Köşe Yazısı

Bahçeli Yine Sistemin Değişeceğini mi Haber Veriyor?

İsmail Türk
İsmail Türk
4 dk Sesli Dinle 1

Türk siyasetinde bazen söylenen cümleden çok, o cümleyi kimin söylediğine bakmak gerekir.

Bugün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısındaki konuşmasını dinlerken benim dikkatimi çeken tam da buydu.

Sayın Bahçeli, 2028 seçimleri için Cumhurbaşkanlığında Recep Tayyip Erdoğan’ı işaret ederken, diğer taraftan MHP’nin Meclis’te çok daha güçlü, hatta iktidar hedefi taşıyan bir siyasi aktör olacağı bir tablo çiziyor.

Burada durup düşünmek gerekiyor.

Çünkü Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçerken de kapıyı ilk açan isimlerden biri Devlet Bahçeli olmuştu.

Hatırlayalım…

Türkiye yıllarca başkanlık sistemini tartıştı. AK Parti istiyordu fakat gerekli siyasi ve anayasal zemini oluşturamıyordu. 2016 yılında Devlet Bahçeli’nin çıkışıyla mesele başka bir noktaya taşındı. Ardından anayasa değişikliği geldi, 2017 referandumu yapıldı ve 2018’den itibaren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi fiilen uygulanmaya başladı.

Yani Türkiye’de sistem değişikliğinin siyasi kilidini açan isimlerden biri Bahçeli’ydi.

Şimdi yine Bahçeli konuşuyor.

O nedenle bugünkü sözleri sıradan bir seçim konuşması olarak okumuyorum.

Ancak altını özellikle çizelim:

Bahçeli bugün çıkıp “Parlamenter sisteme dönüyoruz” demedi.

Böyle bir cümle kurmak şu aşamada doğru olmaz.

Ama Cumhurbaşkanlığı makamı ile Meclis çoğunluğunu farklı siyasi hedefler üzerinden tarif eden söylem, önümüzdeki dönemde yasama ile yürütme arasındaki dengenin yeniden tartışılabileceğine dair önemli bir işaret olarak okunabilir.

Çünkü mevcut sistemin en önemli tartışma alanlarından biri zaten burada.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’ye “hızlı karar, güçlü yürütme, siyasi istikrar” vaadiyle getirildi.

Peki bugün vatandaşın önündeki tablo ne?

Emekli geçinemiyor.

Asgari ücretli ay sonunu getiremiyor.

Esnaf maliyetlerden şikâyetçi.

Çiftçi ürettiğinin karşılığını alamıyor.

Konut ve kira fiyatları insanların belini büküyor.

Yolsuzluk ve kamu kaynaklarının kullanımı tartışmaları bitmiyor.

Vatandaş da doğal olarak soruyor:

Madem sistem bu kadar güçlüydü, neden sorunlarımız bu kadar büyüdü?

İşte siyaset tam burada yeniden sistem tartışmasına dönüyor.

Daha ilginç olanı ise şudur:

Dün parlamenter sisteme dönüş isteyen muhalefete “eskiye dönmek istiyorlar” deniliyordu.

Bahçeli 2023 seçimleri öncesinde parlamenter sistemi açıkça kriz ve istikrarsızlıkla özdeşleştiriyor, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devamını savunuyordu.

Bugün ise Türkiye’de kuvvetler ayrılığı, Meclis’in gücü, denetim, hukuk ve yönetimde şeffaflık yeniden siyasetin ana başlıkları haline geliyor.

Muhalefet yıllardır ne diyordu?

Meclis güçlendirilsin.

Yürütme denetlensin.

Kurumlar kişilere bağlı olmaktan çıkarılsın.

Hukuk ve kurallar yeniden hâkim olsun.

Kamu yönetimi şeffaflaşsın.

Özellikle İYİ Parti, denetlenebilir, kuralları belirlenmiş ve Meclis’in güçlü olduğu demokratik bir sistem konusunda uzlaşmaya açık olduğunu defalarca ifade etti.

Şimdi önümüzde çok ilginç bir siyasi tablo oluşabilir.

Dün “eski Türkiye” denilerek reddedilen bazı talepler, yarın sistemin tıkanıklığını aşmanın formülü olarak iktidarın önüne gelebilir.

Siyasette buna şaşırmamak gerekir.

Çünkü siyaset bazen insana yıllarca karşı çıktığı kapıyı sonunda kendi eliyle açtırır.

Fakat burada asıl mesele AK Parti’nin, MHP’nin, İYİ Parti’nin ya da başka bir partinin ne istediği değildir.

Asıl mesele milletin ne istediğidir.

Vatandaş sistemin adının parlamenter sistem mi, başkanlık sistemi mi olduğuyla sofradaki ekmek kadar ilgilenmez.

Vatandaş şuna bakar:

Benim hakkımı kim koruyacak?

Benim vergimin hesabını kim soracak?

Devleti yönetenleri kim denetleyecek?

Mahkemeye düştüğümde adalet bulabilecek miyim?

Çocuğum işe girerken liyakat mi geçerli olacak, torpil mi?

Meclis gerçekten millet adına iktidarı denetleyebilecek mi?

Mesele budur.

Ben bugünkü Bahçeli konuşmasını bu nedenle önemsiyorum.

Belki bugün parlamenter sisteme dönüş açıklanmadı.

Ama Türkiye’de “Yürütme başka, Meclis çoğunluğu başka olabilir” fikrinin Cumhur İttifakı’nın en önemli aktörlerinden biri tarafından daha belirgin biçimde dillendirilmesi, önümüzdeki dönemin siyasi yol haritası açısından dikkatle takip edilmelidir.

Üstelik Bahçeli’nin bugün Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adaylığı için Meclis’in seçimlerin yenilenmesi kararı almasını istemesi de önümüzdeki dönemde anayasa, seçim ve sistem tartışmalarının daha fazla gündeme geleceğini gösteriyor.

Bana göre önümüzdeki seçimin tartışması yalnızca “Cumhurbaşkanı kim olacak?” tartışması olmayacak.

İkinci ve belki daha önemli soru şu olacak:

Türkiye nasıl yönetilecek?

Meclis ne kadar güçlü olacak?

Yürütmeyi kim denetleyecek?

Yargının bağımsızlığı nasıl güvence altına alınacak?

Devlet yönetiminde şeffaflık nasıl sağlanacak?

İşte muhalefetin önündeki büyük fırsat da burada.

Yıllardır eleştirdiği sistemin yanlışlarını anlatmak yetmez. Milletin önüne anlaşılır, uygulanabilir ve güven veren yeni bir yönetim modeli koymak gerekir.

Çünkü millet artık sadece “bunlar gitsin” sözünü duymak istemiyor.

“Bunlar giderse ne gelecek?” diye soruyor.

İYİ Parti başta olmak üzere parlamenter demokrasiyi, güçlü Meclis’i, denetlenebilir yürütmeyi ve hukuk devletini savunan siyasi partilerin şimdi yapması gereken, bu sorunun cevabını halka açık ve sade biçimde anlatmaktır.

Ve son sözü yine millet söyleyecek.

Belki de önümüzdeki seçimin sandığında yalnızca Cumhurbaşkanı ve milletvekilleri seçilmeyecek.

Türkiye’nin nasıl yönetileceğine dair yeni bir siyasi istikamet de oylanacak.

Bahçeli’nin bugünkü konuşması bana göre bunun ilk işaretlerinden biridir.

Çünkü Türk siyasetinin yakın tarihi bize bir şeyi öğretti:

Devlet Bahçeli sistem üzerine konuşmaya başlamışsa, söylediklerinden çok, arkasından ne geleceğine bakmak gerekir.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Alp Demir

    Sorun sadece sistemlerde değildir. Sorun o sistemi yürüten insanlardadır. En mükemmel sistemi de getirsen, faydası yok. Türkiye bir orta doğu ülkesi haline getirilmiştir, bundan sonra hiç bir sistem dikiş tutmaz. Bir ülke, içinde yaşayanların zihniyeti kadar ahlaklıdır, çağdaştır, medenidir. Bu demografik yapı ile hangi sistem gelirse gelsin fark etmez. Bu gün bu ülke, hasta dedikleri Osmanlı'dan bile daha geriye düşmüştür. Osmanlı'da hiç değilse böyle açıktan ahlaksızlık yapılamıyordu. Biz öyle bir pisliğin içine battık ki kimse idrakinde değil. Buradan bir çıkış yolu yok mu? Var, ama bu yola cesaret edebilecek ya da bu yolu tercih edebilecek hiç kimse yok. Herkesin beyni yıkanmış. Siyasetçilere bakıyorsun 20 yıldır aynı 5 cümleyi kuruyor. Papağan gibi...Sağı da aynı, solu da aynı, milliyetçi olduğunu iddia eden de aynı. Yok birbirinizden bir farkınız. Sıradan adamların sıradan monoloğu. İçine sokulduğu kozayı yırtıp çıkacak ki milleti de çıkarsın. Kendi kozasını yırtamıyor. Baktığını değil, zihnindekini görüyor, ezberlediklerini sıralayıp duruyor. Çünkü aslında hiç bakmıyor. Aslında hiç biri görmüyor. Atatürk bizi bu kısır döngüden çıkarmıştı. Ne oldu sonra, hacıyatmaz gibi aynı yere geri geldik hatta daha da aşağıya düştük. Bu coğrafyada, bu demografik yapı ile bundan daha fazlası bu kafa ile mümkün değildir. Milletin kafası çalışan ve bakıp da gören kesimi bunun farkında. Gençler kaçmaya çalışıyor, yaşlılar bir an önce ölsem de kurtulsam diyor. 20/30 yıl sonra Suriye'den, Irak'tan, Lübnan'dan hiç bir farkın kalmayacak. Bu ilkellik balkan kapılarına dayandı zaten. Yakında AB kapılarına da dayanacak. Kıyamet de o zaman kopacak. Avrupalılar, Türkleri Orta Doğu'ya iteklemenin bedelini çok ağır ödeyecekler ve kapılarına kadar gelen bu ilkelliği çok kanlı şekilde püskürtecekler. Bu gün bizim yapmamız gerekip de yapmadığımızı eninde sonunda onlar yapacaklar. Bu gidişe dur denilmez ise, Türkler asli coğrafyalarına ve dünyanın medeni ülkelerine göç etmeye devam eder. O büyük savaşta biz artık burada olmayacağız.

Bu Yazıyı Paylaş