Sessizce değişen Türkiye
Türkiye son yıllarda çok büyük bir dönüşümün içerisinden geçiyor. Ancak bu değişim, çoğu zaman sessiz ilerlediği için yeterince fark edilmiyor. Bir tarafta hızla düşen doğurganlık oranları, diğer tarafta milyonlarla ifade edilen düzensiz göç hareketleri… Aslında bugün yaşananlar sadece ekonomik ya da sosyal bir mesele değil; geleceğin Türkiye’sini şekillendirecek tarihi bir kırılmadır.
Eskiden kalabalık aileler bu toplumun temeliydi. Çocuk, sadece tüketen değil; üreten, paylaşan ve sorumluluk alan birey olarak yetişirdi. Her çocuğun evde bir görevi vardı. Büyük kardeş küçüğüne bakar, çocuk aile hayatının yükünü omuzlayarak büyürdü. Çünkü aile aynı zamanda kültürün, ahlakın ve milli kimliğin taşıyıcısıydı.
Bugün ise tablo değişiyor. Tek çocuklu hatta çocuksuz aileler giderek artıyor. Gençler ekonomik kaygılar, gelecek korkusu ve hayat şartlarının ağırlığı altında aile kurmaktan uzaklaşıyor. Doğan çocuk sayısı azalırken toplum yaşlanıyor. Bir milletin geleceğini ayakta tutan en büyük güç ise genç nüfusudur.
Tam da böyle bir dönemde Türkiye, dünyanın en fazla göçmen barındıran ülkelerinden biri haline geldi. Milyonlarca sığınmacı ve düzensiz göçmen artık geçici değil, kalıcı bir yaşam kuruyor. Elbette savaş mağduru insanlara vicdanla yaklaşmak insani bir görevdir. Ancak hiçbir devlet, kendi toplum yapısını, kültürel dengesini ve gelecek planlamasını görmezden gelemez.
Çünkü nüfus sadece sayı değildir. Nüfus; dil, kültür, yaşam biçimi, aidiyet ve ortak gelecek demektir. Eğer bir ülkede yerli nüfus hızla azalırken dışarıdan kontrolsüz ve büyük bir nüfus hareketi yaşanıyorsa, zamanla o ülkenin sosyolojik yapısı da değişmeye başlar. Bugün birçok insanın hissettiği endişe tam olarak budur.
Mesele insan düşmanlığı değil, mesele bir milletin kendi geleceğini koruma kaygısıdır. Avrupa ülkeleri bile göç konusunda kendi kültürel yapılarını koruyacak politikalar geliştirirken, Türkiye’nin bu konuyu konuşması neden yanlış olsun?
Bir ülkenin sınırları sadece haritalarla korunmaz. Kültürüyle, aile yapısıyla, eğitim sistemiyle ve yetiştirdiği nesillerle korunur. Eğer çocuk yapmaktan uzaklaşan, sorumluluk duygusunu kaybeden ve geleceğe dair umutlarını tüketen bir toplum haline gelirsek; yarının Türkiye’si bugünkünden çok farklı olacaktır.
Belki de artık asıl sormamız gereken soru şudur: Biz çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakacağız? Ve daha da önemlisi… O ülkenin sahibi olacak nesilleri yetiştirebiliyor muyuz?
Yazarın Diğer Yazıları
- TÜRK SİYASETİ NASIL DİZAYN EDİLDİ?
- KÜRT SORUNU MU, YOKSA KÜRTLERİN SORUNU MU?
- ALLAH’IN AFFETME DİĞİNİ SİZ HANGİ HAK VE YETKİYLE AFFEDİYORSUNUZ?
- CUMHURİYET'İN HARCIYLA OYNAMAYIN!
- Dünya Türklüğüne ve Türk Milletine Hayırlı Olsun
- Devletin ölçüsü kamu yararıdır
- Devlet ile iktidar aynı şey değildir
- Bir milletin felaketi savaşta yenilmesi değildir, adını unutmasıdır
