Köşe Yazısı

Dijital Çalışma Düzeni

İşman'ca-İlhan İşman
İşman'ca-İlhan İşman
4 dk Sesli Dinle 0

Türkiye gündemi her geçen gün değişiyor. Bir konu daha yeterince konuşulamadan başka bir gündem onun yerini alıyor. Bu yoğunluk içinde çalışma hayatı maalesef hak ettiği ölçüde gündem olamıyor. Oysa uluslararası alanda çalışma hayatını, çalışanların haklarını ve ülkelerin gelecekteki sosyal güvenlik sistemlerini doğrudan etkileyecek önemli kararlar alınıyor.

Bunlardan biri de Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, yani ILO’nun 193 Sayılı “Platform Ekonomisinde İnsana Yakışır İş Sözleşmesi.”

Belki bugün bu sözleşmenin adını yeni duyuyoruz. Ama önümüzdeki yıllarda çalışma hayatında en fazla konuşacağımız uluslararası düzenlemelerden biri olmaya aday.

Çünkü dünya değişiyor. Çalışma biçimleri değişiyor. İşyeri kavramı değişiyor. İşveren ile çalışan arasındaki ilişki değişiyor. Hatta artık çalışanla ilgili bazı kararları insanlardan önce algoritmalar vermeye başlıyor. ILO da tam olarak bu yeni çalışma düzenine dikkat çekiyor.

Artık işyeri yalnızca fabrika ve ofis değil

12 Haziran 2026 tarihinde kabul edilen ILO'nun 193 Sayılı Sözleşmesi, doğrudan platform ekonomisine ilişkin ilk uluslararası çalışma standardı olma özelliğini taşıyor. ILO'nun amacı teknolojik yenilikleri engellemek değil; yeni iş modellerinin çalışan hakları, adil rekabet ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyle birlikte gelişmesini sağlayacak bir çerçeve oluşturmak.

Peki nedir bu platform ekonomisi?

Aslında çoğumuz günlük hayatımızda onunla çoktan tanıştık. Telefonunuzdan yemek siparişi veriyorsunuz, bir kurye kapınıza geliyor. Bir uygulamadan araç çağırıyorsunuz. İnternet üzerinden bir kişiden tasarım, yazılım, çeviri veya danışmanlık hizmeti alıyorsunuz. Dünyanın başka bir ülkesindeki kişi, hiç görmediği bir işletme için bilgisayarının başından çalışabiliyor.

Bütün bunların arkasında giderek büyüyen bir dijital platform ekonomisi bulunuyor. Eskiden çalışan ile işveren arasındaki ilişkinin merkezinde çoğu zaman bir insan vardı. Bugün ise kimi zaman işin kime verileceğini, çalışanın ne kadar kazanacağını, performansının nasıl değerlendirileceğini, müşteriye hangi sırada gösterileceğini ve hatta hesabının askıya alınıp alınmayacağını bir algoritma belirleyebiliyor.

İşte ILO 193'ün önemi burada başlıyor.

Çalışan kim, işveren kim?

Yeni çalışma düzeninin en önemli sorularından biri şu: Platform üzerinden çalışan bir kişi gerçekten bağımsız çalışan mıdır? Yoksa fiilen bir işverene bağlı çalışan mıdır? Örneğin platform çalışma saatlerini, ücret sistemini, müşteri ilişkisini, performans puanını ve çalışma biçimini önemli ölçüde belirliyorsa, o kişinin hukuki statüsünü yalnızca sözleşmenin üzerine yazılan isimle belirlemek yeterli midir?

Bu soru son derece önemli. Çünkü bir insanın “çalışan”, “bağımsız çalışan” veya “kendi hesabına çalışan” kabul edilmesi; sosyal güvenlikten, iş sağlığı ve güvenliğine, çalışma sürelerinden, ücret güvencesine, izin haklarından, iş ilişkisinin sona ermesine kadar pek çok hakkı doğrudan etkiliyor. ILO 193 bu nedenle bize sadece yeni bir sözleşme sunmuyor.

Aslında şu soruyu sorduruyor:

Dijital çağın çalışanını, sanayi çağının kurallarıyla ne kadar koruyabiliriz?

Algoritma çalışma hukukunun kapısından içeri girdi

Sözleşmenin belki de geleceğe dönük en dikkat çekici taraflarından biri algoritmik yönetimdir.

Algoritmalar artık yalnızca bize hangi filmi izleyeceğimizi veya hangi ürünü satın alacağımızı önermiyor.

İnsanların çalışma hayatını da yönetmeye başlıyor. Kime iş verileceği, Kimin daha görünür olacağı, performansın nasıl değerlendirileceği, gelirin nasıl hesaplanacağı, hatta kimi durumlarda çalışanın platformdan çıkarılması... Bütün bunlarda otomatik karar sistemlerinin etkisi giderek artıyor.

Bu durumda yeni bir hak alanı ortaya çıkıyor: Algoritmik karar karşısında insanın hakkı.

Bir çalışanın geliri düşürüldüğünde nedenini bilme hakkı olacak mı? Hesabı kapatıldığında gerçek bir insana itiraz edebilecek mi? Algoritmanın kullandığı veriler yanlışsa bunu düzelttirebilecek mi? Otomatik karar ayrımcı bir sonuç doğurursa bunun sorumluluğunu kim taşıyacak?

Bunlar artık bilim kurgu soruları değil. Çalışma hukukunun yeni soruları.

Bence geleceğin temel ilkelerinden biri şimdiden çok açık: Makine karar verebilir; ama sorumluluk makineye bırakılamaz.

Türkiye neden şimdiden düşünmeli?

Türkiye ILO 193 Sayılı Sözleşmeyi henüz onaylamış değil. Aslında 5 Ekim 2026 itibarıyla sözleşmenin henüz herhangi bir ülke tarafından onaylanmadığı ILO kayıtlarında görülüyor. Sözleşmenin yürürlüğe girmesi için de iki üye devletin onayının kaydedilmesinden sonra on iki aylık süre öngörülüyor.

Bu nedenle önümüzde bir fırsat var. Sözleşme yürürlüğe girdikten ve sorunlar ortaya çıktıktan sonra tartışmaya başlamak yerine, bugünden hazırlanabiliriz.

Türkiye; 4857 sayılı İş Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuatını platform ekonomisinin yeni gerçekleri açısından değerlendirmelidir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; işçi ve işveren kuruluşları, üniversiteler, hukukçular, sosyal güvenlik uzmanları, teknoloji uzmanları ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte kapsamlı bir ILO 193 uyum analizi başlatmalıdır.

Çünkü mesele sadece kuryelerden veya birkaç dijital uygulamadan ibaret değildir.

Mesele, geleceğin çalışma düzenidir. Dün fabrikadaki makinenin insan sağlığı üzerindeki etkisini tartışıyorduk. Bugün bilgisayarın ve algoritmanın insan emeği üzerindeki etkisini tartışıyoruz. Yarın yapay zekânın işe alma, ücret, performans, terfi ve işten çıkarma kararlarını daha yoğun biçimde konuşacağız.

Dolayısıyla ILO 193'e yalnızca bugünün değil, yarının çalışma hayatını düzenlemeye yönelik bir başlangıç metni olarak bakmalıyız.

Bu yazıyla yalnızca kapıyı aralamış olalım. Önümüzdeki yazılarda platform çalışanının kim olduğunu, algoritmik yönetimi, sosyal güvenliği, iş sağlığı ve güvenliğini, dijital performans baskısını, algoritmik ayrımcılığı ve belki de çalışma hayatının yeni kavramlarından biri olacak “algoritmik mobbing” meselesini ayrı ayrı ele almak gerekiyor.

Çünkü teknoloji hızla ilerliyor. Hukukun, sosyal politikanın ve çalışan haklarının geride kalma lüksü yok.

Yeni çalışma düzenini teknoloji kurabilir; ama o düzenin insan onuruna yakışır olup olmayacağına yine insan karar verecektir.

Bu Yazıyı Paylaş