Köşe Yazısı

Çalışan Sustukça Kurum Güvende mi?

İşman'ca-İlhan İşman
İşman'ca-İlhan İşman
4 dk Sesli Dinle 0

Habererk’te bugüne kadar farklı meseleler üzerinden devlet, toplum, çalışma hayatı ve geleceğimiz üzerine düşüncelerimi paylaşmaya çalıştım. Ancak okuyucularımla henüz yeterince paylaşmadığım bir sorumluluğum daha var. Ben aynı zamanda Mobbing ile Mücadele Derneği Genel Başkanıyım.

Uzun yıllardır çalışma hayatında psikolojik taciz, çalışanların yaşadığı baskılar, kurumsal çatışmalar, çalışma barışı ve insan onurunun korunması üzerine çalışıyorum. Derneğimize ulaşan çalışanları dinliyor, yaşadıkları sorunları anlamaya ve çözüm yolları geliştirmeye gayret ediyoruz.

Bu çalışmalar bana önemli bir gerçeği tekrar tekrar gösterdi: İşyerlerindeki en büyük tehlike her zaman yüksek sesle ortaya çıkan çatışmalar değildir. Bazen asıl tehlike sessizliktir.

Çünkü çalışanların konuşamadığı, tanıkların gördüğünü söylemekten çekindiği ve insanların hakkını aramanın kendilerine zarar vereceğini düşündüğü kurumlarda görünürde sükûnet olabilir. Ama o sessizlik huzur değildir.

DURUM: Her şey yolunda gibi görünebilir

Bir kamu kurumunu, şirketi, üniversiteyi, hastaneyi veya herhangi bir işyerini düşünelim.

İnsanlar sabah geliyor. Masalarına oturuyor. İşler yapılıyor. Yazışmalar devam ediyor. Toplantılar gerçekleştiriliyor. Raporlar hazırlanıyor.

Dışarıdan bakıldığında sistem işliyor.

Fakat aynı kurumda bir çalışan sürekli dışlanıyor olabilir.

Bir başkasına sistematik biçimde değersiz işler veriliyor olabilir.

Bir çalışan toplantılardan uzak tutuluyor, bir başkasının yaptığı işler sürekli görmezden geliniyor olabilir.

Birileri yöneticinin davranışlarından rahatsız olduğu hâlde konuşmuyor olabilir.

Hatta herkes ne olduğunu görüyor olabilir.

Ama kimse konuşmuyordur.

İşte burada yöneticilerin kendilerine sorması gereken çok önemli bir soru var:

İnsanlar konuşmadığı için mi kurumumuzda sorun yok, yoksa konuşamadıkları için mi sorunları göremiyoruz?

Bu ikisi birbirinden tamamen farklıdır.

Bir kurumda hiç şikâyet bulunmaması, o kurumda hiçbir sorun bulunmadığını göstermeyebilir.

Bazen şikâyetin olmaması huzurun değil, korkunun göstergesidir.

SORUN: Çalışan neden susuyor?

Mobbing ile ilgili çalışmalarımızda en fazla üzerinde durduğumuz konulardan biri budur.

Çalışan neden yaşadığını anlatmıyor? Neden tanık olduğu yanlışlığı bildirmiyor? Neden hakkını aramaktan çekiniyor? Çünkü çoğu zaman insanın zihninde tek bir soru vardır: “Konuşursam başıma ne gelir?”

Görev yerim değiştirilir mi? Terfim engellenir mi? Hakkımda soruşturma açılır mı?  Yönetici beni hedef alır mı? Çalışma arkadaşlarım benden uzaklaşır mı? Kurumda “sorun çıkaran kişi” olarak mı görülürüm?

İşte kurumsal yönetim açısından gerçek alarm burada başlamaktadır.

Bir çalışan hakkını aradığı için zarar göreceğine inanıyorsa yalnızca o çalışan açısından değil, kurum açısından da ciddi bir güven problemi vardır.

Çünkü çalışanların sustuğu kurumlarda yalnız mobbing gizlenmez.

Hatalar da gizlenir. Usulsüzlükler de gizlenir. Yönetim yanlışları da gizlenir. Etik sorunlar da gizlenir. Kamu zararına yol açabilecek uygulamalar da zamanında ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle çalışanların konuşabilmesi yöneticinin aleyhine değil, tam tersine kurumun lehinedir.

Güçlü yönetici eleştiriden korkan yönetici değildir.

Sorunun kendisine ulaşmasını sağlayan yönetici güçlüdür.

Burada mobbing meselesine de farklı bakmamız gerekiyor. Mobbingi yalnızca iki çalışan arasındaki anlaşmazlık veya bir yöneticiyle personel arasındaki kişisel problem olarak görürsek büyük resmi kaçırırız.

Çünkü sistematik baskının yaşandığı bir yerde bir süre sonra çalışma barışı bozulur. Kuruma aidiyet azalır. İnsanlar inisiyatif almaktan çekinir. Nitelikli çalışanlar uzaklaşmak ister. Tanıklar susmayı öğrenir.

En tehlikelisi de şudur: İnsanlar zamanla yanlışa alışır. Kurumsal çürüme bazen büyük olaylarla başlamaz. Küçük haksızlıklara sessiz kalınmasıyla başlar.

ÇÖZÜM: Çalışanın sesini kurumsal güvenceye dönüştürmek

Peki ne yapacağız? Her şikâyeti doğru kabul etmek de çözüm değildir. Her çalışan-yönetici anlaşmazlığına mobbing demek de doğru değildir.

Tam tersine, mobbing İle gerçek anlamda mücadele edebilmek için iddiaların objektif, tarafsız, delile dayalı ve uzmanlıkla incelenmesi gerekir.

Ama önce çalışan konuşabilmelidir. Bunun için kurumlarımızda yeni bir yönetim anlayışına ihtiyacımız var.

Birincisi; güvenli başvuru mekanizmaları kurulmalıdır. Çalışan kime, nasıl başvuracağını bilmeli ve başvurusunun objektif biçimde değerlendirileceğine güvenebilmelidir.

İkincisi; şikâyet eden çalışan ve tanıklar misillemeye karşı korunmalıdır. İnsanlar konuşmalarının bedelini ödeyeceklerini düşünüyorsa dünyanın en güzel şikâyet sistemini kursanız da çalışmaz.

Üçüncüsü; mobbing iddiaları yalnızca personel birimlerinin rutin işlemleri arasında görülmemelidir. Üst yönetim çalışma barışını, psikososyal riskleri ve çalışan güvenini kurumsal risk göstergeleri arasında takip etmelidir.

Dördüncüsü; yöneticiler yalnızca mevzuat ve teknik yönetim konusunda değil, insan yönetimi konusunda da eğitilmelidir. Çünkü makam yönetici yapabilir; ama insan yönetebilmek başka bir yetkinliktir.

Beşincisi; kurumların başarısı yalnızca ürettikleri iş üzerinden ölçülmemelidir. O işi hangi insan ortamında ürettikleri de ölçülmelidir. Bir kurum hedeflerini tutturuyor olabilir. Ama çalışanları tükeniyor, insanlar korkuyor, nitelikli personel ayrılıyor ve kimse düşüncesini açıkça söyleyemiyorsa orada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir yönetim problemi vardır.

Ben yıllardır çalışma hayatının içinde şunu görüyorum: İnsanların çoğu kurumuyla kavga etmek istemiyor. İnsanlar çalışmak, üretmek, emeğinin karşılığını almak ve saygı görmek istiyor. Yönetimlerin görevi de çalışanın sesini kısmak değil, o sesi zamanında duyabilecek sistemi kurmaktır. Çünkü çalışan konuşabiliyorsa yönetim sorunları büyümeden görebilir. Çalışan konuşabiliyorsa hata düzeltilebilir. Çalışan konuşabiliyorsa kurum kendini yenileyebilir.

Ama herkes susuyorsa yöneticilerin “Her şey yolunda” demeden önce bir kez daha düşünmesi gerekir. Belki gerçekten her şey yolundadır. Ama belki de insanlar artık konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inanmıştır. İşte o zaman tehlike büyüktür.

Çünkü çalışanın sesinden korkmayan kurum kendini geliştirebilir; çalışanını susturarak kendini güvende sanan kurum ise en büyük riski kendi içinde büyütür.

Ve sorumuzu tekrar soralım:

Çalışan sustukça kurum gerçekten güvende mi?

Bence değil.

Çünkü kurumları güçlü yapan sessizlik değil; insanların korkmadan konuşabildiği, hakkını arayabildiği ve yönetime güvenebildiği bir çalışma kültürüdür.

Bu Yazıyı Paylaş