Köşe Yazısı

Habererk Okuyucusuna Merhaba

İşman'ca-İlhan İşman
İşman'ca-İlhan İşman
5 dk Sesli Dinle 1

Değerli Habererk okuyucuları,

Bugün bu köşede sizlerle ilk kez buluşuyorum. Uzun yıllardır kamu yönetimi, sosyal güvenlik, çalışma hayatı, sivil toplum ve mobbingle mücadele alanlarında edindiğim bilgi ve tecrübeyi bundan böyle zaman zaman bu köşede sizlerle paylaşacağım.

Bu köşede gündelik tartışmaların peşinden koşmaktan çok, meselelerin özüne bakmaya çalışacağım. Devleti, insanı ve yönetimi birlikte konuşacağız. Liyakati, adaleti, çalışma hayatını, sosyal güvenliği, sosyal devleti, insan haklarını, mobbingi, psikososyal riskleri ve sivil toplumu ele alacağız. Gerektiğinde ülkemizin ve Türk dünyasının temel meselelerine de aynı pencereden bakacağız.

Kişilerden çok sistemi konuşmak istiyorum. Sorunun kimden kaynaklandığından çok, neden ortaya çıktığını ve nasıl çözülebileceğini tartışmak istiyorum. Eleştirmek gerektiğinde eleştireceğiz. Ama sadece eleştirmekle yetinmeyeceğiz. Çözüm de önereceğiz. Çünkü bana göre bir fikrin değeri, yalnızca neye karşı olduğunu söylemesinde değil, neyi önerdiğini ortaya koyabilmesindedir.

Bakış açımızın merkezinde insan olacak. Hukuk olacak. Adalet olacak. Liyakat olacak. Kamu yararı olacak. Devletin kurumsal hafızası ve geleceği olacak.

Kısacası bu köşede;

kişileri değil sistemi,
günü değil geleceği,
sorunu değil çözümü konuşmaya çalışacağız.

İlk yazımızda da yönetimin en önemli meselelerinden biriyle başlayalım.

Çünkü kanaatimce iyi yöneticiliğin temelinde çok önemli bir özellik vardır:

Öngörebilmek.

Yöneticilik, Öngörebilme Sanatıdır

Yönetici olmak kolaydır. Bir makama atanabilirsiniz. Bir unvanınız olabilir. Önünüze dosyalar gelebilir. Talimat verebilirsiniz. İmza atabilirsiniz. Ama bunların hiçbiri sizi tek başına iyi bir yönetici yapmaz.

Çünkü gerçek yöneticilik, bugünü idare etmekten çok yarını görebilmektir. Ben buna öngörebilme sanatı diyorum. İyi yönetici olaylar olduktan sonra müdahale eden kişi değildir. Olayların hangi şartlarda ortaya çıkabileceğini önceden fark eden kişidir.

Sorun büyümeden görür. Krizi gelmeden hisseder. Çalışanın sesini yükseltmesini beklemeden huzursuzluğu anlar. Kurumdaki küçük işaretleri önemser. Çünkü bilir ki büyük krizler çoğu zaman küçük işaretlerle başlar.

Bir çalışan sürekli izin almaya başlamışsa bunun bir sebebi olabilir. İşyerinde insanlar konuşmaktan çekiniyorsa bunun bir sebebi olabilir. Toplantılarda herkes yöneticiye katılıyor ama koridorlarda başka şeyler konuşuluyorsa orada düşünülmesi gereken bir sorun vardır.

Başarılı çalışanlar kurumdan ayrılıyorsa sadece gidenlere değil, neden gittiklerine bakmak gerekir.İşte öngörü burada başlar.

Vizyoner yönetici sadece bugünü yönetmez. Yönetimin en büyük hatalarından biri günlük işleri yönetmeyi başarılı yöneticilik sanmaktır.

Evraklar imzalanmıştır. Toplantılar yapılmıştır. Raporlar hazırlanmıştır. Takvim işlemiştir. Peki kurum gerçekten iyi yönetilmiş midir? Bunun cevabı başka sorularda gizlidir.

Çalışanlar kuruma güveniyor mu? Liyakat korunuyor mu? İnsanlar düşüncelerini rahatça söyleyebiliyor mu? Kurumsal hafıza korunuyor mu? Yetki ile sorumluluk arasında denge var mı? Sorunlar zamanında görülüyor mu? Riskler önceden değerlendiriliyor mu?

Bir yöneticinin başarısı sadece yaptığı işlerle değil, ortaya çıkmasını önlediği sorunlarla da ölçülmelidir. Bence modern yönetim anlayışının en önemli ölçülerinden biri budur.

Öngörü geleceği bilmek değildir. Kehanet hiç değildir. Öngörü; bilgi, tecrübe, gözlem ve analizdir. Doğru insanları dinlemektir. Veriyi okumaktır. Sahayı bilmektir. Kurumsal hafızadan yararlanmaktır. Geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarmaktır.

Ve en önemlisi, “Böyle gelmiş böyle gider” anlayışına teslim olmamaktır.

İyi yönetici kendisine şu soruyu sorar: “Bugün böyle devam ederse yarın ne olur?” Bu basit soru aslında stratejik yönetimin özüdür. İnsan faktörünü görmeyen yönetici geleceği de göremez. Her kurumun binaları vardır. Bütçesi vardır. Mevzuatı vardır. Teknolojisi vardır. Ama kurumu yaşatan insandır.

İnsanı anlamadan kurumu yönetemezsiniz. Çalışanın motivasyonunu görmeyen yönetici verim kaybını öngöremez . Liyakat sorununu önemsemeyen yönetici kurumsal çöküşü zamanında fark edemez. İşyerindeki adaletsizlik duygusunu görmeyen yönetici çalışma barışındaki bozulmayı anlayamaz. Psikososyal riskleri küçümseyen yönetici tükenmişliği, çatışmayı ve mobbingi ancak sorun büyüdüğünde fark eder. Oysa iyi yönetim, yangın çıktıktan sonra itfaiye çağırmak değildir. Yangının çıkmasını önlemektir.

Her “evet” iyi yönetimin göstergesi değildir. Yöneticilerin önündeki en büyük risklerden biri de çevresinde yalnızca kendisini onaylayan insanların kalmasıdır.

Kimse itiraz etmiyorsa… Kimse farklı fikir söylemiyorsa… Kimse riskleri anlatmıyorsa… Bunun adı her zaman uyum değildir. Bazen bunun adı korkudur. Bazen kurumsal sessizliktir. Bazen de yöneticinin gerçeklerden uzaklaşmasıdır.

Akıllı yönetici kendisine “evet” diyenleri değil, gerektiğinde saygılı biçimde “Bu yanlış olabilir” diyebilen insanları da yanında tutar. Çünkü yönetimde en pahalı bilgi, geç öğrenilen gerçektir.

Liyakat aynı zamanda bir risk yönetimidir. Liyakat çoğu zaman sadece adalet meselesi olarak görülüyor. Oysa liyakat aynı zamanda kurumsal güvenlik meselesidir. Doğru kişiyi doğru göreve getirmek gelecekte ortaya çıkabilecek birçok riski azaltır.

Bilgili insan sorunu erken fark eder. Tecrübeli insan tehlikenin işaretlerini tanır. Kurumsal hafızaya sahip insan geçmişte yapılan hataların yeniden yapılmasını önler. Bu nedenle deneyimli insan kaynağını değersizleştirmek yalnızca personele yapılmış bir haksızlık değildir. Kuruma verilmiş zarardır. Devlet kurumlarında ise bunun maliyeti doğrudan kamuya çıkar.

Kriz yönetmekten daha değerlisi kriz üretmemektir. Bazı yöneticiler kriz çözdükleri için başarılı kabul edilir. Elbette kriz yönetmek önemlidir. Ama daha önemli bir soru vardır:

Bu kriz neden ortaya çıktı?

Daha önce görülebilir miydi? Önlenebilir miydi? Uyarılar dikkate alındı mı? Kurumsal mekanizmalar çalıştı mı? Gerçek yöneticilik tam burada kendisini gösterir. Başarılı yönetici yalnızca sorun çözen değil, sorun üretmeyen sistem kuran yöneticidir.

Yönetici geleceğin sorumluluğunu taşır. Yönetim yetki kullanmak değildir. Sorumluluk taşımaktır. Bugünün kararının yarın hangi sonucu doğuracağını düşünmektir. Bir atamanın kuruma etkisini… Bir yanlış kararın çalışan üzerindeki sonucunu… Bir ihmalin kamu hizmetine maliyetini… Bir adaletsizliğin çalışma barışına vereceği zararı… Önceden hesap edebilmektir.

Bu nedenle yöneticilik sadece mevzuatı bilme işi değildir. İnsan tanıma işidir. Risk yönetimidir. İletişimdir. Tecrübedir. Vicdandır. Adalettir. Ve bütün bunların üzerinde öngörüdür.

Yönetici bugünün koltuğunda oturur. Ama yarının sorumluluğunu taşır. Bu yüzden iyi yönetici kendisine sürekli şu soruları sormalıdır:

“Ne oluyor?” değil, “Ne olabilir?”

“Kim hata yaptı?” değil, “Bu hatayı hangi sistem üretti?”

“Bu krizi nasıl çözeriz?” değil, “Bir daha yaşanmaması için ne yapmalıyız?”

İşte bana göre yöneticilik budur.

Sorunların arkasından koşmak değil, önünde yürümektir. Günü kurtarmak değil, geleceği hazırlamaktır. Ve nihayetinde;

Yöneticilik, sahip olunan makamı yönetme işi değil; geleceği öngörebilme sanatıdır.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Hasan Ali Türkarslan

    İlhan kardeşim hayırlı uğurlu olsun. Allah zihin açıklığı versin ve ifade kabiliyetini daha da artırsın.

Bu Yazıyı Paylaş