Siyasetin Sermayesi İnsandır
Bugün İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Sayın Yücel Coşkun’un nazik daveti üzerine İstanbul İl Başkanlığını ziyaret ettim.
Uzunca sohbet ettik. Kendisine merak ettiğim soruları sordum, samimiyetle cevapladı. Yapılan çalışmaları ve önümüzdeki döneme ilişkin projeleri dinledim.

Bir kez daha gördüm ki zaman insanı pişiriyor, tecrübe ise siyasette insana başka bir bakış açısı kazandırıyor.
Yücel Başkan’ın anlattığı çalışmaların önemli bir bölümünü gerçekten değerli buldum. Ancak kendisine bir eleştirimi de açıkça söyledim:
Bunları yapıyorsunuz ama kamuoyu yeterince bilmiyor.
Siyaset biraz da ticarete benzer. Üretmek tek başına yetmez. Ürettiğinizi depoya koyup kimseye göstermezseniz, bir süre sonra o üretim size stok maliyeti olarak döner.
Siyasette de böyledir.
Bir çalışma yapıyorsanız vatandaş bilecek. Bir soruna dokunuyorsanız toplum duyacak. Dijital çağda sosyal medyayı, yerel basını ve diğer iletişim imkânlarını yeterince kullanamıyorsanız çok çalışmanız tek başına yeterli olmayabilir.
Fakat sohbetimiz sırasında Yücel Başkan’ın anlattığı bir proje özellikle dikkatimi çekti:
“Komşum Projesi.”
Projenin çıkış noktası aslında siyasetin en temel meselesini anlatıyor.
Yücel Başkan kendi kendisine şu soruyu sormuş:
“Partimizin bulunduğu binadaki komşularımızı tanıyor muyuz? Evimizin bulunduğu apartmandaki insanları ziyaret ediyor muyuz? İş yerimizin çevresindeki esnafın kapısını çalıyor muyuz?”
Verdiği cevap:
Hayır.
O zaman önce herkes kendi kapısının önünden başlamalı.
İl Başkanlığının bulunduğu iş merkezindeki komşular ziyaret edilmiş, çaya ve kahveye davet edilmiş. Ardından aynı anlayış evlerin bulunduğu apartmanlara, iş yerlerinin çevresine taşınmaya başlanmış.
Şimdi bu anlayışı İstanbul geneline yaymak üzere “Komşum Projesi” hayata geçiriliyor.
Bence siyasetin yeniden hatırlaması gereken şey tam da budur.
Çünkü siyasetin gerçek sermayesi insandır.
Milyonlarca liralık kampanyalar yapabilirsiniz. Dev afişler asabilirsiniz. Sosyal medyada milyonlarca kişiye ulaşabilirsiniz. Fakat insanın kapısını çalmadan, elini sıkmadan, derdini dinlemeden kalıcı bir siyasi bağ kurmak kolay değildir.
Hele İstanbul gibi milyonlarca insanın yaşadığı bir şehirde siyaset yalnızca il binasında, toplantı salonlarında ve sosyal medya hesaplarında yapılamaz.
Apartmana gireceksiniz.
Esnafın kapısını çalacaksınız.
Komşunuzun çayını içeceksiniz.
Vatandaşın derdini kendi ağzından dinleyeceksiniz.
Çünkü seçim dediğimiz şey sonunda tek tek insanların verdiği oyların toplamıdır.
Geçmiş seçim sonuçlarına bakın; birkaç yüz, hatta çok küçük oy farkları nedeniyle milletvekilliğinin el değiştirdiği örnekler görebilirsiniz. İşte bu nedenle siyasette benim önemsediğim anlayış şudur:
“Sen yoksan bir eksiğiz.”
Bir siyasi teşkilat karşısındaki her vatandaşa böyle bakabiliyorsa, seçmene ulaşmasının önünde çok az engel kalır.
Yücel Başkan’ın anlattığı bir başka çalışma da dikkatimi çekti. İstanbul’daki diğer siyasi partilerin il başkanlıklarının haftalık faaliyetlerini düzenli biçimde takip edip raporluyorlar.
Sonra kendilerine soruyorlar:
“Biz bunlardan eksik miyiz? Onların yaptığı ve bizim yapmadığımız ne var?”
Bu yaklaşımı da çok değerli buluyorum.
Siyasette kendinizi dünyanın merkezi zannederseniz gelişemezsiniz. Rakibiniz ne yapıyor, toplum ne istiyor, siz nerede eksik kalıyorsunuz; bunları sorgulayabiliyorsanız gelişirsiniz.
Hayvanların korunmasına yönelik oluşturulan özel birim ve toplumun farklı kesimlerine dokunmayı amaçlayan başka çalışmalar da bu anlayışın örnekleri.
Ancak yine başa dönüyorum:
Bunları yapmak kadar anlatmak da gerekiyor.
İstanbul sıradan bir şehir değildir. Türkiye’nin en büyük seçmen kitlesinin ve en fazla milletvekilinin bulunduğu şehirden söz ediyoruz. İstanbul’da güçlü bir siyasi karşılık oluşturamayan bir partinin Türkiye genelinde hedeflerine ulaşması da kolay değildir.
Her zaman söylediğim başka bir şey daha var:
Genel ya da yerel liderlerin başarısı sadece kendilerinin ne kadar çalıştığıyla ölçülmez. Asıl başarı, etrafındaki kadroları harekete geçirebilmek ve aynı hedef doğrultusunda çalıştırabilmektir.
Önümüzde siyasetin yeniden hareketleneceği bir dönem var.
Benim Yücel Coşkun’la yaptığım sohbetten çıkardığım sonuç şu oldu: İstanbul İl Teşkilatı kendi eksiklerini de gören, rakiplerini takip eden ve sahaya daha fazla inmeyi hedefleyen bir hazırlık içerisinde.
Şimdi mesele bunları uygulamak ve topluma anlatmaktır.
Ben de bir gazeteci olarak kendime düşen payı çıkarıyorum. Faydalı ve güzel bir çalışma varsa kamuoyunun bundan haberdar olması gerekir.
Çünkü siyaset insana dokunma sanatıdır.
Ve bazen büyük siyasi başarıların ilk adımı çok basittir:
Yan komşunun kapısını çalmak.
Selam ve saygılarımla.
Yazarın Diğer Yazıları
- İYİ Parti’nin Önündeki Büyük Fırsat: Yüzde 20 Neden Ulaşılmaz Değil?
- İşte Milliyetçilik Bu, Vatanseverlik Bu!
- Sürgünün Acısından Ortak Vatana: Çerkezler ve Aidiyet Meselesi
- Mansur Yavaş Don Kişot Değildir
- Şüphe Delil Değildir
- Adalet Önce Kendi Kapında Başlar
- Görüşme Bitmeden Senaryo Yazmayın!
- Atatürk'ü Kendinize Kalkan Yapmayın!
