Aliyev Sonrası Azerbaycan’ın Siyasi Provası: Siyasal İslam mı?
Başörtüsü yasağı; yalnızca bugünün toplumsal düzenine müdahale mi, yoksa yarının siyasi aktörlerini biçimlendiren daha uzun vadeli bir stratejinin parçası mı? Azerbaycan örneği, bu soruyu iktidarın devamlılığı ve toplumsal muhalefetin üretimi üzerinden yeniden düşünmeyi gerektiriyor.

Bir iktidarın siyasi dili nasıl değişir?
İlham Aliyev'in siyasi çizgisini anlamak için yalnızca bugün aldığı kararlara değil, yıllar içinde kurduğu siyasi söylemin geçirdiği dönüşüme de bakmak gerekir. Aliyev yönetiminin temel meşruiyet kaynaklarından biri, bağımsız Azerbaycan'ın korunması, devletin güçlendirilmesi ve ülkenin toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması iddiası oldu. Özellikle 2020'deki savaş ve sonraki gelişmeler, Aliyev'in kendisini ülkesinin tarihsel hedeflerini gerçekleştiren lider olarak sunmasını kolaylaştırdı. Avrupa'daki güvenlik ve dış politika araştırmaları da askerî başarının onun siyasi konumunu güçlendirdiğine dikkat çekti. Bu dönemde yönetimin siyasi dili, millî egemenlik, devlet otoritesi ve dış tehditlere karşı birlik etrafında şekillendi. Böylece iktidara yönelik eleştiriler, yalnızca yönetimin performansı üzerinden değil, ülkenin birliği ve güvenliği üzerinden de değerlendirilebilir hâle geldi. Ancak savaş sonrasındaki her siyasi kararı güvenlik siyasetiyle açıklamak mümkün değildir. İktidarın devamlılığı meselesi, toplumsal kimliğin nasıl tanımlandığı ve hangi siyasi hareketlere alan açıldığı sorularını da gündeme getirir. Aliyev'in din konusundaki söylemi ise; elbette tek yönlü bir din karşıtlığı olarak okunamaz. Aliyev, 2022'de dinin devletten ayrı tutulması gerektiğini ve siyasi İslam'ın Azerbaycan'da yaygın bir olgu olmadığını vurguladı. Buna karşılık 24 Haziran 2026'da İslam'ın millî ve manevi değerlerin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. 15 Eylül 2026'da ise İslam dünyasına ve dine karşı ilan edilmemiş bir savaş yürütüldüğünü savunan bir söylem kullandı. Bu üç tutum arasında ilk bakışta bir gerilim görülüyor: Din, bir tarafta siyasi iktidardan ayrı tutulması gereken bir alan; diğer tarafta millî kimliğin ve uluslararası dayanışmanın bir parçası. Oysa bu iki yaklaşım aynı siyasi çerçevede bir arada bulunabilir. Devlet, toplumun dinî kimliğini sahiplenirken dinin bağımsız bir siyasi örgütlenme kaynağına dönüşmesini istemeyebilir. Dolayısıyla asıl mesele, iktidarın İslam'a yakın veya uzak olması değildir. Asıl mesele, İslam'ın hangi biçiminin kamusal alanda meşru kabul edildiği ve dinî kimliğin siyasi bir iradeye dönüşüp dönüşemeyeceğidir.
Peki ‘’Başörtüsü yasağı’’: Bir kıyafet meselesinden daha fazlası mı?
2026'da devlet okullarında yürürlüğe giren kıyafet düzenlemeleri bu soruyu somutlaştırdı. 7 Temmuz'da eğitim yasasında değişiklik yapıldı. Eylül ayında öğrenci kıyafetlerine ilişkin kurallar, ekim ayında ise öğretmenlerin kıyafetlerine yönelik düzenlemeler getirildi. Yeni kurallar başörtüsünü açıkça yasaklayan bir ifade içermese de laiklik ilkesiyle bağdaşmadığı düşünülen kıyafetlere yönelik kısıtlamalar uygulamada başörtülü öğrencileri ve öğretmenleri etkiledi. Protestolar ve gözaltılar yaşandığı bildirildi. Hükûmetin açıkladığı çerçeve, laik eğitim ve ortak kıyafet düzenidir. Bununla birlikte bir düzenlemenin resmî gerekçesi, onun bütün siyasi sonuçlarını açıklamaya yetmez. Çünkü yasaklar, yalnızca davranışları sınırlandırmaz; bazen o davranışın çevresinde yeni bir toplumsal anlam da üretir. Başörtüsü, sıradan bir kıyafet tercihiyken devlet müdahalesi sonucunda din özgürlüğünün, aidiyetin ve kişisel iradenin sembolüne dönüşebilir. Daha önce aynı siyasi görüşü paylaşmayan insanlar, ortak bir haksızlık algısı etrafında yakınlaşabilir. Aileler, öğrenciler, öğretmenler ve dinî çevreler arasında yeni dayanışma ağları ortaya çıkabilir. Burada önemli bir ayrım vardır: Bir yasak, kendiliğinden siyasi kitle yaratmaz. Fakat mevcut bir toplumsal kimliğin sınırlarını belirginleştirebilir, dağınık itirazları ortaklaştırabilir ve daha önce siyasetle ilgilenmeyen insanları kamusal alana çekebilir.
Peki yasağın ürettiği kitle, kimin kitlesidir?
Aliyev yönetiminin başörtüsü düzenlemesini, gelecekte ortaya çıkabilecek bir siyasi dalgayı biçimlendirme çabası olarak okumak mümkün müdür? Bu hipotezin iki farklı biçimi var. İlk ihtimal, yönetimin dinî hareketlerin bağımsız bir siyasi güce dönüşmesini engellemek istemesidir. Bu durumda düzenleme, dinî alanı kontrol altında tutmanın ve siyasi İslam'ın devlet dışında örgütlenmesini sınırlamanın bir aracı olarak görülebilir. İkinci ihtimal daha karmaşıktır: Bir yasak, dinî kimliği daha görünür hâle getirerek, onu savunma iddiasındaki aktörlerin güç kazanmasına da zemin hazırlayabilir. Devletin müdahalesi, dinî hassasiyetleri olan insanlara ortak bir mücadele alanı sunabilir. Böyle bir alan zamanla yeni liderler, yeni söylemler ve yeni siyasi talepler üretebilir. Bu noktada şu soru ortaya çıkar: Yönetim, yalnızca dinî muhalefeti bastırmaya mı çalışıyor, yoksa geleceğin dinî muhalefetinin toplumsal tabanını mı genişletiyor? Daha ileri bir varsayım da kurulabilir: Yönetim, toplumsal tepkinin ortaya çıkmasına izin vererek veya onu yönetilebilir sınırlar içinde tutarak, gelecekte kendisinin kontrol edebileceği bir siyasi karşıtlık alanı yaratmak mı istiyor? Bu son iddia, araştırılması gereken bir olasılıktır; mevcut bilgiler Aliyev'in yasağı özellikle böyle bir kitle oluşturmak amacıyla çıkardığını kanıtlamıyor elbette ki. Bir siyasi kararın öngörülebilir sonuçları ile o kararın gerçek amacı birbirinden ayrılmalıdır. Aliyev sonrasını düşünürken yalnızca başörtüsü tartışmasına odaklanmak yeterli değildir. Yönetici ailenin siyasi konumu, iktidar elitinin devamlılığı, muhalefetin örgütlenme kapasitesi ve dinî kurumların bağımsız hareket edebilme imkânı da değerlendirilmelidir. Bu çerçevede üç ayrı gelecek düşünülebilir. Birincisi, laik devlet yapısının ve mevcut iktidar çevresinin devam etmesidir. Dinî kimlik kültürel olarak sahiplenilir, fakat bağımsız dinî siyasetin alanı sınırlı tutulur. İkincisi, toplumsal tepki karşısında dinî sembollere ve taleplere daha fazla alan açan, ancak devlet denetimini koruyan bir yönetim modelidir. Üçüncüsü ise yasaklara karşı oluşan toplumsal tepkinin, mevcut iktidar çevresinin dışında örgütlenen ve daha güçlü dinî referanslara sahip bir siyasi harekete dönüşmesidir. Üçüncü senaryo, ilk ikisinin kaçınılmaz sonucu değildir. Dinî özgürlük talebi, zorunlu olarak İslamcı bir iktidar talebi anlamına gelmez. Aynı şekilde başörtüsü üzerinden gelişen bir muhalefet, laiklik ve hukuk devleti ilkelerini de savunabilir. Bu nedenle geleceği belirleyecek temel soru, dinî kimliğin görünürlüğünden çok, bu kimliğin hangi siyasi örgütlenme biçimine dönüşeceğidir. Sonuç olarak yasaklar geleceğin siyasetini şekillendirir mi? Başörtüsü düzenlemesinin siyasi anlamı, yalnızca kaç kişinin bu kurala uymak zorunda kaldığıyla ölçülemez. Asıl mesele, düzenlemenin toplumdaki aidiyetleri, devletle kurulan ilişkiyi ve muhalefetin örgütlenme biçimini nasıl etkilediğidir. Aliyev'in yıllar içinde millî egemenlik ve laik devlet söyleminden İslam dünyasıyla dayanışmayı vurgulayan açıklamalara uzanan siyasi dili, dinin Azerbaycan'daki iktidar ilişkilerinden bağımsız olmadığını gösteriyor. Ancak bu değişim, tek başına İslamcı bir iktidara hazırlık yapıldığının kanıtı değildir. Belki de daha anlamlı ihtimal şudur: İktidar, dinî kimliği toplumsal ve millî bir değer olarak sahiplenirken onun bağımsız siyasi güce dönüşmesini sınırlamak istiyor olabilir. Böyle bir strateji kısa vadede denetimi artırabilir; uzun vadede ise dinî kimlik etrafında yeni bir muhalefet bilincinin oluşmasına da yol açabilir. Bir yasak, bazen bastırmak istediği şeyi daha görünür kılar. Fakat görünürlük, örgütlenme; örgütlenme de iktidar anlamına gelmez. Aliyev sonrası Azerbaycan'ı anlamak için asıl izlenmesi gereken gösterge, başörtüsünün kamusal alandaki varlığı kadar, bu tartışmanın kalıcı örgütlere, bağımsız siyasi liderlere ve ortak bir programa dönüşüp dönüşmediğidir. Çünkü geleceğin iktidarını yalnızca bugünün yasağı değil, o yasağa karşı oluşan toplumsal tepkinin kim tarafından ve hangi siyasi amaçla örgütlendiği belirleyecektir.
Yazarın Diğer Yazıları
- The War Extending to Riyadh: Iran’s Regional Strategy, Saudi Arabia’s Defense Dilemma, and the Future of Oil
- Riyad’a Uzanan Savaş: İran’ın Bölgesel Stratejisi, Suudi Arabistan’ın Savunma Açmazı ve Petrolün Geleceği
- Rusya Almanya'yı Vuracak mı? Belarus'tan Berline'e Bir Savaş Senaryosu
- Türkiye Ebu Zuhur’a mı, yoksa başka bir noktaya mı üs kuracak?
- Türkiye sınır ötesi harekata mı hazırlanıyor?
- Bir Hareket Ne Zaman Suç Üreten Bir Yapıya Dönüşür?
- 2026 Ortadoğu’sunda aslan kim geyik kim?
- Ortadoğu’daki bu görünmez el kimin?
Yorumlar
- Alp Demir
Sn. Sarıtemur, sakın ola bize benzemeyin. Bunu bir başka Habererk yazısına da yorum olarak yazdım. Bizim yakın tarihimiz size çok şey söyleyecektir. Atatürk'ten ve laiklikten uzaklaşmanın bizi getirdiği noktayı asla göz ardı etmeyin. Sakın Orta Doğululaşmayın. Din başörtüsü demek değildir. Uzaktan yakından ilgisi bile yok. Bunu zorla dayatmalarına izin vermeyin. Türkün töresine sadık kalın. Siyasal İslam denilen şey din değil bir emperyal projedir. Türkiye'deki bir kesimin yükselen anırtılarına sakın kulak vermeyin. Siyasi İslam bir şeytandır. Bunun ülkenizde büyüyüp semirmesine asla izin vermeyin. Bizdeki sonuçları sizin için yeterince örnek olmuştur. Bunu halkınıza anlatın. Gerekirse zor kullanın ve bunu bünyenizden en kısa sürede temizleyin. Ülkenize gelip yerleşmek isteyen, oturma izni almak isteyenlerin de kimler olduğunu ve amaçlarının ne olduğunu öğrenmeden izin vermeyin ve sıkı takip edin. Türk Töresine aykırı hiç bir şeye evet demeyin. Bu Türkiye'deki Türkler olarak bizim korktuğumuz bir şeydi. Korktuğumuz başımıza gelmesin. Biz kurtulamadık , bari siz kendinizi kurtarın bu beladan.
