Bankalar Kazanıyor, Millet Ödüyor!
Türkiye’de ekonomi iyi giderken de kötü giderken de kazananların başında kimlerin geldiğine bir bakın.
Bankalar, finans kuruluşları ve piyasanın büyük oyuncuları…
Ekonomi büyür, kazanırlar.
Enflasyon yükselir, yine kazanırlar.
Faiz yükselir, kazanırlar.
Vatandaş borçlanır, kazanırlar.
Esnaf kredi kullanır, kazanırlar.
Kredi kartını vatandaş kullanır, komisyonu esnaf öder; esnaf da mecburen maliyetine ekler, sonunda yine vatandaş öder.
Yani sistem öyle kurulmuş ki para hangi kapıdan girerse girsin, faturanın son adresi milletin cebidir.
Bugün kredi kartı kullanmadan hayatını sürdürebilen kaç kişi kaldı?
Markette kart…
Benzin istasyonunda kart…
Lokantada kart…
İnternette kart…
Giyimde, seyahatte, sağlıkta, eğitimde kart…
Nakit kullanımının giderek azaldığı bir ekonomik düzende kredi kartı artık lüks değil, milyonlarca insan için günlük hayatın ödeme aracıdır.
İşte tam burada bankaların ve ödeme sistemlerinin aldığı komisyonlar karşımıza çıkıyor.
İşletmenin yaptığı anlaşmaya, ödeme vadesine ve koşullara göre değişen; kimi zaman yüzde 4 civarına ve üzerine çıkan maliyetlerden söz ediyoruz.
“Yüzde 4 nedir ki?” diyen olabilir.
Asıl mesele de burada!
Bir kişinin 1.000 liralık alışverişinde küçük görünen rakamı, Türkiye’de her gün gerçekleşen devasa kartlı alışveriş hacmiyle çarpın.
Ortaya birkaç lira değil, muazzam bir para çıkar.
Peki bu para nereden çıkıyor?
Milletin cebinden!
Banka komisyonu esnaftan alıyor gibi görünüyor ama esnaf o maliyeti ne yapacak?
Domatesin üzerine koyacak.
Yemeğin üzerine koyacak.
Ayakkabının üzerine koyacak.
Mobilyanın üzerine koyacak.
Kahvenin üzerine koyacak.
Sonunda banka komisyonunu da vatandaş ödeyecek.
Üstelik nakit ödeyen vatandaş bile çoğu zaman bu maliyetten kaçamıyor. Çünkü işletme kart komisyonunu genel fiyatlamasına yansıttığında raftaki fiyat herkes için yükseliyor.
Yani kartı kullanan da ödüyor, kullanmayan da!
Sonra soruyoruz:
Türkiye’de fiyatlar neden düşmüyor?
Nasıl düşsün?
Üretici maliyetini ekliyor.
Nakliyeci akaryakıtı ekliyor.
Mülk sahibi kirayı ekliyor.
Devlet vergisini alıyor.
Banka komisyonunu alıyor.
Aracı kendi payını koyuyor.
Satıcı ayakta kalabilmek için kârını ekliyor.
En sonunda herkes dönüp vatandaşın cebine bakıyor.
Bu ekonomik zincirde maliyet aşağıya doğru aktarılıyor, para ise yukarıya doğru toplanıyor.
Bunun adına da serbest piyasa denilip geçiliyor.
Hayır!
Serbest piyasa başka şeydir, güçlü olanın her şartta kendisini garantiye aldığı bir ekonomik düzen başka şeydir.
Burada küçük esnafa da bir çift sözümüz var.
Elbette fırsatçılık yapan esnaf vardır. Maliyet artışının çok üzerinde fiyat yükselten, “nasıl olsa enflasyon var” diyerek bunu fırsata çevirmeye çalışanlar da vardır.
Onları da savunacak değiliz.
Ancak mahalledeki bakkalla milyarlarca liralık ciro yapan zinciri, üç masa fazla doldurmak için uğraşan lokantacıyla dev şirketi aynı kefeye koymak da adalet değildir.
Küçük esnaf çoğu zaman sistemin kazananı değil, vatandaş gibi mağdurudur.
Kirasını ödeyecek.
Elektriğini ödeyecek.
Çalışanının maaşını ve sigortasını ödeyecek.
Vergisini ödeyecek.
Bankaya komisyon verecek.
Bugün sattığı malı yarın hangi fiyatla yerine koyacağını hesaplayacak.
Bir tarafta bunlarla boğuşan küçük işletmeler, diğer tarafta ekonomik krizin ortasında dahi devasa kâr rakamları açıklayabilen yapılar…
İşte tartışmamız gereken gerçek budur.
Ben bankalar zarar etsin demiyorum.
Şirketler para kazanmasın da demiyorum.
Ticaretin tabiatında kâr vardır.
Fakat kâr başka şeydir, ekonomik sistem içerisindeki gücünü kullanarak her şartta kendini garantiye almak başka şeydir.
Vatandaşa yıllardır aynı nasihat veriliyor:
Tasarruf edin!
Kemer sıkın!
Harcamalarınızı azaltın!
Ayağınızı yorganınıza göre uzatın!
Peki aynı çağrıyı ekonomik sistemin büyük kazananlarına neden aynı kuvvetle yapmıyoruz?
Emekli kemer sıkacak.
İşçi kemer sıkacak.
Memur kemer sıkacak.
Küçük esnaf kemer sıkacak.
Üretici kemer sıkacak.
Peki bankalar?
Peki büyük finans kuruluşları?
Peki piyasada birkaç büyük oyuncunun hâkim olduğu sektörler?
Millet ekonomik krizin yükünü sırtında taşırken onların fedakârlığı nerede?
Türkiye’de fahiş fiyat tartışmasını yalnızca market rafındaki etikete bakarak yapamayız.
O etiketin arkasına bakmak zorundayız.
Finansman maliyetine bakacağız.
Kart komisyonuna bakacağız.
Vergiye bakacağız.
Enerjiye bakacağız.
Kiraya bakacağız.
Aracılara bakacağız.
Tekelleşmeye ve piyasadaki hâkimiyet gücüne bakacağız.
Çünkü fahiş fiyat dediğimiz şey bazen kasada başlamıyor; kasaya gelene kadar oluşturuluyor.
Devlet burada seyirci olamaz.
Bankacılık sistemi güçlü olacak, evet.
Şirketlerimiz büyüyecek, elbette.
Ama vatandaş ezilerek güçlü bir ekonomi kurulamaz.
Küçük esnaf yok edilerek sağlıklı piyasa oluşturulamaz.
Rekabet ortadan kaldırılarak ucuzluk sağlanamaz.
Ve millet sürekli borçlandırılarak refah toplumu kurulamaz.
Ekonomide adalet istiyorsak önce şu basit soruyu sormalıyız:
Bu ülkede ekonomik sıkıntının bedelini kim ödüyor, kazancını kim topluyor?
Cevap her geçen gün daha fazla canımızı yakıyorsa ortada yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ciddi bir adalet problemi vardır.
Çünkü bugün Türkiye’de vatandaş alışveriş yaparken ödüyor, borçlanırken ödüyor, kart kullanırken ödüyor, gecikince ödüyor…
Sistemin güçlüleri ise her işlemden kendilerine düşen payı alıyor.
Sonra vatandaşa dönüp:
“Enflasyonla hep birlikte mücadele edeceğiz.”
deniliyor.
İyi de kardeşim…
Hep birlikte mücadele edeceksek, hep birlikte fedakârlık yapacağız!
Millet fedakârlık yaparken birileri servetine servet katıyorsa bunun adı ortak mücadele değildir.
Bunun adı, faturayı millete kesmektir.
Ve bugün milletin sorması gereken soru çok açıktır:
Neden kriz çıkınca millet ödüyor da bankalar her hâlükârda kazanıyor?
Yazarın Diğer Yazıları
- Her kazadan sonra aynı acı, aynı taziyeler… Peki, değişen ne?
- Güvenin “G”si kalmadı!
- Yazsam Tesiri Yok, Sussam Gönlüm Razı Değil
- Bahçeli Yine Sistemin Değişeceğini mi Haber Veriyor?
- Unutmak Diye Bir Şey Var mı?
- Zenginlik Ne Zaman Gösterişe Dönüştü?
- Gıda Takviyesinde Üretim Enflasyonu: Sağlık mı, Yeni Bir Pazar mı?
- Siyasetin Sermayesi İnsandır
Yorumlar
- Mustafa Küçükbahar
Doğu,katılıyorum.Sigorta sektörü de iyi kazanıyor..
