Cumhuriyet’in sesi, Sarı Zeybek’in emaneti
Parla 100. Yıl Cumhuriyet Korosu olarak Cumhuriyet etkinlikleri kapsamında Hacettepe Sanat Merkezinde, şefimiz Şeref İşler yönetiminde; Başkanımız Tuğba Akkök’ün tematik sunumuyla, 27 Ekim Salı günü muhteşem bir konser verdik. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve Cumhuriyetimizin kuruluşuna emek veren bütün kahramanlarımızı minnet, şükran ve rahmetle andık. Bu vesileyle etkinliğe emek veren, katkı sağlayan ve bizle birlikte olan herkese yürekten teşekkür ediyorum.
Bizim için bu konser, Cumhuriyet’e duyduğumuz bağlılığın müzikle ifadesiydi. Seslerimizi birleştirirken, bize özgür bir vatan ve geleceğimizi belirleme iradesi kazandıran kuşaklara yürekten, teşekkür ettik.
Bir koroda insan, birlikte üretmenin anlamını daha derinden kavrıyor. Kendi sesini duyururken yanındakini dinlemeyi, aynı esere emek vermeyi, ortak bir güzelliğin sorumluluğunu paylaşmayı öğreniyor. Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışını düşünmek için bundan daha anlamlı bir başlangıç olabilir mi?
Farklı hayatların, farklı seslerin ortak bir gelecek için buluşması…
Cumhuriyet, hepimize o geleceğin sahibi olma sorumluluğunu verdi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün büyüklüğü, kazandığı askerî zaferlerle birlikte, zaferin ardından açtığı uygarlık ufkunda görünür. Savaşın yorgunluğunu taşıyan bir ülkede eğitimi, bilimi, kültürü ve sanatı kalkınmanın asli unsurları olarak ele almak, olağanüstü bir kurucu iradenin göstergesidir.
Onun önderliğinde Cumhuriyet; milletin kendi kendisini yönetmesi, insanın düşüncesini geliştirmesi, kadınların toplumsal hayatta güçlenmesi ve yeni kuşakların özgüvenle yetişmesi için tarihî bir imkân yarattı.
Bu büyük dönüşümde sanatın özel bir yeri vardı.
Atatürk, sanatçının emeğine ve yeteneğine saygı duyuyordu. Şu sözleri, bu yaklaşımın en güçlü ifadelerindendir:
“Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız…”
Bir devlet kurucusunun sanatçıyı böylesine onurlandırması üzerinde düşünmeliyiz. Sanatın gerektirdiği yeteneği, disiplini, uzun çalışma yıllarını ve yaratıcı emeği teslim eden bir sözdür bu.
Bugün sanatçıya saygı göstermek; onun üretim koşullarını güçlendirmeyi, özgürlüğünü korumayı ve eserlerini toplumla buluşturmayı da gerektirir. Çocukların bir enstrümana ulaşabildiği, gençlerin tiyatroyla tanışabildiği, şehirlerin konserlerle ve sergilerle canlılık kazandığı bir Türkiye, Cumhuriyet’in kültür idealini geleceğe taşır.
Bizim koromuzun çalışmasını da bu büyük idealin mütevazı bir parçası olarak görüyorum. Bir araya gelmek, çalışmak, öğrenmek ve öğrendiğimizi paylaşmak… Cumhuriyet sevgisini günlük hayatın içinde yaşatmanın yollarından biri budur.
Atatürk’ün müzikle kurduğu bağ, onun halkının duygularına ve kültürüne yakınlığını da gösterir. Türküler, halk oyunları ve özellikle zeybek, bu yakınlığın güçlü ifadeleridir. Selim Sırrı Tarcan’ın zeybek üzerine çalışmalarını desteklemesi, bu oyunun kadınlarla birlikte sosyal salonlarda da oynanmasını istemesi, millî kültürü çağdaş hayatın içinde geliştirme anlayışını yansıtır.
Ve Sarı Zeybek…
Yıl 1937 Atamızın hastalığı yorgunluğu gün geçtikçe daha da ağırlaşır. Dile kolay; savaşlarla, acılarla geçen koskoca 56 yıl…
Halk umudunu kaybetmesin diye hasta olmasına rağmen bütün davetlere katılmaya çalışır. Ankara Palas’taki bir davette yemek yediği esnada Sarı Zeybek’in ezgisi yükselir…Bir anda masadan kalkar ortaya doğru ağır adımlarla ilerler.
Tüm ihtişamıyla kollarını açar; bakışları ileride, adımları ağır ve vakurdur. Müziğin içinde, bir milletin acıları, direnci ve yeniden doğuşu yankılanır.
Çok geçmeden Türkünün orta yerinde dizini yere koyar. Doğrulmak ister; bedeni, iradesine aynı hızla karşılık vermez. Yaveri Salih Bozok yaklaşır, koluna girer.
Yaveri Salih Bozok yanına gelir.
-Paşam iyi misiniz?
- Bir ömür bitiyor göçüyorum Salih…
2 Şubat 1938’de Bursa’da düzenlenen baloya ilişkin anlatı, insanın yüreğine dokunur. Atatürk, hastalığına rağmen o gece zeybek oynar.
Gecenin sonunda otomobile binerken, yaveri camları kapattığı sırada ağzından şu sözler dökülür:
“Ne güzel geceydi…”
Bu birkaç kelimede müziğin insana verdiği yaşama sevincini duyuyorum. Ağır sorumluluklar taşımış bir devlet adamının, mücadelelerle geçmiş ömründe güzelliğe ayırdığı yeri görüyorum.
Sarı Zeybek’i düşünürken zihnimde bir sahne canlanıyor.
Bu sahneyi hayal ederken insanın yüreğinde bir sızı beliriyor. Çünkü karşımızda, milleti için taşıdığı büyük sorumlulukların yanında yorulan, hastalanan, zaman zaman bir dost eline ihtiyaç duyan bir insan var.
Yaverin uzanan elinde, bugün bize düşen görevi görüyorum: Emanete sahip çıkmak.
Bizler artık onun koluna giremeyiz. Fakat kurduğu Cumhuriyet’i hukukla, bilimle, eğitimle ve sanatla güçlendirebiliriz. Bir çocuğun okumasına destek olabilir, bir gencin yeteneğine alan açabilir, bir sanatçının emeğini koruyabiliriz.
Sarı Zeybek’in bende uyandırdığı duygu, bugüne ilişkin somut bir sorumluluğa dönüşüyor. Atatürk’ü sevmek, onun adını saygıyla anarken akla, bilime, eğitime ve sanata hayatımızda yer açmaktır. Cumhuriyet’i sevmek, yurttaşlık sorumluluğunu üstlenmek; hukuku, eşitliği, insan onurunu ve ortak geleceğimizi korumak için çalışmaktır.
Parla 100. Yıl Cumhuriyet Korosu olarak verdiğimiz konseri bu duygularla anlamlandırıyorum. Seslerimizi birleştirerek geçmişimize vefa gösterdik; Cumhuriyetimizi yaşatma kararlılığımızı hep birlikte yürekten haykırdık…
Koromuzun adına da bu gözle bakıyorum: “Parla”, geleceğe dönük bir dilek ve sorumluluk çağrısıdır. Bilgiyle, sanatla, dayanışmayla ve çalışarak parlamak…
Sarı Zeybek’in ezgisi bugün de yükseliyor. Bizler de seslerimizi o ezginin taşıdığı hatıraya katıyoruz. Minnetle, aşkla, sevgiyle, kararlılıkla ve sorumluluk duygusuyla…
Bize bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizi kazandıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve sonsuza yürüyen gazilerimizi bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Atatürk’ü anmanın en güzel karşılığı, bize bıraktığı ülkenin geleceği için emek vermek, çalışmaktır.
Atamızın ruhu şad olsun… Cumhuriyetimizin sesi gür, geleceği aydınlık olsun…
