Merhaba sevgili dostlar.

Bu sizlerle ilk buluşmamız, sizlerle uzun süre yol arkadaşlığı yapmayı ümit ediyorum. Hepinize selam ve saygılarımı sunarak sözlerime başlamak istiyorum.

Bu yazımda günümüzün en önemli sorunu ve Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike olan siyasal İslam ve onun beslendiği, adeta onun bir uzantısı haline gelen tarikat ve cemaat yapılanmaları ile ilgili bazı konulara değineceğim.

Bugün Türkiye’de yaklaşık 30’un üzerinde tarikat, cemaat ve bunlara bağlı 400’den fazla kol olduğu biliniyor.

Dernek, vakıf adı altında kurulan bu oluşumlar gerek ellerinde bulunan basın yayın organları gerekse siyasete olan yakınlıkları ile ticaret hacimlerini daha da genişleterek devasa şekilde holdingleşmiş durumdalar.

Aslında her tarikat ve cemaat birbirleri ile rekabet ederek üye sayılarını arttırıp sermayesini günden güne katlıyor.

Zira onlar için her mürit ve ailesi aynı zamanda bir müşteri ve seçmen oluyorlar.

Mesela şeyhin hac organizasyon şirketi varsa müridi daha sevap olduğunu düşünerek tercihini bu şirketten yapıyor.

Hangi işi yaparlarsa yapsınlar müşterileri hazır.

Her ne kadar siyaset ile bağlantıları olmadığını söyleseler de,

Bir şeyhin cenazesine katılımda büyük rağbet gösteren bazı siyasiler gösteriyor ki,

Siyasetin bir ayağı da cemaat ve tarikatlara bağlı.

Bazı siyasi partiler,

Oy kaygısı nedeniyle, gün geçtikçe güçlenen bu yapılarla,

Seçimde onların desteklerini alabilmek için,

Makam, mevki koltuklarını sağlamlaştırmak için,

Bunların yaptıkları illegal bütün işleri görmezden gelmeyi adeta kendilerine bir görev atfetmiş vaziyetteler.

Anlayacağınız körler sağırlar birbirini ağırlar hikayesi.

Mürşitlerinden talimat alan müritler,

Bu bir iman meselesidir diyerek,

Halkın dini duygularını kullanarak,

Şeyhinin desteklediği partiye oy toplayabiliyor.

Bu desteğin karşılığında ise,

Taleplerini iktidardan isteme hakkını kendilerinde görebiliyorlar.

Anlayacağınız al gülüm ve gülüm meselesi.

 Adeta holdingleşen ve kurumsallaşan bu yapılar,

Bürokraside,

Eğitimde,

Sağlıkta,

Yargıda vs vs. devletin sayamadığımız birçok önemli kurumlarında yer alarak,

Özellikle kadrolaşarak siyaseti etkileyebiliyorlar.

Medyayı da kullanarak aldıkları bağışlarla holdingleşmeye devam ediyorlar.

Sevgili dostlar,

Türkiye Cumhuriyeti; Laik, demokratik bir sistemle yönetilmelidir.

Peki, özellikle son 20 yılda adeta sarmaşık ağı gibi ülkenin her kurumunu ele geçiren bu şer yuvalarının güçlenmesinin altında yatan neden nedir? Hiç düşündünüz mü?

Bunun olsa olsa tek nedeni vardır. CEHALET...!

Yani sorun toplumun gerçek manada dini bilmemesi.

Hal böyle olunca da bu şer yuvalarına gün doğmuş oluyor.

Gelinen nokta itibariyle şuanda ülkemizin içinde bulunduğu durum hiç de iç açıcı olmadığını bilmenizi isterim. Ulu önderin dediği gibi; “Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” Gerçeğini göz ardı etmememiz gerekmektedir.

Bir tarafta halkın paralarıyla bu şer yuvalarına göz yummak kaydıyla ve bunu doğal sonucu olarak, bunların desteklerini yanına alarak gününü gün eden sözde devlet adamları,

Diğer tarafta

Ekonomik darboğaz,

Yoksulluk,

Açlık,

Sefalet,

İşsizlik,

Hayat pahalılığı,

Adaletsizlik,

Güvensizlik,

Liyakatsizlik,

Barınma sorunları ile karşı karşıya kalan halk.

Gerek iç siyasette,

Gerekse dış siyasette, halkın menfaatini gözetmeksizin alınan yanlış kararlar (mülteci sorunu, yanlış dış politika vs) halkın sırtındaki yükü daha da ağırlaştırmakta ve bu durum artık çekilmez bir hal almakta.

Sonuç olarak Türkiye’nin liyakatli ellere teslim edilmemesinin acı reçetesi,

Üretimden yoksun, dışa bağımlı bir ülke haline gelmesini de kaçınılmaz kılıyor.

Unutmamalıyız ki; Dünyada, ancak kendi kanatları ile uçmayı becerebilen ülkeler saygınlık kazanır.

Sözlerime Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ulu önderimiz ve banimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muhteşem sözü ile son vermek istiyorum.

“Hayatta en haki mürşit ilimdir, fendir, ilim ve fenden başka yol gösterici aramak gaflettir, delalettir, cehalettir…”

Sevgi ve saygılar….