Toplumsal Kutuplaşma : Nereye Kadar?
Bir komşunun hangi partiye oy verdiğini öğrenince ona bakışımız değişiyor mu? Bir çalışma arkadaşımızın fikrini dinlemeden onu bir siyasi kimliğin temsilcisi sayıyor muyuz?
Öyleyse kutuplaşma artık yalnızca siyaset meydanlarında değildir. Evimizin, işyerimizin ve gündelik hayatımızın içindedir.
Durum: Güven zayıf
Pew Araştırma Merkezi’nin 2025 yılında 25 ülkede yaptığı araştırmada, Türkiye’de “İnsanların çoğuna güvenilebilir” diyenlerin oranı yalnızca yüzde 14. “İnsanların çoğuna güvenilemez” diyenlerin oranı ise yüzde 84.
Türkiye, araştırmaya katılan ülkeler arasında toplumsal güvenin en düşük olduğu ülkedir. Bu veri, kurumlara güveni veya kutuplaşmanın bütün boyutlarını ölçmüyor. Ancak birlikte yaşama iklimimiz açısından ciddi bir uyarı veriyor.
Üstelik bu oran bir yıllık ani bir düşüşün sonucu olarak okunmamalı. Aynı araştırmanın 2024 Türkiye verisinde de “İnsanların çoğuna güvenilebilir” diyenlerin oranı yüzde 14’tü. Sorun, geçici bir ruh hâlinden daha derin görünüyor.
Sorun: Farklı düşünceyi tehdit saymak
Demokratik bir toplumda görüş ayrılığı doğaldır. Herkesin aynı şeyi düşünmesini bekleyemeyiz. Asıl sorun, farklı düşünen insanı dinlemeye değer görmemektir.
Bu tutumun bedelini hep birlikte ödüyoruz. Tartışmalar çabuk sertleşiyor. Bir haberin doğruluğundan önce hangi taraftan geldiğine bakılıyor. Haklı bir talep, onu dile getiren kişinin kimliğine göre kabul veya reddediliyor. Güven azaldıkça ortak sorunlara birlikte çözüm bulmak da güçleşiyor.
Kamu kurumlarına ilişkin veriler de bu ayrışmayı gösteriyor. Pew’in 2024 Türkiye araştırmasında, hükümetin ülke için doğru olanı yapacağına güvenenlerin oranı yüzde 46, güvenmeyenlerin oranı yüzde 51’di. Hükümete olumlu bakanlarla olumsuz bakanların yanıtları arasında da büyük fark vardı.
Bu, insanların birbirine güvenini ölçen 2025 araştırmasından ayrı bir bulgudur; fakat toplumsal görüşlerin ne kadar farklılaştığını anlamamıza yardımcı olur.
Çözüm: Güveni yeniden kurmak
İlk sorumluluk, sözün gücünü bilenlerdedir. Siyasetçiler, yöneticiler ve medya temsilcileri eleştiriyi düşmanlığa dönüştüren dilden uzak durmalıdır. Bir iddiayı yaymadan önce doğrulamak, hata yapıldığında düzeltmek ve karşı görüşün söz hakkını korumak gerekir.
İkinci adım, adalet duygusunu güçlendirmektir. İnsanlar kuralların herkese eşit uygulandığını, işe alımda ve yükselmede liyakatin gözetildiğini, şikâyetlerinin tarafsız biçimde incelendiğini gördükçe güven için sağlam bir zemin oluşur.
Üçüncü adım, birbirimizle yeniden temas kurmaktır. Okulda, işyerinde, mahallede ve sivil toplumda farklı görüşlerden insanların ortak bir iş için yan yana gelmesine ihtiyaç var. Birlikte çözülmüş küçük bir sorun, karşılıklı önyargıları azaltabilir.
Toplumsal barış, herkesin aynı fikirde olması değildir. Farklı düşünürken de birbirimizin hakkını koruyabilmektir.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Görüşlerimiz ayrı diye aramızdaki güveni daha ne kadar tüketeceğiz?
Türkiye’nin ihtiyacı tek seslilik değil; adalet içinde, saygıyla konuşabilen bir toplumdur.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen kadim bir toplumda, insanlar birbirine güvenmekten korkar hâle gelmemelidir. Bizi bu noktaya getiren dili kuranlar, ayrışmadan çıkar sağlayanlar ve adaletsizlik karşısında susanlar kendilerine şu soruyu sormalıdır: Birbirine güvenmeyen insanlarla nasıl güçlü bir toplum kuracağız?
Devleti yaşatmanın yolu, önce insanı incitmemekten; hakkını, onurunu ve birbirine duyduğu güveni korumaktan geçer.
Duymayanlara duyurulur…
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Hasan Ali Türkarslan
Çok güzel tespitler aklına sağlık. Fakat Gelinen bu noktada insanlara güveni tesis edebilmek çok zor. Mümkün olsaydı belki son bir ümit insanları dini değerlerle doğru yola çağırmak ve inandırmak bir çözüm yolu olabilirdi ama ne yazık ki o alanda öyle bir tarumar edildi ki, sanki saldırıya uğramış bir havaalanı. Bırakın küçük uçakları sinek indirmek bile mümkün değil.
