daha mesafeli bir görüntü veriyor.

Bu durum doğal olarak Almanya’daki milyonlarca Türk kökenli vatandaşın aklında ciddi sorular doğuruyor.

Bilindiği gibi CDU uzun yıllar boyunca özellikle çifte vatandaşlık konusunda Almanya’daki Türklerin taleplerine karşı çıkan partilerin başında gelmiştir. Aynı şekilde Merkel hükümeti döneminde ve Sayın Eski Şansölye Merkel’in yaklaşık on altı yıl süren CDU iktidarı boyunca Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği açık şekilde desteklenmemiş, aksine bu sürecin ilerlemesi büyük ölçüde engellenmiş ve  sabote edilmiştir. Bu tutum Almanya’daki Türk toplumu tarafından yakından takip edilmiş ve hafızalarda yer etmiştir.

Buna rağmen son dönemde Almanya’da çifte vatandaşlığın önünü açan yasal düzenleme Sosyal Demokrat Parti (SPD) öncülüğünde hayata geçirilmiştir.

Bu adım Almanya’daki Türk toplumu açısından tarihi bir gelişme
olarak değerlendirilmiştir.

Tam da bu noktada daha büyük bir soru ortaya çıkıyor.

SPD Almanya genelinde ve birçok eyalette ciddi oy kayıpları yaşamasına rağmen neden Türk ve Müslüman toplumuyla daha güçlü, daha görünür ve daha sürekli bir ilişki kurmakta zorlanıyor?

Ramazan ayında düzenlenen iftar programları bunun sembolik bir örneğidir. Almanya’nın birçok şehrinde Hristiyan Demokrat Parti (CDU) yerel teşkilatlarının iftar programları düzenlediği görülüyor. Türk ve Müslüman toplumuyla temas kurma konusunda CDU daha görünür bir çaba sergiliyor.

Buna karşılık Sosyal Demokrat Parti (SPD) bu tür toplumsal buluşmalarda oldukça sınırlı şekilde yer alıyor. Oysa tarihsel olarak göçmen toplumlara ve özellikle Türk kökenli seçmenlere daha yakın olması beklenen siyasi parti SPD’dir.

İşte çelişki tam da burada ortaya çıkıyor.

Bir yanda geçmişte Türk toplumuna çoğu zaman mesafeli durmuş olan Hristiyan Demokrat Parti (CDU)’nun bugün Türk ve Müslüman toplumuyla daha görünür temas kurması… 
Diğer yanda ise çifte vatandaşlık gibi tarihi bir reformu hayata geçirmiş olmasına rağmen Sosyal Demokrat Parti (SPD)’nin sahada daha mesafeli görünmesi…

Bu durum Almanya’daki Türk toplumunun aklında şu soruyu doğuruyor:

SPD içinde Türk toplumu ile daha güçlü ilişki kurulmasına karşı bir direnç mi var?

Parti içinde bazı istisnai milletvekilleri dışında, Türk toplumuna karşı mesafeli bir yaklaşımın varlığından söz eden görüşler de zaman zaman dile getiriliyor. Hatta partiye yakın çevrelerde Türk toplumu ile daha yakın temas kurulmasına karşı duran bir yaklaşımın bulunduğu yönünde değerlendirmeler de yapılıyor.

Acaba parti içinde Türk toplumu ile daha güçlü diyalog kurulmasını istemeyen belirli bir yapı mı var?
Bu tür girişimleri veya toplumsal temasları engelleyen bir yaklaşım mı söz konusu?

Bu soruların cevabı yalnızca Almanya’daki Türk toplumu için değil, Sosyal Demokrat Parti (SPD)’nin gelecekteki siyasi güvenilirliği açısından da büyük önem taşıyor.

Çünkü Almanya’daki Türk toplumu artık yalnızca bir göçmen topluluğu değildir. Milyonlarca insanı kapsayan, Almanya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş güçlü bir toplumsal gerçekliktir.

Siyaset yalnızca parlamentoda çıkarılan yasalarla değil, toplumla kurulan güven ilişkisiyle anlam kazanır.

Eğer Sosyal Demokrat Parti (SPD) Almanya’daki Türk toplumunun desteğini gerçekten önemsiyorsa, bunu yalnızca yasalarla değil, toplumun içinde kuracağı açık, güçlü ve samimi bir diyalogla da göstermek zorundadır. Çünkü güven, sadece verilen haklarla değil, kurulan ilişkilerle de inşa edilir.

Bu Yazıyı Paylaş