Köşe Yazısı

Devlet, Mafya ve Görünmeyen Savaşlar: Türkiye'de Yaşananları Dünyadan Bağımsız Okuyabilir miyiz?

İsmail Türk
İsmail Türk
7 dk Sesli Dinle 1

Dünyada yaşanan bazı hadiseleri anlamakta zorlanırız. Kimi zaman sorduğumuz soruların cevaplarını bulamayız, kimi zaman da gözümüzün önünde cereyan eden olayların arkasındaki gerçekleri göremeyiz.

Ancak zaman geçtikçe, bilgiler çoğaldıkça ve birbirinden bağımsız görünen gelişmeler arasında bağlantılar kuruldukça, dün anlaşılmaz bulduğumuz hadiseler daha anlamlı hâle gelir.

Özellikle uluslararası ilişkilerde görünenle gerçekte yaşananın her zaman aynı olmadığını bilmek gerekir.

Bugün savaşların yalnızca düzenli ordular arasında yapılmadığı bir dönemi yaşıyoruz. Devletler, kendi askerlerini doğrudan sahaya sürmeden silahlı örgütleri, özel askerî şirketleri, paralı askerleri ve çeşitli suç şebekelerini kullanarak mücadele yürütüyor.

Modern dünyanın en önemli güvenlik meselelerinden biri olan vekâlet savaşları, artık yalnızca cephelerde değil, ülkelerin kendi içlerinde de yaşanıyor.

SAVAŞLARIN KARAKTERİ DEĞİŞTİ, DEVLETLERİN YÖNTEMLERİ DE DEĞİŞİYOR

Rusya’nın kullandığı Wagner yapılanması, bu yeni savaş anlayışının en dikkat çekici örneklerinden biridir.

Wagner, Libya’da, Suriye’de ve Afrika’nın çeşitli ülkelerinde Rusya’nın jeopolitik çıkarlarıyla örtüşen askerî faaliyetlerde bulundu. Ukrayna savaşında ise çok daha görünür hâle geldi.

Ancak bu yöntem yalnızca Rusya’ya özgü değildir.

Suriye’de farklı devletlerin desteklediği silahlı gruplar, Irak’ta devlet yapılarıyla iç içe geçmiş milis örgütleri, Libya’da birbirine rakip yönetimlerin yanında savaşan yabancı unsurlar aynı dönüşümün farklı örnekleridir.

Devletler artık yalnızca sahip oldukları ordularla değil, etkileyebildikleri devlet dışı güçlerle de mücadele yürütmektedir.

Üstelik bu mücadele savaş alanlarının dışına taşmıştır. Avrupa’nın büyük şehirlerinde, limanlarda, enerji hatlarında, ticaret yollarında ve organize suç ağları içerisinde de istihbarat savaşları yaşanmaktadır.

Türkiye’de tartıştığımız bazı meseleleri değerlendirirken bu küresel dönüşümü göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.

RUSYA, AVRUPA VE ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTLERİ

Son yıllarda Avrupa güvenlik çevrelerinde tartışılan önemli konulardan biri, Rus istihbaratının sabotaj, kundaklama, tehdit ve benzeri faaliyetlerde suç geçmişi bulunan kişileri veya doğrudan devletle bağlantısı kolayca kurulamayacak aracıları kullanmasıdır.

Özellikle Polonya ve Baltık ülkelerinde Rusya bağlantılı olduğu değerlendirilen sabotaj girişimleri Avrupa’nın güvenlik gündeminde önemli yer tutuyor.

2024 yılında İngiltere, Almanya ve Polonya’daki kargo merkezlerinde yaşanan yangın çıkarıcı paket olayları, bu tartışmaları daha da büyüttü. Avrupalı güvenlik yetkilileri Rus askerî istihbaratından şüphelenirken Moskova suçlamaları reddetti.

2025 yılında Europol öncülüğünde Rusya yanlısı NoName057(16) siber suç ağına yönelik operasyon düzenlenmesi de devlet dışı yapıların uluslararası mücadelelerde nasıl kullanılabildiğini gösterdi.

2026 yılında Polonya güvenlik çevrelerinden gelen değerlendirmelerde ise Rusya’nın bazı operasyonlarında eski askerlerden ve organize suç çevrelerinden yararlanma eğilimine dikkat çekildi.

İspanya’da Rusya’dan kaçan eski askerî pilot Maksim Kuzminov’un 2024 yılında öldürülmesi de Avrupa’daki örtülü operasyon tartışmalarını artırdı. Bununla birlikte cinayetin arkasındaki emir-komuta ilişkisi kesin olarak ortaya konulmuş değildir.

Burada dikkat çekmek istediğim daha hassas bir konu var.

Avrupa’daki bazı Türk organize suç gruplarının yabancı istihbarat servisleri tarafından kullanılabileceğine ilişkin iddialar da gündeme geliyor. Özellikle Rusya’nın Türk mafya gruplarıyla çalıştığı yönündeki iddiaların somut delillerle değerlendirilmesi gerekiyor.

Ancak şu ihtimal üzerinde düşünmek son derece doğaldır:

Bir ülkede örgütlü suç kapasitesi varsa, başka devletler bu kapasiteyi kendi çıkarları için kullanmak isteyebilir.

Çünkü organize suç örgütlerinin uluslararası bağlantıları, para kaynakları, lojistik imkânları ve şiddet kullanma kapasiteleri, yabancı istihbarat servisleri açısından istismar edilebilecek unsurlardır.

Dolayısıyla günümüz dünyasında mafya yalnızca bir asayiş meselesi değil, aynı zamanda millî güvenlik meselesidir.

TÜRKİYE’DE MAFYA VE SİYASET İLİŞKİSİNİ NASIL OKUMALIYIZ?

Türkiye’de son yıllarda bazı organize suç çevreleriyle siyasetçiler arasında kurulan ilişkiler ve kamuoyuna yansıyan fotoğraflar haklı olarak tartışılıyor.

Özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin suç dünyasıyla ilişkilendirilen bazı isimlerle kamuoyuna yansıyan fotoğrafları üzerinden çok sayıda soru soruluyor.

Bir siyasi liderin bu kişilerle neden yan yana geldiği, böyle görüntülerin topluma nasıl bir mesaj verdiği ve hukuk devleti anlayışıyla ne ölçüde bağdaştığı elbette sorgulanmalıdır.

Ancak benim üzerinde durmak istediğim başka bir ihtimal var.

Acaba devletin güvenlik aklı, uluslararası organize suç yapılanmalarının yabancı istihbarat servislerinin kontrolüne geçmesini önlemek amacıyla birtakım ilişkileri gözetim altında tutmak istiyor olabilir mi?

Kamuoyunun yalnızca siyaset-mafya yakınlaşması olarak değerlendirdiği bazı hadiselerin arkasında, organize suç ağlarının yabancı devletler tarafından kullanılmasını engelleme düşüncesi de bulunabilir mi?

Bu soruların sorulması gerektiği kanaatindeyim.

Elbette bir ihtimalin güvenlik açısından makul görünmesi, onun gerçekten uygulandığını kanıtlamaz. Devlet Bahçeli’nin söz konusu ilişkilerinin böyle bir güvenlik stratejisinin parçası olduğuna ilişkin doğrulanmış bir bilgiye sahip değiliz.

Dolayısıyla bunu kesin bir hüküm olarak değil, uluslararası gelişmeler ışığında değerlendirilmesi gereken analitik bir ihtimal olarak ortaya koyuyorum.

Çünkü devlet yönetimini yalnızca gördüğümüz fotoğraflar üzerinden okumak da her fotoğrafın arkasında mutlaka gizli bir operasyon bulunduğunu düşünmek de bizi yanlış sonuçlara götürebilir.

DEVLET YERİN ÜSTÜNÜ DE ALTINI DA BİLMEK ZORUNDADIR

Devlet olmak yalnızca kanun çıkarmak, vergi toplamak, asker ve polis bulundurmak değildir.

Güçlü devlet, kendi topraklarında hangi yapıların faaliyet gösterdiğini, kimlerin kimlerle ilişki kurduğunu, hangi suç örgütünün hangi uluslararası bağlantılara sahip olduğunu bilen ve gerektiğinde bunlara müdahale edebilen devlettir.

Yeraltı dünyasını tanımayan, organize suç ağlarının uluslararası bağlantılarını takip edemeyen bir devletin ciddi güvenlik zaafları yaşayacağı açıktır.

Ancak burada son derece önemli bir ayrım vardır:

Devletin mafyayı bilmesi başka şeydir, mafyayı yönetmeye çalışması başka şeydir, mafyaya meşruiyet kazandırması ise bambaşka bir şeydir.

Devlet, suç örgütlerini yabancı güçlerin kullanımına bırakmamak için istihbarat toplar, takip eder ve gerektiğinde operasyon yürütür. Fakat bunu yaparken suç örgütlerine dokunulmazlık sağlayamaz.

Türkiye’nin geçmişinde bu konuda acı tecrübeler bulunmaktadır.

1996 yılında yaşanan Susurluk kazası, siyaset, güvenlik bürokrasisi ve organize suç dünyası arasındaki ilişkilerin nasıl bir devlet krizine dönüşebileceğini göstermiştir.

Bu tarihî tecrübeyi unutmamalıyız.

Çünkü devlet adına yapıldığı ileri sürülen her faaliyet kendiliğinden meşru hâle gelmez.

Devletin bekası adına hukuku zayıflatmak, uzun vadede devletin bekasını da tehlikeye atabilir.

GÜÇLÜ DEVLETİN ÖLÇÜSÜ: USUL, ESTETİK VE ORANTI

Türkiye, jeopolitik konumu itibarıyla bu gelişmelerden uzak kalabilecek bir ülke değildir.

Karadeniz’de Rusya-Ukrayna savaşı, güneyimizde Suriye ve Irak’ın güvenlik sorunları, Kafkasya’daki güç mücadeleleri, Balkanlar’daki organize suç ağları ve Avrupa’daki Türk kökenli suç yapılanmaları birlikte düşünüldüğünde, son derece karmaşık bir güvenlik coğrafyasında bulunduğumuz açıktır.

Bu nedenle Türkiye’nin istihbarat kurumlarının uluslararası suç örgütlerinin bağlantılarını yakından takip etmesi bir tercih değil, zorunluluktur.

Ancak asıl mesele, devletin bunu hangi yöntemlerle yaptığıdır.

Ben devletlerin yerin üstünü de yerin altını da bilmesi gerektiğine inanıyorum. Fakat bir devletin gerçek gücü, yalnızca yapabildiği operasyonlarla ölçülemez.

Devletin gücü, gerektiğinde kullanabileceği imkânlara rağmen kendisini hukukla sınırlandırabilmesinde de ortaya çıkar.

İşte burada özellikle önemsediğim üç kavram vardır:

Usul, estetik ve orantı.

Devlet, en karmaşık güvenlik operasyonunu bile hukuk içerisinde, devlet ciddiyetine yakışan bir usulle ve ölçülü biçimde yürütmelidir.

Çünkü uluslararası arenada saygınlık kazanmak yalnızca güçlü olmaya bağlı değildir. Gücün nasıl kullanıldığı da en az gücün kendisi kadar önemlidir.

Suç dünyasının devletin gücünden yararlandığı görüntüsünün oluşması bile toplumun adalet duygusunu zedeler.

Vatandaşın zihninde bazı insanların kanun karşısında ayrıcalıklı olduğu düşüncesi yerleşirse, devletin güvenilirliği zarar görür.

SONUÇ: GÖRÜNENİN ARKASINDAKİ GERÇEĞİ DE SORGULAMALIYIZ

Bugün Türkiye’de yaşanan bazı hadiseleri değerlendirirken dünyadaki büyük güç mücadelesini dikkate almak zorundayız.

Rusya’nın Avrupa’da yürüttüğü öne sürülen örtülü operasyonlar, paralı asker yapılanmaları ve organize suç örgütlerinin istihbarat servisleri tarafından kullanılabilmesi, üzerinde ciddiyetle düşünmemiz gereken gelişmelerdir.

Bu gelişmeler ışığında Türkiye’deki bazı ilişkilerin yalnızca görünen siyasi boyutuyla açıklanamayabileceğini düşünüyorum.

Belki devletin güvenlik kurumları, organize suç çevrelerinin yabancı güçler tarafından kullanılmasını engellemek amacıyla birtakım tedbirler geliştiriyordur. Belki de kamuoyuna yansıyan ilişkilerin böyle bir güvenlik stratejisiyle hiçbir ilgisi yoktur.

Bunu bilmeden kesin hükümler vermek doğru değildir.

Ancak sorulması gereken temel soru şudur:

Suç örgütleri üzerinde devlet mi hâkimiyet kurmaktadır, yoksa bazı suç çevreleri devlet içerisindeki ilişkilerini kullanarak kendilerine alan mı açmaktadır?

Ben hadiseleri değerlendirirken ne her şeyi komplo teorileriyle açıklamayı ne de uluslararası istihbarat mücadelelerini görmezden gelmeyi doğru buluyorum.

Dünya artık yalnızca görünen orduların, diplomatların ve siyasi liderlerin mücadele ettiği bir dünya değildir. Görünmeyen aktörler de bu mücadelenin önemli parçaları hâline gelmiştir.

Ancak bütün bu gerçekler değişmemesi gereken temel bir ilkeyi ortadan kaldırmaz:

Devlet mafyayı tanır, takip eder, denetler ve gerektiğinde çökertir. Ama mafyaya teslim olmaz, mafyanın gölgesine sığınmaz ve mafyaya meşruiyet kazandırmaz.

Çünkü devlet aklı yalnızca gizli operasyonlar yürütme becerisi değil, en zor şartlarda bile hukuk içinde kalabilme iradesidir.

Güçlü devlet yeraltı dünyasını kontrol edebilen devlettir; büyük devlet ise bunu yaparken yeraltı dünyasına benzemeyen devlettir.

İsmail Türk
Gazeteci – Yazar

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Abdülhamit Karaca

    Ismail efendi, bu yazdiklarinin icerik,mahiyet hacim,ehemiyet ve aktueliği babinda sayin Devlet Bahçeli bey hayal edemiyeceğinin üstünde fikir sahibi bir Bilgedir,bunu sende biliyorsun ama bu gerçeği teslim etmeme inadin hala maalesef seni bundan geri ali koymaktadir.

Bu Yazıyı Paylaş