Yeni Parti ve Özgür Özel'in pkkya Bakışı Neymiş ki?
Türkiye siyaset sahnesemiz, son yılların en kritik ve muğlak ideolojik deneylerinden birine ev sahipliği yapıyor; henüz kuruluş aşamasının sancılarını yaşayan ve baskı ortamında alelacele sahneye çıkma mecburiyetinde kalan Yeni Parti, yayımladığı resmi programıyla daha ilk günden hem hukukçuların hem de siyaset bilimcilerin radarında derin bir fırtınanın kopmasına yol açtı.
Partinin kurucu metni, bir yandan Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki cumhuriyetin kurucu felsefesine, Altı Ok'un ilkesel mirasına ve tam bağımsızlık idealine sadık olduğunu coşkulu bir dille ilan ederken; hemen devam eden paragraflarda çağdaş liberal siyaset teorisinin en radikal ve tartışmalı kimlik formüllerini metnin kalbine yerleştiriyor.
Bu durum, Türk siyasi tarihinde sıklıkla gördüğümüz, herkesi memnun etmeye çalışan ama özünde kendi bindiği dalı kesen bir söylem karmaşasının en net yeni örneğini teşkil ediyor. Siyaset sahnesine "merkez" iddiasıyla çıkıp hem sağcıyı hem solcuyu, hem milliyetçiyi hem de etnik ve cinsel kimlik vurgusu yapan marjinal grupları aynı masada buluşturmayı vad eden bu yapı, daha yola çıkarken en temel soruşturmayla yüzleşmek zorundadır:
Yeni Parti, üniter ve millî bir devlet anlayışını mı savunmaktadır, yoksa kimlikler üzerinden parçalanmış, mozaik görünümlü ve kotalara dayalı bir federatif zihniyete mi kapı aralamaktadır?
Bu ideolojik savrulmanın en somut ve hukuki açıdan en tehlikeli kırılma noktası, şüphesiz ki parti programının vatandaşlık ve millet tanımına yaklaşımında ortaya çıkmaktadır. Mevcut Anayasamızın 66. maddesi, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" hükmünü amirdir ve buradaki "Türk" ifadesi asla etnik, ırki veya dışlayıcı bir kökene referans vermez; aksine, bu topraklarda yaşayan herkesi hukuki ve siyasi bir üst kimlik çatısı altında buluşturan en güçlü çimento görevi görür.
Ancak Yeni Parti'nin programı incelendiğinde, bu hukuki gerçeğin bilinçli bir şekilde sulandırıldığı ve esnetildiği görülmektedir. Programda vatandaşlık bağının doğrudan Türklük statüsüyle ilişkilendirilmesinden kaçınılmış, bunun yerine "Cumhuriyetimize yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes eşittir. Türk milleti bu anlayışla tanımlanır" denilerek muğlak ve soyut bir ifade tercih edilmiştir.
Vatandaşlık bağını isimlendirme şeklini "Türklük" olmaktan çıkarıp salt bir "eşitlik" soyutlamasına indirgemek ve Türk milletini de bu soyut anlayışın bir sonucu olarak sunmak, anayasal üst kimlik kavramına vurulan ilk ve en büyük darbedir.
Demokrasi kisvesi altında yapılan bu müdahale, toplumun kurucu unsurlarını eşitlemek adı altında eritme riskini taşımakta ve devleti kuran ana omurgayı tartışmaya açmaktadır. Programın ilerleyen bölümlerinde, "Türkiye İttifakı" adı altında pazarlanan ve toplumun her kesimini kucaklama iddiâsı taşıyan söylem ise, gerçekte bir oy avcılığı manifestosu olarak sırıtmaktadır.
Kurucularının dar bir kadroyla ve baskılar altında bir araya geldiği bilinen bu yapının; solcularla sağcıları, yurtseverlerle milliyetçileri, demokratlarla muhafazakârları aynı çatı altında toplayacağını iddia etmesi, Türk siyasetinin acı tecrübelerinde defalarca hüsranla sonuçlanmış suni koalisyon projelerinin bir tekrarından ibarettir.
Devlet Bahçeli'nin geçmişte dile getirdiği ve kamuoyunda büyük tartışma yaratan, devlet yönetiminin etnik ve mezhepsel kotalarla paylaştırılması yönündeki formülasyonlar ile Yeni Parti programının kimlikleri siyasetin merkezine yerleştiren retoriği arasında özde hiçbir fark bulunmamaktadır.
Eğer bir siyaset yapma biçimi, bireyleri eşit vatandaşlık bilinciyle ve ortak bir ulusal aidiyetle kucaklamak yerine; onların etnik kökenlerini, mezheplerini, inançlarını, yaşam tarzlarını ve hatta cinsel yönelimlerini özerk siyasi kategoriler olarak öne çıkarırsa, o yapı millî bir parti olmaktan çıkar ve bir menfaat pazarına dönüşür.
Programda doğrudan "LGBT" kelimesi zikredilmese de "cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği" ifadelerinin açıkça metne konulması, küresel merkezlerin dayattığı kimlik siyasetinin yerli bir siyasi partiye truva atı gibi sokulduğunun kanıtıdır. Toplumsal değerlerle hukuk normları arasında ileride telafisi imkansız çatışmaların fitilini ateşleyecektir.
Benzer bir tehlikeli muğlaklık, programın Kürt sorunu ve "eşit yurttaşlık" başlığı altında dile getirilen vaatlerinde de tüm çıplaklığıyla kendini göstermektedir. Metinler yer alan ana dil hakları ve demokratikleşme vurguları, ilk bakışta evrensel insan hakları standartlarına uygun gibi sunulsa da, kavramların arkasındaki siyasi bagaj göz ardı edilemez.
Türkiye'de son yıllarda terör odaklarının ve onların siyasi uzantılarının diline yerleşen "eşit yurttaşlık" kavramı, masum bir kanun önünde eşitlik ilkesi değil; etnik grupların kolektif haklar ve özerk temsil talep ettiği, üniter devlet yapısını etnik federalizme dönüştürmeyi amaçlayan bir siyasi mühendislik kodudur.
Ulus bilincini zayıflatarak toplumu etnik ve kimliksel fay hatlarına göre bölen her siyaset, iyi niyetli adımlarla başlasa dahi nihayetinde ülkenin bütünlüğünü hedef alan dış ve iç odakların ellerine koz verecektir.
Netice itibarıyla, Yeni Parti'nin yayımlamış olduğu bu program; ilk düğmesi yanlış iliklenmiş ve geri kalan tüm düğmeleri de bu hatayla birbirine karışmış sakat bir siyasi gömlek gibidir.
Yeni Parti yönetimi, kamuoyundan gelen bu haklı ve derin eleştiriler karşısında daha fazla vakit kaybetmeden çok net bir karar vermek zorundadır:
Ya küresel kimlik siyasetinin ve etnik mühendislik projelerinin taşıyıcısı olan bu muğlak çizgiden vazgeçip Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter, millî ve vatandaşlık esaslı kurucu felsefesine sarsılmaz bir sadakatle bağlanacaklar...
Ya da daha yola çıkmadan kendi programlarının çelişkileri altında kalarak siyaset sahnesinin tozlu raflarına silinip gideceklerdir.
Ve Soruyorum:
1. Programınızda "eşit yurttaşlık" ve "ana dil hakları" başlıkları altında yer verdiğiniz muğlak ifadeler, Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasa'da sabitlenen "tek dil Türkçe" ve üniter devlet ilkesiyle nasıl bağdaştırılmaktadır?
2. Bu kavramların resmi kurumlarda ve kamusal alanda çok dilliliğe veya bölgesel özerklik taleplerine kapı aralayacağı yönündeki kaygılara karşı net tavrınız nedir?
3. pkk terör örgütünün ve siyasi uzantılarının yıllardır Türkiye'nin bütünlüğünü hedef almak için kullandığı "eşit yurttaşlık" ve "kimlik temelli hak mücadelesi" söylemleri ile sizin parti programınızdaki benzer vurgular arasında nasıl bir ideolojik mesafe bulunmaktadır?
4.Terörün gölgesinde şekillenen bu kavramların programınıza girmesi, bölücü odaklara verilmiş taviz olarak yorumlanmamasını nasıl savunuyorsunuz?
5.Partinizin "Türkiye İttifakı" ve farklı kimlikleri öne çıkaran retoriği, Atatürk'ün kurduğu "tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek millet" ilkelerinden bir sapma mıdır? Yoksa bu kavramları eriterek etnik ve mezhepsel kotalara dayalı mozaik bir federal zihniyete mi hizmet etmektesiniz?
6. Mevcut Anayasa'nın 66. maddesindeki "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" tanımını programınızda esneterek "Türklük" üst kimliğini dışlamanızın ve yerine soyut bir "eşitlik" koymanızın arkasındaki siyasi amaç nedir?
7. Bu tutumunuzla, devleti kuran ana omurgayı ve millî kimliği tasfiye etmeyi mi hedefliyorsunuz?
8. İmralı Sekretaryası üyesi Veysi Aktaş'ın 1 Ağustos 2026 tarihinde Karakoçan'da düzenlenen 2026 Doğa ve Kültür Festivali kapsamındaki panelde açıkladığı ve pkknın stratejik hedefleri arasında yer alan; dağdaki kadroların yasal güvenceyle siyasete taşınması, anadilde eğitim ve Londra Modeli yerel özerklik taleplerini içeren 3 aşamalı "Manifesto" planını onaylıyor musunuz?
9. pkk kanadının "Silah bir amaç değil, siyasetin önünü açacak taktiksel bir araçtır" teziyle hareket ettiği bu süreci "ilkesel olarak desteklemenizin" ve Selahattin Demirtaş'ı cezaevinde değil evinde ziyaret etme isteğinizin, terör örgütünün etnik federalizm ve bölücü yol haritasına verilmiş açık bir destek olarak okunmasına karşı ne diyorsunuz?
10.Veysi Aktaş'ın aynı panelde dile getirdiği, Türkiye solunun ve sosyalistlerin ezberlerini bozarak "Kürt önderlik yapamaz mı?" tezi etrafında şekillendirdiği ideolojik dönüşüm çağrısına katılıyor musunuz?
11. Siyasi hat çizginizi belirlerken pkknın bu hegemonik ve etnik merkezli liderlik dayatmasını stratejik bir ortaklık olarak mı görüyorsunuz?
12. Aktaş'ın yine aynı panelde masaya koyduğu ve "Dar Entegrasyon ve Yasal Çerçeve, Demokratikleşme ve Kimliğin Kabulü ile Demokratik Anayasa" başlıkları altında topladığı sözde "barış yasaları ve entegrasyon" paketini destekliyor musunuz?
13. Bu süreçle üniter devletin idari ve hukuki bütünlüğünün tasfiye edilip bölgesel idari yapılanmalara dönüştürülmesini onaylıyor musunuz?
14. pkknın ve İmralı çizgisinin "negatif barıştan pozitif barışa geçiş" adı altında savunduğu, devletin üniter yapısının kolektif haklar kisvesi altında "çatışan iki eşit siyasi özne" mantığıyla yeniden müzakere edilmesi talebini meşru buluyor musunuz?
15. Bu yaklaşımın devleti egemen bir güç olmaktan çıkarıp pazarlık masasında bir taraf haline getirmesini nasıl açıklıyorsunuz?
16. Veysi Aktaş'ın Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki seküler yapının geçmişte bölgesel bir işlev gördüğünü ancak günümüzde uluslararası güçlerin seküler/örgütlü bir Kürt varlığını dikkate almak zorunda olduğunu belirterek Abdullah Öcalan'ın "Proto-İsrail" tahliline atıf yapmasını ve resmi tarih tezlerini hedef alan iddialarını benimsiyor musunuz?
17. Bu iddialarla cumhuriyetin kurucu hafızasını tasfiye etmeyi amaçlayan pkk stratejisi arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
18. Özgür Özel ve Yeni Parti olarak; terör örgütünün ve cezaevi/dağ sekretaryasının dayattığı "karşılıklı tanıma, kolektif haklar ve paylaşımlı yönetim" ilkelerini içeren bu entegrasyon modelini, CHP'nin ve muhalefetin ulusal ve üniter çizgisiyle nasıl bağdaştırıyorsunuz?
19. Türkiye'yi etnik ve kimliksel fay hatlarına bölerek federatif bir yapıya sürükleyen bu yol haritasına karşı partinizin net ve tavizsiz bir milli duruş sergilemesi için daha neyi bekliyorsunuz?
Yazarın Diğer Yazıları
- Mekke Anlaşması: Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?
- "Terörist Meclis'te konuşma mı yapar? Ey Yıldıray Çiçek
- Apo'nun Villasını Bahçeli Mi Yaptırdı?
- Londra'da Yahudi-Kürt Konferansı: Stratejik Ortaklık
- Yaşasın του κινήματος الحكيم serok Bahçeli!
- Kağan Kutsaldı, Padişah Ulu'ydu. Ya Cumhurbaşkanı?
- Türk Askerini Vurmak- "Beni Kimin İçin Öldürdünüz?"
- Suç Duyurusunda Bulunuyorum
Yorumlar
- Alp Demir
Türkiye'nin sorunları herkesi birleştireceğiz diyenlerle çözülemez. Türkiye'nin sorunları Kuruluş İlkelerine uymayanları tasfiye edeceğiz diyenlerle çözülür. Ortada öyle bir parti yok. Olsa da iktidarı alması zor görünüyor. Sonuçta bu iş siyaset ile çözülemez.
