Devlet Aklı Geleceği Görebilmektir
Türkiye'nin temel meselesi mevcut sorunları çözmenin ötesinde; eğitimden bilime, sanayiden tarıma ve çalışma hayatına; bütün alanları ortak bir gelecek vizyonuyla yeniden yapılandırmaktır.
Geleceği öngören ülke yönetir. Bilgiyi üreten teknolojiyi, teknolojiyi üreten geleceği şekillendirir. Esas mesele günü kurtarmak değil, geleceği kurmaktır. Bir ülkenin asıl meselesi yarına hazırlanmaktır. Hatta on yıl sonrasına, yirmi yıl sonrasına hazırlanabilmektir. Eğitimde, bilimde, sanayide, tarımda, çalışma hayatında, teknolojide, enerjide. Her alanda aynı soruyu sormamız gerekiyor:
Dünya değişirken biz nereye hazırlanıyoruz?
Bugün ilkokula başlayan bir çocuk, yaklaşık on beş yıl sonra hangi dünyada çalışacak? O dünyanın hangi meslekleri olacak? Hangi bilgiler değerli olacak? Hangi beceriler gerekecek? Yapay zekâyı kullanan mı öne çıkacak? Yoksa yapay zekâyı tasarlayan mı? Ezberleyen mi kazanacak? Yoksa düşünen, sorgulayan, üreten ve problem çözen mi? Eğitim sistemimizi bugünün ihtiyaçlarına göre değil, geleceğin Türkiye’sine göre kurmalıyız.
Çocuklara sadece bilgi vermek yetmez. Düşünmeyi öğretmeliyiz. Üretmeyi öğretmeliyiz. Merak etmeyi öğretmeliyiz. Ahlakı, sorumluluğu, ortak yaşam kültürünü ve vatan sevgisini de öğretmeliyiz.
Bilim yoksa gelecek başkalarının olur. Bir ülkenin gerçek bağımsızlığının yollarından biri de bilimden geçer. Bilgiyi üreten, teknolojiyi üretir. Teknolojiyi üreten, ekonomiyi yönlendirir. Ekonomiyi yönlendiren, dünyada söz sahibi olur.
Üniversitelerimiz toplumun sorunlarına çözüm üretmeli, araştırma yapmalı. Patent üretmeli. Sanayiyle çalışmalı.. Genç bilim insanlarını kaybetmek yerine kazanmalıyız. Bilim insanının önünü açmalıyız. Çünkü artık ülkeler yalnızca askerî güçleriyle değil, bilgi üretme kapasiteleriyle yarışıyor.
Geleceğin sorusu yalnızca “Ne kadar ürettik?” olmayacak. “Ne ürettik?” daha önemli olacak.
Yüksek teknoloji mi? Katma değerli ürün mü? Yoksa başkasının geliştirdiği teknolojiyi kullanarak düşük katma değerli üretim mi? Savunma sanayinde gösterilebilen teknolojik dönüşümün benzeri, başka stratejik alanlarda da hedeflenmelidir.
Makine teknolojileri. Yazılım. Yapay zekâ. Biyoteknoloji. Sağlık teknolojileri. Enerji. Tarım teknolojileri. Savunma. Uzay. Türkiye'nin sanayi politikası geleceğin sektörlerini bugünden belirlemelidir.
Tarımı geçmişin mesleği sanmayalım. Türkiye tarımı sadece çiftçinin meselesi değildir. Geleceğin en stratejik alanlarından biri tarım olacaktır. Çünkü insanın temel ihtiyacı değişmeyecek. Gıda. Su. Toprak. Bir milli güvenlik meselesidir.
Çiftçiyi korumak yetmez. Gençlerin tarımda kalmasını sağlamalıyız. Teknolojik tarımı geliştirmeliyiz. Suyu doğru kullanmalı, toprağı korumalıyız. Tohum, gübre, enerji ve üretim planlamasında dışa bağımlılık riskini azaltmalıyız. Bugün tarımı ihmal eden ülkeler yarın gıdayı çok daha pahalı bir bedelle satın almak zorunda kalabilir.
Çalışma hayatı da değişiyor. Belki de en hızlı dönüşüm burada yaşanacak. Yapay zekâ bazı işleri ortadan kaldıracak. Bazı meslekleri dönüştürecek. Yeni meslekler ortaya çıkaracak. Uzaktan çalışma yaygınlaşacak. Dijital çalışanlar artacak. İnsan-makine ilişkisi yeniden tanımlanacak. Bütün bunlar yalnızca teknolojik meseleler değildir.
Çalışma hukuku meselesidir. Sosyal güvenlik meselesidir. İnsan onuru meselesidir. Psikososyal risk meselesidir. Yeni çalışma biçimleri ortaya çıkarken çalışanı koruyacak yeni sosyal politika araçlarını da geliştirmek zorundayız. Teknolojiyi insanın yerine değil, insanın hizmetine koyabildiğimiz ölçüde gerçek ilerlemeden söz edebiliriz.
Peki ne yapmalıyız?
Her alanda yirmi yıllık hedefler koymalıyız. Eğitim politikasıyla sanayi politikasını konuşturmalıyız. Üniversiteyle fabrikayı buluşturmalıyız. Tarımı teknolojiyle desteklemeliyiz. Çalışma hayatını geleceğin mesleklerine hazırlamalıyız. Mesleki eğitimi güçlendirmeliyiz. Gençlerin yalnızca iş arayan değil, iş ve değer üreten insanlar olmasını sağlamalıyız.
Kurumlarımızda liyakati güçlendirmeliyiz. Tecrübeyi kaybetmemeliyiz. Kurumsal hafızayı korumalıyız. Ve belki hepsinden önemlisi, günlük tartışmaların biraz üzerine çıkabilmeliyiz. Çünkü dünyanın bizi beklemek gibi bir mecburiyeti yok.
Ülkeler yarışıyor. Bilgi yarışıyor. Teknoloji yarışıyor. Üretim yarışıyor. İnsan kaynağı yarışıyor. Biz de bu yarışın içinde olmak zorundayız. Bugünün sorunlarını elbette çözelim. Ama gözümüz yalnızca bugünde kalmasın. Çünkü devlet aklı bugünü yönetirken yarını hesap edebilmektir.
Esas mesele günü kurtarmak değil, geleceği kurmaktır. Türkiye'nin önündeki en büyük soru da bence budur: Gelecek geldiğinde onu seyredenlerden mi olacağız, yoksa onu bugünden hazırlayanlardan mı?
