Köşe Yazısı

 Göçmen ülkesi Türkiye

Ali Açık
Ali Açık
2 dk Sesli Dinle 1

Türkiye, tarihinin en büyük demografik baskılarından biriyle karşı karşıya. Resmî rakamların ötesinde, sahadaki gerçek tabloya bakıldığında milyonlarca sığınmacının kalıcı hale geldiği bir süreç yaşanıyor. Bu kitlesel hareketliliğin sayısının 5 milyonu aştığını söyleyen ciddi çevreler var ve bu durum artık geçici bir kriz değil, doğrudan bir milli mesele olarak görülüyor.

Sorulması gereken temel soru şudur: Bu göç dalgası sadece savaşların doğal sonucu mu, yoksa yıllar öncesinden öngörülmüş ve altyapısı hazırlanmış bir süreç mi? Sınır güvenliğinin zayıflatılması, geçmişte alınan bazı kararlar ve kontrolsüz geçişlerin uzun süre engellenememesi; “Türkiye bu dalgaya bilinçli biçimde mi hazırlandı?” sorusunu gündeme taşıyor.

Özellikle Afganistan’dan gelen düzensiz göçün büyüklüğü, kamuoyunda uluslararası aktörlerin rolüne dair tartışmaları artırdı. Bu hareketliliğin arkasında küresel güç dengeleri, bölgesel planlar ve Türkiye’nin demografik yapısını etkileyecek uzun vadeli stratejiler olduğu yönünde güçlü kanaatler bulunuyor.
Milliyetçi bakış açısından mesele basittir:

Bir devlet, kendi nüfus dengesini, kültürel sürekliliğini ve milli kimliğini korumak zorundadır. Kontrolsüz ve kalıcı hale gelen kitlesel göç; sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve demografik sonuçlar doğurur. Bu durumun uzun vadede Türkiye’nin üniter yapısını tartışmaya açabileceği yönünde ciddi endişeler dile getirilmektedir.

Devletin temel gücü olan ordunun geçirdiği dönüşüm ve zayıfladığı yönündeki tartışmalar da bu kaygılarla birlikte okunuyor. Güvenlik kapasitesinin aşındığına inanan geniş bir kesim, Türkiye’nin bölgesel hesaplaşmaların merkezine itildiğini düşünüyor.

Bugün gelinen noktada toplumun bir bölümü şu soruyu yüksek sesle soruyor:
Türkiye sadece göç alan bir ülke mi, yoksa demografik olarak yeniden şekillendirilen bir coğrafya mı?

Bu soruların sorulması düşmanlık değil, milli refleks olarak görülmelidir. Çünkü Anadolu, sıradan bir toprak parçası değil; bir milletin tarihsel varlığının merkezidir. Bu varlığın korunması, siyasi tartışmaların ötesinde bir devlet meselesidir.

Açık olan şudur:

Türkiye’nin göç politikasında geçici çözümler değil, kalıcı ve milli bir stratejiye ihtiyacı var. Demografi, güvenlik ve kültürel devamlılık birlikte ele alınmadan atılacak her adım, gelecekte çok daha büyük kırılmalara yol açabilir.
Milliyetçilik; bağırmak değil, ülkenin geleceğini düşünmektir.

Ve bugün en büyük meselelerden biri, Türkiye’nin kimliğini, nüfus yapısını ve devlet karakterini koruyacak iradeyi ortaya koyup koyamayacağıdır.
 

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Alp Demir

    Atatürk bununla ilgili bütün çalışmaları yapmıştır. ABD'yi yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Atatürk'ün bu konudaki söz ve yazışmalarını çıkarıp okumak yeterlidir. Açıkça söylediği şey, Türk soylu olmayanların toplu olarak kalıcı göçmen olmasına itiraz etmiştir. Tek tek kişiler, çeşitli nedenlerle kalıcı göçmen olabilir. Ancak toplu olarak ancak Türk soylular gelebilir.

Bu Yazıyı Paylaş