Köşe Yazısı

1944 Türkçülük Davası, Milliyetçiliğin Sorgulandığı Bir Dönem

Adnan Hazır
Adnan Hazır
8 dk Sesli Dinle 3

Cumhuriyet'in ilanından sonra Türkiye, Batı tipi bir modernleşme ve devletleşme süreci içine girmişti. Bu süreçte Türk kimliği, Cumhuriyet’in temeli yapılmak istenmişse de 1930’lardan itibaren devletin öncelikleri değişmeye başladı. II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde, milliyetçilikle devlete sadakat arasındaki çizgi netliğini yitirdi. Bu bulanıklık, 1944 yılında Türkçülük Davası ile trajik bir hâl aldı.

Dönemin Siyasal Atmosferi ve Dış Baskılar

Türkiye, savaş yıllarında tarafsızlık politikası gütmeye çalışırken, Nazi Almanyası ile Sovyetler arasında sıkışmış bir dış politika yürütüyordu.

Almanya'nın Pan-Germen politikası, Türkiye’deki Pan-Türkist aydınlarla ilişkili algılandı.

Sovyetler Birliği'nin savaş sonunda Türkiye'den toprak talepleri (Kars ve Ardahan) ve Boğazlar üzerindeki baskısı, Ankara’yı büyük bir baskı altına aldı.

Bu süreçte, Sovyet dostu bir imaj vermek isteyen CHP hükümeti, milliyetçi aydınları hedef alarak Sovyetlerle ilişkileri dengelemeye çalıştı.

3 Mayıs 1944: Bir Direniş Günü

Nihal Atsız’ın dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i ve Sabahattin Ali’yi komünistlikle suçlayan yazıları, "Orhun" dergisinde yayımlanıyordu.

Atsız'ın yazılarında komünizme karşı sert bir tutum vardı. Ancak bu yazılar vesile edilerek hakkında dava açıldı.

İsmet İnönü tarafından 3 Mayıs 1944 ırkçılık-Turancılık Davası ismi ile anılan 7 Eylül 1944'te başlayan ve 29 Mart 1945'e kadar süren, Türk siyasetinde önde gelen 23 ismin Irkçılık-Turancılık suçlamasıyla yargılandığı sürecin adıdır.

Dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu 5 Ağustos 1942'de TBMM'de yaptığı konuşmada şunları söyler:

"Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız."

Bu açıklamaya rağmen devletin her tarafına "komünist" kadroların yerleştirilmekte olduğunu düşünen Nihal Atsız dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu'na Orhun dergisinde 1 Mart 1944'te ve gene bir ay sonra 1 Nisan 1944'te olmak üzere iki açık mektup kaleme alır, Başbakan'a şikayet ve uyarıda bulunur. Şikayet edilenlerin arasında Ahmed Cevad Emre, Sabahattin Ali, Sadrettin Celal Antel, Pertev Naili Boratav ve Hasan Âli Yücel de vardır.

Açık mektuptaki hakaretamiz ifadeler nedeniyle Sabahattin Ali tarafından Atsız mahkemeye verilir. 26 Nisan 1944'te Ankara'da başlayan ilk mahkeme, dönemin gençleri tarafından hınca hınç doldurulur. Mahkeme, 3 Mayıs 1944'e ertelenir.

1944 Irkçılık Turancılık davası, dönemin hükümeti tarafından Ruslara şirin görünmek amacıyla Nazilerle yürüttükleri kendi faaliyetlerini gizleyip, yapılanların sorumluluğunu bir grup Türkçü aydının üzerine yıkmak ve Türkçülüğü lanetlemek için açılmış bir davadır.

Bu dava, aynı zamanda Türk olmayanların ve yabancı hayranı hümanistler ile komünistlerin, Türkçülere karşı nefret ve hırslarını ortaya döktükleri bir davadır! Bu dava, Türkçülüğü ve Türkçüleri Türk Devletinden tasfiye etme çabasıdır.

Dava oyununun sorumluları Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Ulus Başyazarı Falih Rıfkı Atay ve Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ile Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’dür.

Mayıs’taki duruşmaya izleyici alınmaz ve karar açıklanır. Nihal Atsız’a verilen 6 ay hapis cezası 4 aya indirilmiş, infazı ertelenmiştir. Adliye çevresinde toplanan binlerce üniversite öğrencisi, karara büyük tepki göstererek Ulus Meydanı’nda toplanır. Komünizm aleyhinde sloganlar atılır, Hükûmet istifaya çağrılır. Topluluk, emniyet güçlerinin sert müdahalesiyle dağıtılırken 165 genç tutuklanır. Hakkında erteleme kararı olmasına rağmen Nihal Atsız da gözaltına alınır. Ardından bir iki gün içerisinde onunla bir şekilde ilişkisi bulunan elliden fazla milliyetçi aydın, farklı şehirlerde yakalanıp İstanbul’a getirilir; nezarete alınıp sorgulanırlar.

3 Mayıs 1944 Türkçülük davasında sorgulama tarzı ve nezaret ortamı, yargılama ve soruşturma tarihimiz açısından bir faciadır, yüz karasıdır; henüz haklarında tutuklama kararı bile verilmemiş olan insanlara “tabutluk” adı verilen, bir kişinin zor sığdığı, sıcak, daracık hücrede, tepelerinde 150 mumluk ampul yakılarak aç ve susuz, günlerce işkence yapılır. Konuldukları suyu akmayan, pislik içerisindeki hücrelerde de benzer ortam vardır. Reha Oğuz Türkkan, bu yüzden bir gözünü kaybeder; bazıları hastalanır. Bu derece sert ve insanlık dışı uygulamanın sebebi, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün tavrıdır. 19 Mayıs’ta bayram dolayısıyla stadyumda yaptığı konuşma, aslında bir taraftan ilgililere talimat diğer taraftan Sovyetler Birliği’ne verilen mesaj niteliğindedir.

İnönü şöyle diyordu: “Turancılar, Türk milletini bütün komşularıyla onulmaz bir surette derhâl düşman yapmak için bir tılsım bulmuşlardır. Bu kadar bilinçsiz ve vicdansız bu bozguncuların yalan dolanlarına Türk milletinin mukadderatını kaptırmamak için elbette Cumhuriyet’in bütün tedbirlerini kullanacağız.” Konuşmasında dış politikaya da değiniyor ve “Millî Kurtuluş Savaşı sona erdiğinde tek dostumuz Sovyetlerdi. Türkiye’nin ülke sınırları dışındaki Türkleri birleştirmek gibi amacı yoktur.” Bu sözler her şeyi açıklamaya yetmektedir. 

3 Mayıs 1944 Türkçülük davasında tutklananlar ve işkence görenler:

1.Nihal Atsız Türkçülüğün fikir babası, yazar

2.Alparslan Türkeş Genç Kurmay Subay

3.Zeki Velidi Togan profesör Türk tarihçisi, bilim adamı

4.Reha Oğuz Türkkan İstanbul üniversitesi doktora öğrencisi Turancı fikirlerin yayıncısı

5.Nejdet Sançar Eğitimci ve Türkçü aydın

6.Orhan Şaik Gökyay Ankara konservatuarı direktörü, Edebiyatçı, şair

7.Said Bilgiç Ankara Adliyesinde hakim adayı 

8.Hüseyin Namık Orkun Tarihçi ve yazar

9.Fethi Tevetoğlu Doktor üsteğmen 

10.Salim Bayrak Temyiz mahkemesi evrak memuru 

11.Hasan Ferit Cansever doktor yüzbaşı 

12.Nurullah Barıman piyade teğmen 

13.Fazlı Hisarcıklı Ulaştırma As teğmen 

14.Zeki özgür Sofuoğlu Topçu As Teğmen 

15.H. Namık Orkun Tarih öğretmeni 

16.Cebbar Şenal Adana Adliyesinde hakim adayı

17.İsmet Rasin Tümtürk İstanbul belediyesi murakkıbı

18.Cihat Savasfer yüksek mühendislik okulu öğrencisi 

19.Muzaffer Eriş Yüksek mühendis mektebi öğrencisi

20.Fehiman Altan Yüksek mühendis mektebi öğrencisi 

21.Yusuf Kadigil lise öğrencisi 

22.Hikmet Tanyu İçişleri bakanlığında memur 

23.Cemal Oğuz Öcal Gazi Eğitim enstitüsü öğrenci

Sıkıyönetim Mahkemesi’nde açılan dava, basına “Irkçılık-Turancılık Davası” olarak yansıdı.

Sanıklar, Anayasa'ya aykırı örgüt kurmak, rejimi değiştirmeye çalışmak, Sovyetler’e karşı casusluk yapmak gibi iddialarla suçlandılar.

Savunmalar ve Mahkeme Belgeleri

Nihal Atsız, mahkemede şu savunmayı yaptı:

> “Ben Türkçülüğün suç olduğunu düşünmüyorum. Türk milletini yüceltmek ve Türkçülüğü savunmak vatan hainliği değil, tam tersine vatana hizmettir. Rejimi yıkmak gibi bir hedefimiz olmamıştır. Biz Türk milletinin yükselmesi için fikir savaşı veriyoruz.”

Başbuğ Alparslan Türkeş, savunmasında ise tarihe geçen şu sözleri söyledi:

> “Ben Türk ordusunun bir subayıyım. Bu vatan için canımı seve seve veririm. Türkçü olmak suçsa, bu suçu işlemeye devam edeceğim. Çünkü Türk milletinin kaderini Türkçülükle şekillendirmek inancındayım.”

Kararlar ve Temyiz Süreci

1945’te sonuçlanan ilk yargılamada bazı sanıklara cezalar verildi.

Başbuğ Alparslan Türkeş, 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Ancak kararlar 1947 yılında temyizden döndü ve tüm sanıklar beraat etti.

Bu beraat, milliyetçi camiada haklılığın zaferi olarak yorumlandı. Ancak dava, milliyetçi aydınlar üzerinde derin bir iz bıraktı. Atsız ve başbuğ Türkeş gibi isimler için bu süreç, bir tür siyasi ve ideolojik arınma vesilesi oldu.

Türkçülük Davasının Sonuçları

Türk milliyetçiliği, bir ideoloji olarak devletten dışlanmış, “tehlikeli fikir” olarak görülmüştür.

1950’lerden sonra Demokrat Parti ile bu dışlanmışlık bir ölçüde kırılmış, ancak devletin milliyetçiliğe temkinli yaklaşımı sürmüştür.

Başbuğ Alparslan Türkeş, daha sonra subaylığa devam etmiş. 27 Mayıs ihtilalinden sonra sürgün ve emekli edilmşir.

Bir Fikrin Mahkeme Sınavı

Türkçülük Davası, bir düşüncenin mahkeme salonlarında yargılanabileceğini, ama susturulamayacağını göstermiştir. Bu dava, sadece fikir adamlarının değil, aynı zamanda bir milletin kimlik mücadelesinin de sembolüdür. Zira 1944, sadece bir mahkeme değil, bir zihniyetin kıyamıydı.

3 MAYIS’IN RUHU

MİLLETİN BAĞRINDAN YÜKSELEN TÜRKÇÜLÜK

3 Mayıs 1944: Direnişten Destana

3 Mayıs, yalnızca bir protesto günü değil; aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin ilk kitlesel kıyamı olarak kabul edilmiştir. Orhun Dergisi’nin yazarları için düzenlenen bu destek yürüyüşü, Türk gençliğinin fikirle ayağa kalkabileceğini göstermiştir.

Gösteriye katılan gençler, Nihal Atsız’ın uğradığı haksızlığa karşı değil yalnızca; aynı zamanda komünizme, mandacı zihniyete ve milli şuursuzluğa karşı da ayaktaydılar.

3 Mayıs, bu yönüyle bir kırılma değil, bir şahlanış günüydü. Bugün hâlâ Ülkü Ocakları başta olmak üzere milliyetçi camia tarafından “Türkçülük Günü” olarak anılır ve fikrî önderliğin vefa nişanesi olarak yaşatılır.

Fikrî Yönüyle 3 Mayıs’ın Mirası

3 Mayıs, Türkçülüğün sadece geçmişe övgü değil, aynı zamanda geleceğe yön verme iddiası taşıyan bir ideolojik hamle olduğunu ortaya koymuştur. O günlerde başlayan zihnî mücadele, aşağıdaki başlıklarda ete kemiğe büründü:

Türk Milliyetçiliği: Irka değil, kültüre ve millete dayalı bir milliyetçilik anlayışı

Turancılık: Türk dünyasının birliğini hedefleyen, tarihsel ve kültürel yakınlığı esas alan idealdir.

Anti-komünizm: 1940’lardan itibaren Türkçülüğün en belirgin çizgilerinden biri hâline geldi. 

Milli Eğitimde Türkçülük: Atsız ve Sançar gibi isimlerin etkisiyle genç nesillerde millî bilincin temeli oluştu.

Tüm bu süreçlerde Başbuğ Alparslan Türkeş hareketin siyasal ve teşkilat temellerini oluşturdu 

Atsız ve 3 Mayıs Sonrası Yayın Hayatı

Nihal Atsız, mahkeme sürecinden sonra yazın hayatına hız kesmeden devam etti. 1940’ların sonundan itibaren Türkçülük fikrini:

“Türk Ülküsü”,

“Bozkurtların Ölümü” ve “Bozkurtlar Diriliyor”,

“Dalkavuklar Gecesi” gibi eserleriyle yaymaya devam etti.

Özellikle Bozkurt romanları, Türk gençliği üzerinde hem edebi hem de fikrî bir etki yaratmış, milliyetçi camiada bilinç uyandırıcı bir kaynak olmuştur.

Başbuğ Türkeş ve Teşkilatçı Türkçülük

3 Mayıs’ın diğer önemli ismi Başbuğ Alparslan Türkeş, fikirlerini sadece kitaplarda değil; bizzat siyasî ve teşkilat yapılarıyla ete kemiğe büründürmüştür. 1965'te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (CKMP) katılan Türkeş, partiyi dönüştürerek Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) adını vermiştir.

Başbuğ Türkeş'in 3 Mayıs’tan taşıdığı şu ilke, teşkilat anlayışının temeliydi:

> “Türkçülük, bir gönül ve iman meselesidir. İnanmayanı zorla Türkçü yapamazsınız. Ama inanmış olanı da hiçbir kuvvet yoldan döndüremez.”

Ülkü Ocakları ve 3 Mayıs Ruhunun Kurumsallaşması

1970’lerle birlikte Türkeş’in liderliğinde Ülkü Ocakları kurulmuş ve 3 Mayıs ruhu artık gençliğe örgütlü biçimde aktarılmaya başlanmıştır. Bu dönemde:

Bozkurt selamı sembolleşti

Dokuz Işık Doktrini teşkilatlara temel öğreti olarak yayıldı

Türk-İslam Ülküsü ideolojik bir derinlik kazandı

3 Mayıs her yıl Başbuğ Alparslan Türkeş, MHP ve Ülkü Ocakları tarafından Türkçülük, birlik ve şuur günü olarak anıldı

3 Mayıs'ın Günümüze Etkileri

Bugün 3 Mayıs, yalnızca bir anma günü değil; bir ruhun, bir duruşun ve bir dava ahlakının tezahürüdür. Özellikle şu değerleri hatırlatır:

Vefa: 

Atsız’a, başbuğ Türkeş’e ve tüm Türkçü şehitlere sadakat

İman: Türk milletinin geleceğine ve üstün karakterine inanç

Cesaret: Dönemin baskılarına karşı yürüyüşe geçme iradesi

Teşkilatçılık: Fikrin, teşkilatla birleştiğinde etkili olabileceğinin bilincidir.

3 Mayıs - Bir Kıvılcım, Bin Meşale

1944’te Ankara sokaklarında yanan kıvılcım, sadece dönemin milliyetçi gençliğini değil, bir milletin geleceğe uzanan ülküsünü de tutuşturdu. 3 Mayıs; yazıyla, yargıyla, yürüyüşle ve yürekle yazılmış bir destandır.

Türkçülük yalnızca bir fikir değil, aynı zamanda bir yaşama biçimi, bir sadakat biçimi, bir karakter bütünlüğüdür.

Ruhları şad mekanları cennet ve Peygamberimize komşu olsunlar.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Mesut haydar

    Böyle fikri ve bilgilendirici makaleleri ilgiyle severek okuyan bir insanım. 1944 de Kimler yargılanmış öğrendim. Okumayı seven biriyim. Günlük siyaseti gördükçe buna yönelik yazıları bile okumaktan bıktım. Herkes kendi tarafına gire yazıp çiziyor.

  • Timur kalaycılar

    Merhum başbuğumuzun ömrü hep çile içinde geçmiş.Turk milliyetçiliği tarihinin en çilekeş, en mücadeleci en fedekar ve en çok hizmet etmiş lideridir. Yetiştirdiği nesiller, ektiği tohumlar ve fikirleri bugün Türk milliyetçileri ve aziz Türk milleti için bir meşale ve yol göstericidir. Rabbim razı olsun.

  • Mustafa alakuş

    Adnan bey yazılarınız ile sizi sevdik. Çok konuda bilgi sahibi olduk. Allah sizden razı olsun. Bu yazinjz da aydınlatıcı oldu.

Bu Yazıyı Paylaş