Köşe Yazısı

Emperyalizmin aparatı olarak Kürtçülük ve Türkiye gerçeği

Ali Açık
Ali Açık
2 dk Sesli Dinle 0

Türkiye’nin son yarım asırlık siyasi ve güvenlik gündemine bakıldığında değişmeyen bir gerçek vardır: Bu ülkenin önüne konulan “Kürt sorunu” denilen dosya, Türkiye’nin iç dinamiklerinden değil, emperyal güç merkezlerinin karanlık masa başlarından çıkmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana İngiliz ve Fransız aklı, Ortadoğu’yu cetvelle bölerken Türkiye’yi de istikrarsızlaştıracak fay hatları üretmeyi ihmal etmemiştir. Dün isyanlarla, bugün terör örgütleriyle… Yöntem değişmiş, hedef değişmemiştir: Güçlü bir Türkiye’yi engellemek.
48 yıldır PKK denilen terör örgütü, başta Amerika olmak üzere Batı’nın elinde bir savaş aparatı olarak kullanılmıştır. Bu örgüt, ne Kürtlerin temsilcisidir ne de Türkiye’nin bir “iç meselesi”dir. PKK, doğrudan doğruya Türkiye’nin kalkınmasını, birliğini ve bölgesel güç olma iddiasını hedef alan taşeron bir yapıdır.
Bugün şu soruyu sormak zorundayız:
Türkiye, PKK ile mücadeleye harcadığı milyarlarca doları, verdiği on binlerce evladını, yitirdiği yetişmiş insan gücünü yatırıma, eğitime ve üretime yönlendirebilseydi, bugün dünyanın ilk on ekonomisi arasında olmaz mıydı?
Bu bir varsayım değil, acı bir gerçektir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Kürtler azınlık değildir; ülkenin asli unsurudur. Kürt kökenli vatandaşlar, seçme ve seçilme hakkından ticari faaliyete, kamuda görev almaktan siyasete kadar hiçbir alanda ayrımcılığa uğramamıştır. Aksine bugün TBMM’de nüfus oranlarının üzerinde temsil edilmektedirler. Türkiye’nin her yerinde, her sektöründe, her kademesinde Kürt vatandaşlarımız vardır ve bu ülkenin nimetlerinden herkesle eşit şekilde yararlanmaktadırlar.
O hâlde sorun nerede?
Sorun, Kürtlerde değil; Kürtçülük ideolojisini bir bölücülük aracına çeviren, bunu da Batı’nın desteğiyle sürdüren siyasi yapılardadır. Sorun, terörü meşrulaştırmaya çalışan, PKK’yı aklayan, ayrılıkçı dili “siyaset” diye pazarlayan zihniyettedir.
Emperyal güçler, bu aparatı bir gün silahla, bir gün siyasetle, bir gün “demokrasi” ambalajıyla kullanmaktan vazgeçmeyecektir. Çünkü onların derdi Kürtler değildir; Türkiye’dir.
Bu nedenle artık şu gerçeği yüksek sesle söylemek zorundayız:
Türkiye, terör örgütleriyle ve onların siyasi uzantılarıyla müzakere ederek değil, kararlı bir mücadeleyle sonuç alabilir. Devlet aklı, bu gerçeği net biçimde idrak etmelidir.
Aksi hâlde emperyalizm, bu millete aynı aparatı farklı isimlerle, farklı kılıflarla dayatmaya devam edecektir. Bugün PKK olur, yarın başka bir etiket… Ama hedef hep aynı kalır.
Bu ülkenin kurtuluşu; etnik kimlikler üzerinden yürütülen sahte sorunlarda değil, Türk milletinin birlik şuurunda, devletin kararlı duruşunda, emperyalizme karşı tavizsiz mücadelede  ve ATATÜRK ORTAK PAYDASIN DA BİRLEŞMEKTE yatmaktadır.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni açılımlar değil, açık bir iradedir.

Bu Yazıyı Paylaş