Köşe Yazısı

Saraya ve pkk İşbirlikçilerine Cevap: Katillere Af Yok

4 dk Sesli Dinle 1

Hürriyet gazetesi köşesinden akıl almaz bir manipülasyona imza atan Abdulkadir Selvi’nin, Meclise sunulması beklenen yasal düzenlemeyi savunurken 1928 tarihli 1239 sayılı Kanun’u emsal göstermesi; tarihsel gerçeklikten tamamen kopuk, hukuki bağlamı bilinçli şekilde saptıran ve kurucu iradenin hatırasını günlük siyasi pazarlıklara kalkan yapan pervasız bir demagojidir.

1920’li yılların henüz kurulmuş, emperyalist işgalden yeni çıkmış genç ulus-devletinin olağanüstü koşulları ile 40 yıldır binlerce masumun kanını döken küresel bir terör örgütünün tasfiye masasını aynı kefeye koymak, akılla, mantıkla ve tarih ilmiyle taban tabana zıttır. Bu saray kalemi, yürüttüğü pespaye savunma hatlarıyla açık bir akıl tutulması yaşamaktadır.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında çıkarılan 183, 356, 1239 ve 1316 sayılı kanunlar; henüz kurumsal yapısını oturtmaya çalışan genç bir üniter devletin, savaş artığı çeteleri ve coğrafi olarak tecrit edilmiş isyan bölgelerini devlete bağlama, kandırılmış sıradan halkı topluma kazandırma ve merkezi otoriteyi tesis etme amaçlı zorunlu birer geçiş hamlesiydi. O gün devletin otoriteyi sağlama alma refleksi vardı.

Bugün ise 100 yıllık köklü, kurumsal kapasitesi tam, ordusu ve polisiyle sınırlarını koruyan güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti vardır. 40 yıldır askeri, polisi, öğretmeni ve sivili katletmiş organize bir terör yapısına "geçiş hukuku" kisvesiyle özel af ve serbestlik tanımak, devletin ciddiyetiyle ve adalet duygusuyla tamamen çelişmektedir.

Bu tarihi çarpıtmadaki en büyük toplumsal çelişki isyanın elebaşının konumudur. 1928 yılında çıkarılan 1239 sayılı Kanun; isyanın elebaşı ve uzantıları ile dolaylı veya dolaysız masaya oturularak çıkarılmadı. Şeyh Sait yakalanmış ve hak ettiği şekilde idam edilmiştir.

Elebaşının cezalandırılması, devletin otoritesini asla tartışmaya açmamış; aksine Milli Üniter Devletin sarsılmaz iradesinin tescili olmuştur. Tarihi emsalde elebaşına af düşüncesi bile yoktur. Günümüzde ise süreç, vatana ihanetten hükümlü Abdullah Öcalan’ın siyasi rolüne dayanmaktadır. TBMM Komisyonu'nun İmralı’da Öcalan’ı dinlemesi senaryoları ve isyanın elebaşını görüşme masasına çağırmak, toplumsal vicdan ve adalet duygusu açısından tarihteki uygulama ile kesinlikle bağdaşmamaktadır.

Çıkarılacak kanundan sadece pkklıların yararlanmasını sağlamak hedeflense de, doğrudan "Hükümet pkkya özel af çıkardı!" algısından korkulmaktadır. Bu nedenle "geçiş hukuku" ve "terörsüz Türkiye’ye geçiş kanunu" gibi yapay ve aldatıcı terminolojiler kullanılmaktadır. Bu terminoloji oyunu, toplumsal tepkileri yumuşatmayı hedefleyen ucuz bir siyasi manevradır ve milli dürüstlük ilkesiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Hukuki ve siyasi çevrelerin haklı olarak belirttiği gibi: "Zira siz adını ne koyarsanız koyun; yaptığınız filtrelemeler ve kısıtlamalarla kanunu sadece pkknın yararlanacağı şekilde çıkardığınızda ve bu kanunla sadece pkklılar serbest kalıyorsa bunun adı ‘pkkya Af Kanunu’ olur… ‘Geçiş hukuku’ ise okkya affın kılıfından başka bir şey değildir." Bu kılıf, meşruiyet üretmekte zorlanan bir siyasi teslimiyeti hukuki zemine oturtma çabasıdır.

İktidar sözcülerinin ve saray kalemlerinin, yürüttükleri taviz ve müzakere süreçlerini meşrulaştırmak için Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’nün adını arkalarına sığınarak kullanmaları son derece tehlikeli ve ikiyüzlü bir taktiktir. Kurucu kadrolar, bu ülkeyi teröristlerle masaya otursunlar veya katilleri affetsinler diye kurmamıştır. O gün çıkarılan kanunlarda dahi devletin otoritesinden bir milim taviz verilmemiş, suçluların devlete teslim olması ve uzun denetim sürelerinden geçmesi şart koşulmuştur.

Bugün ise "Terörsüz Türkiye" kisvesi altında yürütülen süreç, milletin vicdanını kanatan, şehit ailelerinin hatırasına açıkça saygısızlık eden ve teröristleri aklamaya çalışan siyasi bir örtülü aftan ibarettir. Selvi’nin bu sürece karşı çıkanları "Atatürk düşmanlığı" ile itham etmesi ise zavallılığın dik alasıdır.

Abdulkadir Selvi ve benzer zihniyetlerin, bu hukuki çarpıtmalara ve teslimiyet politikalarına karşı çıkan her türlü haklı itirazı susturmaya kalkışması hırsızın ev sahibini bastırma çabasından başka bir şey değildir. Terör olaylarına karışmış, masumların kanına girmiş, insanlığa karşı suç işlemiş herkesin Anayasa ve Türk Ceza Kanunu çerçevesinde hukuki sorumluluğunu eksiksiz yerine getirmesi ve yargı önünde hesap vermesi bir pazarlık konusu olamaz.

Özel af düzenlemesi, gelecekteki terör örgütlerine karşı mücadelede tehlikeli bir emsal oluşturarak devletin caydırıcılığını sıfırlama riskini taşımaktadır. Hukuki meşruiyet asla siyasi çıkarlara feda edilemez; çünkü hukukun üstünlüğü bu devletin varlığının son kalesidir. Tarih, bu millete ihanet edenleri de onlara kalemşorluk yapanları da asla affetmeyecektir. Terörle müzakere edilmez, terör bitirilir; teröristler aklanamaz, adalet önünde hesap verir!

Eğer bu ülkede gerçekten bir adalet aranacaksa, apo denen şerefsiz dahil tüm elebaşlarını sartsiz ve tereddütsüz idam edelim! Arkalarından "suça bulaşmamış" masalıyla sokağa salmak istedikleriniz de dahil olmak üzere herkes gerekli en sıkı sorgu sualden, en ağır yasal filtreden ve tavizsiz hukuk süzgecinden geçsin; ancak ondan sonra ne olduğuna ve ne olacağına bakarız. Şehitlerimizin kanı yerde dururken katillere kapı aralayan bu kirli senaryolarınız tarihe ve bu milletin sarsılmaz vicdanına çarpıp paramparça olacaktır. Terörle müzakere edilmez, terör bitirilir; teröristler aklanamaz, adalet önünde hesap verir!

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • ENDER GÜNER

    Değerli Gazim, Bu güzel yazı ve tespitleriniz çok önemli. Umarım gerekli mercilere ulaşır ve kararlarında etki sağlar. Kaleminize, yüreğinize sağlık.

Bu Yazıyı Paylaş