Köşe Yazısı

Türkiye sınır ötesi harekata mı hazırlanıyor?

Melisa Sarıtemur
Melisa Sarıtemur
16 dk Sesli Dinle 0

Türkiye’de örgütlerin finansal damarlarına yönelik operasyonlar ne anlatıyor? Çeteler, mali suç yapılanmaları ve bazı dini yapılanmalar hakkında art arda operasyonlar gerçekleştirilirken, operasyonların önemli bir bölümünde yalnızca kişiler hedef alınmıyor; şirketler, banka hesapları, ticari işletmeler, taşınmazlar, sosyal medya ağları ve örgütlerin ekonomik kaynakları da hedef haline geliyor.

Devlet içerideki potansiyel güç odaklarını ve ekonomik ağları etkisizleştirerek daha büyük bir dış politika veya güvenlik hamlesinin önünü mü açıyor? Türkiye’nin geçmiş güvenlik pratiğine bakıldığında, iç güvenlik konsolidasyonu ile dış güvenlik operasyonları arasında zaman zaman güçlü bir ardışıklık bulunduğu görülüyor.

13 Ağustos 2026’da kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen yapılanmaya yönelik soruşturmada 17 ilde 123 adreste arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirildi. Soruşturma kapsamında 33 şirketle bağlantılı adresler de hedef alındı.

MASAK incelemelerinde bağlantılı kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar TL’yi aşan para hareketinin yurt dışına çıkarıldığı tespit edildiği açıklandı; bazı şirketlere ve bağlantılı malvarlıklarına kayyım atandı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek ise bunun dini inanca yönelik değil, mali yapılanmaya yönelik bir soruşturma olduğunu belirtti. Operasyonun dikkat çekici tarafı, yalnızca gözaltılar değildir. Şirketler ve finansal ağ operasyonun merkezine yerleştirilmiştir. Üstelik operasyon sırasında bazı haber kaynakları, kasalarda yüksek miktarda döviz ve ruhsatsız silah bulunduğunu, para hareketlerinin ödeme kuruluşları ve şirketler üzerinden incelendiğini aktardı.

Bundan yalnızca altı gün sonra, 19 Ağustos’ta kamuoyunda “Kuytulcular” olarak adlandırılan yapılanmaya yönelik Adana merkezli altı ilde operasyon gerçekleştirildi. 32 şüpheli hakkında işlem başlatıldığı, 49 adrese operasyon yapıldığı, beş şirkete yönetim kayyımı atandığı ve örgüt lehine faaliyet yürüttüğü değerlendirilen 349 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiği açıklandı.

Soruşturmadaki suçlamalar arasında suç örgütü kurma ve yönetme, malvarlığı değerlerini aklama, nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve vergi mevzuatına aykırılık bulunuyor. Benzer durum organize suçla mücadelede de görülüyor. 2026 boyunca İçişleri Bakanlığı'nın operasyonlarında mali suçlar, yasa dışı bahis, dolandırıcılık ve suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadelede banka hesapları, taşınmazlar, araçlar, ticari işletmeler ve elektronik para sistemleri hedef alındı.

Örneğin Mayıs 2026'da 64 ildeki siber suç operasyonlarında 223 taşınmaz, 127 araç, üç tekne, üç elektronik para kuruluşu, üç ticari işletme ve yaklaşık 48 milyar TL değerinde para ve malvarlığına el konulduğu açıklandı. Haziran ayında ise 65 ilde mali suç örgütlerine yönelik operasyonlarda 346 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

Peki Devletler neden önce içeriyi temizler? Burada Carl von Clausewitz'in savaş teorisi devreye girer. Clausewitz açısından savaş yalnızca düşmanın fiziksel olarak yenilmesi değildir; devletin siyasal amacını gerçekleştirebilecek kapasiteyi oluşturması gerekir.

Bir devlet dışarıda yüksek riskli bir hamle yapacaksa içeride üç problemi mümkün olduğunca azaltmak ister: İç güvenlik riski, Ekonomik ve finansal kırılganlık, Komuta ve koordinasyon sorunu. Dolayısıyla devletin rasyonel davranışlarından biri, dışarıdaki rakibe yönelmeden önce içerideki stratejik sürtünmeyi azaltmaktır. Clausewitz'in “friction” kavramı tam olarak burada anlam kazanır.

İçeride ne kadar fazla bağımsız güç odağı varsa, devletin dışarıya yönelttiği gücün o kadar büyük kısmı içeride tutulmak zorunda kalır. Charles Tilly'nin devlet oluşumu ve zor kullanma kapasitesi üzerine yaklaşımı bu tabloyu anlamak açısından daha da açıklayıcıdır.

Modern devletin temel özelliklerinden biri, ülke içerisindeki meşru zor kullanma ve kaynak toplama kapasitesini merkezileştirmesidir. Bu açıdan bakıldığında bir devlet; silahlı çeteleri, bağımsız ekonomik güç ağlarını, kayıt dışı finans kanallarını, dış bağlantılı para hareketlerini, paralel hiyerarşileri kontrol altına aldıkça kendi merkezî kapasitesini artırır.

Bunlar aynı zamanda devletin kendi içerisinde egemenlik alanını konsolide etmesi anlamına gelir. Fakat burada stratejik açıdan kritik bir ayrım vardır: İç konsolidasyon tek başına hedef olabilir; fakat dış harekâtın ön koşulu da olabilir. Türkiye tarihinde bunun örneği var mı?

Evet. Bununla birlikte bazı dönemlerde iç güvenlikteki yoğunlaşmanın hemen ardından dış güvenlik hamleleri geldiği görülmektedir. En çarpıcı örneklerden biri 1998 Türkiye-Suriye krizidir. Türkiye ile Suriye arasındaki Öcalan krizi, uzun süre devam eden iç güvenlik meselesinin dış politika alanına taşındığı bir örnekti.

Türkiye, Suriye'nin PKK'ya verdiği desteği bir ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendirdi ve baskıyı yalnızca ülke içerisinde değil, Suriye'ye yönelik diplomatik ve askerî baskı kapasitesi üzerinden de artırdı. 1998'deki süreç Adana Mutabakatı'na ve Öcalan'ın Suriye'den çıkarılmasına kadar ilerledi. Akademik çalışmalar da bu krizin Türkiye'nin hem iç hem dış politikasını aynı anda etkilediğini vurgulamaktadır. İç güvenlik problemi, dış politika aracına dönüşebilir.

Türkiye'nin 2016 deneyimi ise bugünkü tartışma açısından çok daha dikkat çekicidir. 2015'te başlayan yoğun iç güvenlik operasyonları, ardından 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve sonrasında devlet içerisindeki FETÖ yapılanmasına yönelik büyük tasfiye süreci yaşandı.

Bunun hemen ardından 24 Ağustos 2016'da Fırat Kalkanı Harekâtı başladı. Millî Savunma Bakanlığı'nın kendi tarihçesinde Fırat Kalkanı'nın 15 Temmuz darbe girişiminden yalnızca yaklaşık bir ay sonra başladığı belirtilmektedir. Bakanlık ayrıca FETÖ yapılanmasının temizlenmesinin ardından Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeniden yapılandırıldığını ve sınır ötesi operasyonların gerçekleştirildiğini açıkça ilişkilendiren açıklamalar yapmıştır.

Daha sonraki yıllarda Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı ve Pençe operasyonları geldi. Burada önemli olan şudur: 15 Temmuz sonrası iç tasfiye ile sınır ötesi askerî kapasitenin yeniden kullanılması arasında açık bir kronolojik yakınlık vardır.

Ancak bu, “FETÖ operasyonları Fırat Kalkanı'nı yapmak için gerçekleştirildi” anlamına gelmez. Daha doğru ifade şudur: İçerideki güvenlik konsolidasyonu, dışarıda daha yüksek riskli askerî kararların uygulanmasını kolaylaştıran koşullardan biri haline gelmiştir. Bu ayrım son derece önemlidir. Elbette Bugünkü tabloyu 2016 ile birebir eşitlemek doğru olmaz.

Çünkü bugünkü operasyonların hedefleri farklı: 2016'da ağırlık devlet kurumları ve askerî yapılanma üzerindeydi. Bugün ise dikkat çeken alanlardan biri: finansal-ekonomik ağlar. Bu nedenle bugünkü süreci “devlet içerisindeki kadroların temizlenmesi” şeklinde değil, daha geniş bir kavramla okumak gerekiyor: “Örgütsel kapasitenin sistematik olarak düşürülmesi.” Devlet bu zincirin birkaç halkasına aynı anda müdahale ediyorsa örgütün yeniden toparlanması zorlaşır. Bu da bize stratejik açıdan çok önemli bir kavram getiriyor: “İç cephe güvenliği.” Burada tabii dış temsilciliklerdeki yeni atamalarda dikkat çekicidir. Belki de mevcut tablonun en az konuşulan tarafı burası.

2026 yılı boyunca Türkiye'nin dış temsilciliklerinde çeşitli büyükelçi ve üst düzey diplomat değişiklikleri gerçekleşti. 7 Mart'ta Tiflis, Tiran ve BM Viyana Ofisi gibi temsilciliklere yeni isimler atanırken; 17 Nisan'da daha geniş kapsamlı bir büyükelçi değişikliği gerçekleştirildi.

Bu değişiklikte Dışişleri Bakanlığı'nın Konsolosluk Hizmetleri ve Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlar Genel Müdürü Gülsun Erkul Macaristan'a, Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdürü Nevzat Uyanık Malezya'ya gönderildi. Bu atamalar tek başına olağan dışı değildir. Diplomatik rotasyonlar her devletin rutin uygulamasıdır.

Fakat stratejik analizde önemli olan tek tek atamaların kendisi değil, zamanlaması ve atanan isimlerin uzmanlık alanlarıdır. Çünkü dış temsilcilikler yalnızca diplomatik protokol merkezleri değildir. Büyükelçilikler; istihbarat değerlendirmeleri, ekonomik diplomasi, güvenlik koordinasyonu, vatandaşların korunması, kriz yönetimi ve siyasi iletişim bakımından devletin dışarıdaki uzantılarıdır.

Dışişleri Bakanlığı'nın 2026 performans programında da yeni dış temsilciliklerin açılmasının planlandığı ve konsolosluk kapasitesinin artırılacağı belirtilmektedir. Dolayısıyla tabloyu şöyle okumak mümkündür: İçeride örgütlerin finansal ve kurumsal kapasitesi azaltılıyor.

Merkezde güvenlik ve kamu yönetiminde kadro değişiklikleri yapılıyor. Dışarıda diplomatik temsil ve kadro yeniden yapılandırılıyor. Stratejik sonuç devletin hareket alanı genişletiliyor. İşte asıl soru burada başlıyor: Bu üç süreç birbirinden bağımsız mı, yoksa aynı stratejik mekanizmanın parçaları mı? Yani bu bir dış operasyon hazırlığı mı? İşte yazının en önemli sorusu belki de burada.

Henüz bunu söylemek için yeterli kanıt yok. Fakat stratejik teori bize böyle bir ihtimali test etmek için bazı göstergeler sunuyor. Eğer devlet gerçekten büyük bir dış güvenlik hamlesine hazırlanıyorsa yalnızca çeteleri veya dini yapılanmaları hedef almakla yetinmez.

Bunun yanında şu göstergelerin bir arada ortaya çıkması beklenir:

Birinci gösterge: İç güvenlik konsolidasyonu: Devlet içerideki bağımsız güç odaklarını azaltır.

İkinci gösterge: Finansal konsolidasyon; Örgütlerin para hareketleri, şirketleri ve malvarlıkları kontrol altına alınır.

Üçüncü gösterge: İstihbarat konsolidasyonu; Dış bağlantıları olan ağlar daha yoğun biçimde takip edilir.

Dördüncü gösterge: Diplomatik hazırlık; Dış operasyon yapılabilecek ülkelerle diplomatik kanallar yeniden düzenlenir.

Beşinci gösterge: Askerî hazırlık; Sınır bölgelerinde kuvvet, lojistik ve komuta yapısında hareketlilik görülür.

Altıncı gösterge: Kamuoyu hazırlığı; Devlet söyleminde belirli bir dış tehdidin giderek daha fazla öne çıkarılması başlar.

İşte bu altı gösterge aynı anda ortaya çıkarsa “iç operasyonlar dış operasyonun ön hazırlığı olabilir” hipotezi güçlenir. Thomas Schelling'in coercion/coercive diplomacy yaklaşımı açısından devletin gücü yalnızca saldırabilme kapasitesinde değildir. Asıl güç: “Gerekirse bunu yapabileceğini karşı tarafa gösterebilmesidir.”

Bu nedenle devlet önce içeride kapasitesini artırabilir. Çünkü dışarıdaki rakibe verilecek mesajın inandırıcılığı, içerideki kapasiteye bağlıdır. Bir devletin içeride ekonomik kaynakları kontrol edemediği, güvenlik bürokrasisinde parçalanmalar yaşadığı veya bağımsız silahlı/finansal güç odakları bulunduğu bir ortamda dışarıya yönelik tehditlerin inandırıcılığı azalır. Buna karşılık içeride kapasitesini konsolide eden devletin dış politika seçenekleri genişler.

Bu nedenle: İç operasyon dış operasyonun kendisi değildir; dış operasyonun maliyetini ve iç riskini düşüren bir hazırlıktır. Kısaca; Türkiye'de devlet, farklı devlet dışı güç ağlarının ekonomik, örgütsel ve iletişimsel kapasitesini aynı anda azaltan bir iç konsolidasyon sürecinden geçiyor. Bunun dış operasyon hazırlığına dönüşüp dönüşmeyeceğini ise operasyonların kendisinden çok, bundan sonraki askerî ve diplomatik göstergeler belirleyecek.

Belki de önümüzdeki dönemde asıl takip edilmesi gereken şey “kim gözaltına alındı?” sorusu değil; “hangi ekonomik ağlar, hangi şirketler, hangi dış bağlantılar ve hangi finans kanalları sistematik biçimde kesiliyor?” sorusudur.

Çünkü devletlerin büyük stratejileri çoğu zaman ilk olarak manşetlerde değil, kaynakların ve kapasitenin yeniden dağıtılmasında görünür.

IS TURKEY PREPARING FOR A CROSS-BORDER OPERATION?

What do the operations targeting the financial arteries of organizations in Turkey tell us? While successive operations are being carried out against gangs, financial crime organizations, and some religious organizations, a significant portion of these operations target not only individuals but also companies, bank accounts, businesses, real estate, social media networks, and the economic resources of the organizations. Is the state paving the way for a larger foreign policy or security move by neutralizing potential power centers and economic networks within the country? Looking at Turkey's past security practices, a strong sequence between internal security consolidation and external security operations is sometimes observed. On August 13, 2026, in the investigation targeting the organization known publicly as the "Süleymancılar," searches and seizures were carried out at 123 addresses in 17 provinces. Addresses linked to 33 companies were also targeted within the scope of the investigation. MASAK (Financial Crimes Investigation Board) investigations revealed that money transfers exceeding 100 billion TL were made abroad through related individuals and companies; receivers were appointed to some companies and related assets. Justice Minister Akın Gürlek stated that this was an investigation into financial structures, not religious beliefs. The operation's remarkable aspect is not just the arrests; companies and financial networks are at the center of the operation. Furthermore, some news sources reported that large amounts of foreign currency and unlicensed weapons were found in safes, and that money movements were being examined through payment institutions and companies. Just six days later, on August 19th, an operation targeting the group publicly known as the "Kuytulists" was carried out in six provinces, centered in Adana. It was announced that proceedings were initiated against 32 suspects, operations were conducted at 49 addresses, receivers were appointed to five companies, and access was blocked to 349 social media accounts deemed to be operating in favor of the organization. The charges in the investigation include establishing and managing a criminal organization, money laundering, aggravated fraud, forgery of official documents, and violations of tax regulations. A similar situation is seen in the fight against organized crime. Throughout 2026, the Ministry of Interior's operations targeted bank accounts, real estate, vehicles, businesses, and e-money systems in the fight against financial crimes, illegal gambling, fraud, and money laundering. For example, in May 2026, cybercrime operations in 64 provinces resulted in the seizure of 223 properties, 127 vehicles, three boats, three e-money institutions, three businesses, and approximately 48 billion TL worth of cash and assets. In June, arrest warrants were issued for 346 suspects in operations targeting financial crime organizations in 65 provinces. So why do states clean up their internal affairs first? This is where Carl von Clausewitz's theory of war comes into play. For Clausewitz, war is not merely about physically defeating the enemy; it requires the state to build the capacity to achieve its political aims. If a state is going to make a high-risk move abroad, it wants to minimize three internal problems as much as possible: internal security risk, economic and financial fragility, and command and coordination problems. Therefore, one of the rational behaviors of a state is to reduce internal strategic friction before turning on an external rival. Clausewitz's concept of "friction" gains meaning precisely here. The more independent power centers there are internally, the greater the portion of power that the state directs outwards must be contained within. Charles Tilly's approach to state formation and the capacity for coercion is even more illuminating in understanding this picture. One of the fundamental characteristics of the modern state is its centralization of the capacity for legitimate coercion and resource accumulation within the country. From this perspective, a state increases its centralized capacity as it brings armed gangs, independent economic power networks, informal financial channels, externally linked money movements, and parallel hierarchies under control. These actions also signify the consolidation of the state's sovereignty within its own borders. However, there is a strategically critical distinction here: internal consolidation can be the goal in itself, but it can also be a prerequisite for external action. Are there examples of this in Turkish history? Yes. However, in some periods, intensification in internal security has been immediately followed by external security initiatives. One of the most striking examples is the 1998 Turkey-Syria crisis. The Öcalan crisis between Turkey and Syria was an example of a long-standing internal security issue being transferred to the realm of foreign policy. Turkey considered Syria's support for the PKK a national security issue and increased pressure not only domestically but also through diplomatic and military means towards Syria. The 1998 process culminated in the Adana Agreement and the expulsion of Öcalan from Syria. Academic studies also emphasize that this crisis affected both Türkiye's domestic and foreign policies simultaneously. An internal security problem can be transformed into a tool of foreign policy. Türkiye's 2016 experience is even more noteworthy in terms of today's discussion. Intensive domestic security operations began in 2015, followed by the July 15, 2016 coup attempt and a subsequent large-scale purge of the FETÖ structure within the state. Immediately following this, Operation Euphrates Shield began on August 24, 2016. The Ministry of National Defense's own history states that Operation Euphrates Shield began only about a month after the July 15 coup attempt. The Ministry also made statements explicitly linking the restructuring of the Turkish Armed Forces and the conduct of cross-border operations to the cleansing of the FETÖ structure. Subsequent operations included Olive Branch, Peace Spring, Spring Shield, and Claw. The important point here is that there is a clear chronological connection between the internal purges after July 15 and the re-utilization of cross-border military capabilities. However, this does not mean that "the FETÖ operations were carried out to enable Operation Euphrates Shield." More accurately, the consolidation of internal security has become one of the conditions facilitating the implementation of higher-risk military decisions abroad. This distinction is extremely important. Of course, it would not be correct to equate today's situation with 2016. Because the targets of today's operations are different: in 2016, the focus was on state institutions and military structures. Today, one of the areas of focus is financial and economic networks. Therefore, today's process should be understood not as "the purging of cadres within the state," but with a broader concept: "the systematic reduction of organizational capacity." If the state intervenes in several links of this chain simultaneously, it becomes difficult for the organization to regroup. This brings us to a strategically very important concept: "internal front security." Here, of course, the new appointments in foreign missions are noteworthy. Perhaps this is the least discussed aspect of the current situation. Throughout 2026, various changes of ambassadors and high-level diplomats took place in Türkiye's foreign missions. While new names were appointed to missions such as Tbilisi, Tirana, and the UN Vienna Office on March 7th; On April 17, a more extensive ambassadorial change took place. In this change, Gülsun Erkul, Director General of Consular Services and Citizens Living Abroad at the Ministry of Foreign Affairs, was sent to Hungary, and Nevzat Uyanık, Director General of Public Diplomacy and Strategic Communication, was sent to Malaysia. These appointments are not unusual in themselves. Diplomatic rotations are routine practice for every state. However, what is important in strategic analysis is not the individual appointments themselves, but their timing and the areas of expertise of the appointed individuals. Because foreign missions are not merely centers of diplomatic protocol. Embassies are extensions of the state abroad in terms of intelligence assessments, economic diplomacy, security coordination, protection of citizens, crisis management, and political communication. The Ministry of Foreign Affairs' 2026 performance program also states that the opening of new foreign missions and the increase of consular capacity are planned. Therefore, the picture can be read as follows: Internally, the financial and institutional capacity of organizations is being reduced. At the center, personnel changes are being made in security and public administration. Externally, diplomatic representation and personnel are being restructured. The strategic result is that the state's scope of action is being expanded. This is where the real question begins: Are these three processes independent of each other, or are they parts of the same strategic mechanism? In other words, is this preparation for an external operation? This is perhaps the most important question of the article. There is not yet enough evidence to say this definitively. However, strategic theory offers us some indicators to test such a possibility. If the state is truly preparing for a major external security offensive, it will not limit itself to targeting only gangs or religious organizations. In addition, the following indicators are expected to appear simultaneously: First indicator: Internal security consolidation: The state reduces independent power centers within the country. Second indicator: Financial consolidation: The money movements, companies, and assets of organizations are brought under control. Third indicator: Intelligence consolidation: Networks with external connections are monitored more intensively. Fourth indicator: Diplomatic preparation: Diplomatic channels are reorganized with countries where external operations can be conducted. Fifth indicator: Military preparation; In border regions, mobility is observed in the force, logistics, and command structure. The sixth indicator: Public opinion preparation; a specific external threat begins to be increasingly emphasized in state discourse. If these six indicators appear simultaneously, the hypothesis that "internal operations may be preparation for external operations" is strengthened. From Thomas Schelling's perspective of coercion/coercive diplomacy, the power of a state is not solely in its capacity to attack. The real power is: "Its ability to show the other side that it can do so if necessary." Therefore, a state can first increase its capacity internally. Because the credibility of the message to be given to the external opponent depends on internal capacity. In an environment where a state cannot control its economic resources internally, experiences fragmentation in its security bureaucracy, or has independent armed/financial power centers, the credibility of external threats decreases. Conversely, a state that consolidates its capacity internally expands its foreign policy options. Therefore: Internal operations are not external operations themselves; they are preparations that reduce the cost and internal risk of external operations. In short; In Türkiye, the state is undergoing a process of internal consolidation that simultaneously reduces the economic, organizational, and communication capacities of various non-state power networks. Whether this will translate into preparation for external operations will be determined more by subsequent military and diplomatic indicators than by the operations themselves. Perhaps the real question to follow in the coming period is not "who has been detained?" but rather "which economic networks, which companies, which foreign connections, and which financial channels are being systematically cut off?" Because the grand strategies of states are often first revealed not in the headlines, but in the redistribution of resources and capacity.

Bu Yazıyı Paylaş