Karanlıkta kör ebe

Kim kör kim ebe

Gel de ebeye sövme

Gel de oyuna küsme

Gündem ilginç. Evet, çok ilginç. Zaten doğru cevapları bıraktık ilginç cevaplar peşinde koşar olduk...

İmamoğlu türbe ziyaretinden başlayalım.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu türbe ziyaretinde ellerini kıçının üstünde birleştirmiş. Bu bana bir karikatürü anımsattı, karikatürde bir Arap şeyhi ellerini kıçının üstünde birleştirmiş beş çarşaflı karısı arkasından yürüyor. Sonra birde bizim Züğürt ağa var, elleri hep arkasında birleşmiş marabalar önünde eğiliyor.

Evet, bu vücut dilinde bir güç göstergesi olarak okunur.

Bir meydan okuma tavrıdır. Bazı hadsizler Atatürk’ün ellerini arkasından birleştirdiği resimleri paylaşıp ayıplarını aklamaya çalışsalar da İmamoğlu Züğürt ağa konumundan öteye geçemez kusura bakmayın.

Ahmet Kaya dinlerim şarkılarını da severim. Sayın İmamoğlu Ahmet Kaya mezarlık ziyaretinde karanfillerle elle pençe divan dururken, kendi tarihi mezarlıklarında elleri kıçında “Ey Sultanlar siz öldünüz, İşte İstanbul’un sahibi benim” diyor güya.

Hanginiz bir mezarlık ziyaretini elleri kıçında ziyaret ediyor. Bunun başka bir açıklaması olamaz ağalar.

Meclise sayın vekiller elleri kıçında kürsüye çıkar oldu söylem şu cebinden bir resim çıkarıp “Bakın cumhurbaşkanı da şehit cenazesinde kolunu tabuta koymuş konuşma yapıyor” diyor birde paylaşımlar hazırlamışlar “Bizim elimiz kıçımızda milletin cebinde değil”

Yani tencere dibin kara seninki benden kara.

Bu ironiyi psikologlara sosyologlara bırakıyorum ve diyorum ki “Ağam sen benim seçtiğim belediye başkanısın, elini istediğin yere ancak evinde koyabilirsin.. Sende bunun ne anlama geldiğini bilecek kadar zekisin”

***

Gündem demişken Ruhsar Pekcan bacım hakkında bir şeyler yazmazsam gücenebilir. Reklamın iyisi kötüsü olmaz düsturundan yola çıkarsak kendisini bu konuda başarılı buluyorum. Gelmişini geçmişini soyunu sopunu, dinini imanını, bilmem ama inanın hakkında bir hikaye yazasım geliyor.

Şöyle başlardım.

“Kentin varoşlarında damı akan kapısı kırık derme çatma bir evde nur topu gibi bir kız doğdu, adına Ruhsar dediler. Çöplerden ekmek toplayarak büyüyen Ruhsar’ın hiç oyuncak bebeği olamadı. Karşı konaktaki yaşıtı olan prensesler gibi yaşayan kız çocuğuna imreniyor, büyünce en büyük ben olacağım diyordu... Evet, Ruhsar büyüdü memlekete bakan oldu, mevki makam para her şeyi vardı ama daha çok daha çok çok olmalıydı. Adı yolsuzluklara bulaştı bu bir nevi hırsızlık galiba. O kadar cesaretli bir kızdı ki Ruhsar, o memleketin cumhurbaşkanının eşinin adını kullanarak içindeki ukdeyi söndürmek için Avrupa’dan eşyalar falan almak istedi. Bir kuruşu ziyan olsun istemiyordu Ruhsar... Birileri çıkıp Ruhsar yüce divana çıksın der oldu. Hem yüce hem de divan. İyi bişey olmalı Ruhsar. Ama Ruhsar sustu sustu sustu..” O cesur kız sustu bende susayım artık. Görelim Mevla neyler Ruhsar’a.

***

Asıl gündemi sona sakladım. “Baydın” çıktı yüz yıllık bir sancı olan sözde “Ermeni soykırımı yapılmıştır, kabul edin” dedi…

Her şerde bir hayır olduğunu gördük beraberce. Önce herkes birbirine baktı, önce kim kınayacak.

Sırayla mevcut partiler çıkıp sözde “Ermeni Soykırım” meselesini üslubuyla kınadı reddetti. “Atatürk” diyemeyen Kaftancı’da aksi bir ses çıktı ama üstünü kapattılar. Ne kadar uğraşmalarda tarzı da tavrı da bellidir.

HDP’yi Türkiye’de yaşayan Kürt kardeşlerimizi temsil eden bir parti olarak bilirdik. Oysa Ermenileri temsil eden bir partiymiş. Sözde soykırım meselesini kınamadıkları gibi bitlerinin kanlandığını düşünerek seslerinin volümü yükseldi.

İlk ve tek cevap Ümit Özdağ hocadan geldi.

Ümit hocaya bu konuda destek vermeyen herkesin vatanseverliğinden şüphe ederim.

Son günlerde Yavuz Ağıralioğlu vekilimizde bu konudaki sert çıkışlarıyla sanırım partisinde yalnız kaldı.

Partisinde yalnız kalsa da Türk halkı böyle yiğitlerin her zaman yanında olacaktır.

Daha önceki yazılarımda da dünyada milliyetçilik akımının süratle yükseldiğini söylemişti.

Matbaada üç yüz sene geç kaldığınız gibi geç kalmayın.

Artık uyanma birlik ve beraberlik zamanıdır..

Cumhurbaşkanına gelince muhalefet, yok yumuşak kınadı, yok yaptırım beklerdik v.s.

Siz önce HDP’yi bir susturun. Tavrınızın netliğini görelim.

Cumhurbaşkanı açıklamanın hemen ardından başlattığı “Pençe-Kaplan” harekâtlarıyla Amerikan ya da uşaklarına da çok güzel bir cevap vermiştir, kimsede kusura bakmasın.

Yaptırımların iler ki zamanlara bırakılması da siyaseten doğru bir karardır diye düşünüyorum.

Velhasıl bir deli bir kuyuya bir taş atmış kırk akıllı çıkaramamış.

Diyeceklerim bu kadar .

Mümkünse muhabbetle değilse sevgiyle GÜLÜMSE..