OKTAY SARAL’IN GÖREVDEN ALINMASI VE KARDEŞLİĞİMİZİN SINAVI
Türkiye ile Azerbaycan arasında son günlerde yaşanan gelişmeleri dikkatle ve biraz da endişeyle takip ediyorum.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın görevden alınması, ilk bakışta sıradan bir görev değişikliği gibi görülebilir. Ancak bu kararın öncesinde yaşananlar, meselenin yalnızca bir bürokratın görevinden ayrılmasından ibaret olmadığını gösteriyor.
Oktay Saral, Azerbaycan’daki okullarda başörtüsü konusunda yaşanan tartışmalar üzerine bir açıklama yaptı. Bu açıklama Azerbaycan yönetiminden tepki gördü. Ardından Azerbaycan’ın Saral’ın görevden alınmasını istediği yönünde haberler yayımlandı.
Nihayetinde Saral görevinden ayrıldı.
Gazeteci Talat Atilla’ya yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla görevinden ayrıldığını doğrulayan Saral, kararın Azerbaycan hakkındaki sözleriyle ilgili olup olmadığı sorusuna da “Evet, öyle görünüyor.” cevabını verdi.
Ancak burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor. Azerbaycan’ın talebinin görevden alma kararında belirleyici olduğuna ilişkin henüz resmî bir doğrulama bulunmuyor.
Dolayısıyla meseleyi söylentiler üzerinden değil, ortaya çıkan gelişmelerin siyasi ve diplomatik anlamı üzerinden değerlendirmeliyiz.
KARDEŞLİK, BİRBİRİMİZİN İÇ İŞLERİNE KARIŞMA HAKKI VERMEZ
Ben yıllardır Türk dünyasının birliğini savunan, Türk devletlerinin birbirine yaklaşmasını, ortak hareket etmesini ve geleceğini birlikte inşa etmesini isteyen bir Türk milliyetçisiyim.
Azerbaycan bizim için herhangi bir yabancı devlet değildir.
Azerbaycan bizim kardeşimizdir.
Karabağ’ın acısını kendi acımız, zaferini kendi zaferimiz bildik. Azerbaycan’ın bağımsızlığını, güvenliğini ve geleceğini Türk milletinin ortak meselesi olarak gördük.
Ancak kardeşlik, devletlerin egemenlik haklarını ortadan kaldırmaz.
Azerbaycan bağımsız bir devlettir. Kendi anayasası, kendi hukuk düzeni, kendi toplumsal şartları ve kendi siyasi tercihleri vardır.
Türkiye’nin de öyledir.
Bir ülkede alınan kararları beğenmeyebiliriz. Eleştirebiliriz. İnsan hakları ve özgürlükler açısından değerlendirebiliriz. Ancak kardeş ülkelere emir verir gibi konuşmak, onları kamuoyu önünde mahkûm etmek ve kendi anlayışımızı dayatmaya kalkışmak doğru değildir.
Hele hele bunu devlet adına konuştuğu düşünülebilecek makam sahiplerinin yapması, çok daha büyük sorumluluk gerektirir.
Aynı hassasiyet Azerbaycan için de geçerlidir.
Türkiye’de kimin hangi görevde bulunacağına karar verecek makam Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.
Kardeşlik karşılıklı saygıyla büyür, karşılıklı müdahalelerle değil.
OKTAY SARAL MESELESİNDEN DAHA BÜYÜK BİR MESELEMİZ VAR
Burada şahıslar üzerinden bir hesaplaşmaya girmenin kimseye faydası yoktur.
Oktay Saral’ın düşüncelerini paylaşmak zorunda değiliz. Açıklamasını doğru veya yanlış bulabiliriz. Ancak bir insanın düşüncesini eleştirmek başka, iki kardeş devletin ilişkilerini kişisel tartışmaların içine çekmek başkadır.
Asıl üzerinde durmamız gereken mesele şudur:
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, kişilerin açıklamalarına ve karşılıklı tepkilere teslim edilemeyecek kadar değerlidir.
Devlet adamlığı bazen konuşmayı, bazen susmayı, bazen de söylenecek sözü doğru zamanda ve doğru zeminde söylemeyi gerektirir.
Diplomasi, sosyal medya üzerinden yürütülecek bir karşılıklı meydan okuma alanı değildir.
Türkiye’nin Azerbaycan’a, Azerbaycan’ın da Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç yalnızca ekonomik veya askerî çıkarlarla açıklanamaz. Tarihî, kültürel ve millî bağlarımız çok daha derindir.
TÜRK DÜNYASININ BİRLİĞİNE ZARAR VERECEK HER ŞEYDEN UZAK DURMALIYIZ
Bugün Türk dünyasının önünde tarihî fırsatlar bulunmaktadır.
Türk Devletleri Teşkilatı, ortak alfabe çalışmaları, enerji koridorları, savunma sanayii iş birlikleri ve ekonomik ilişkiler geleceğimiz açısından büyük önem taşımaktadır.
Bütün bunlar konuşulurken Türkiye ile Azerbaycan’ın başörtüsü üzerinden diplomatik bir gerilimin içine sürüklenmesi son derece düşündürücüdür.
Üstelik bu tartışmanın iki ülke kamuoyunda karşılıklı kırgınlıklara dönüşmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tehlikedir.
Şunu da açıkça ifade etmek isterim:
Azerbaycan halkının Türkiye sevgisini, Türkiye’deki insanların Azerbaycan’a duyduğu kardeşliği günlük siyasi tartışmalar üzerinden sorgulamak büyük bir haksızlıktır.
İki devletin yöneticileri arasında görüş ayrılıkları olabilir. Hatalar yapılabilir. Gereksiz açıklamalar, ölçüsüz tepkiler ortaya çıkabilir.
Fakat bunların hiçbiri iki kardeş halkın birbirine duyduğu sevgiyi gölgelememelidir.
SON SÖZÜM ŞUDUR
Oktay Saral’ın görevden alınmasıyla ilgili tartışmaların bir süre daha devam edeceği anlaşılıyor.
Ancak ben bu meselenin kimin kazandığı, kimin kaybettiği üzerinden değerlendirilmesini doğru bulmuyorum.
Eğer bu gelişme Türkiye ile Azerbaycan arasında bir diplomatik krizin önlenmesine katkı sağladıysa bunun sonuçlarını zaman gösterecektir.
Ama eğer iki kardeş devlet arasında karşılıklı müdahale beklentilerinin normalleşmesine yol açarsa, bunun üzerinde ayrıca düşünmek gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği ne kadar önemliyse Azerbaycan Cumhuriyeti’nin egemenliği de o kadar önemlidir.
Birbirimizin iç işlerine müdahale etmeden, birbirimizin hassasiyetlerine saygı göstererek, farklılıklarımızı büyütmeden yolumuza devam etmek zorundayız.
Çünkü bizim meselemiz Oktay Saral’ın makamı değil, Türk dünyasının geleceğidir.
Bizim meselemiz bir tartışmayı kazanmak değil, kardeşliği kaybetmemektir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Türk dünyasının birliğine halel getirecek her sözden, her davranıştan ve her siyasi hesaptan uzak durmak hepimizin tarihî sorumluluğudur.
İsmail Türk
Gazeteci – Yazar
Yazarın Diğer Yazıları
- Milletin Parası Yurt Dışında, Peki Devlet Ne Yapıyor?
- Büyük servetlerin arkasındaki karanlık ilişkiler ve milletin sahipsiz bırakılan alın teri!
- Devlet, Mafya ve Görünmeyen Savaşlar: Türkiye'de Yaşananları Dünyadan Bağımsız Okuyabilir miyiz?
- Siyasette Bazen Bir Kişi Gider, Bir Parti Kurulur!
- "Ne Mutlu Türk'üm Diyene!" Bir Irk Değil, Bir Aidiyet Beyanıdır
- Türk Dünyasına Gönül Veren Bir Türk Kadını: Nurane Güler ve Bakü’den Yükselen Kardeşlik Sesi
- Siyasete ve hayata renk katanlar: Kaptan Mustafa Can
- Her kazadan sonra aynı acı, aynı taziyeler… Peki, değişen ne?
Yorumlar
- ADSIZ
Kişinin görevi danışman konuşman değil sorulursa cevap verir Konuşmak istemiş hatta birçok kişini de suyunu ısıtmış böylelikçe kendi suyunuda ısıtmış
- Alp Demir
Türkiye'deki bir kesim, eleştiri ile hakaret ve küstahlığı birbirine karıştırıyor. Eleştiri kültüründen yoksun bu sonradan görmeler, kazara bir koltuğa oturtulunca, ellerine, dillerine ve bellerine olan hakimiyetlerini yitiriyorlar. Bunu sadece Azerbaycan konusunda yapmadılar, her konuda yapıyorlar. Kendi beğenmedikleri ya da işlerine gelmeyen, kendi mahallelerinde sözde hoş görüneceğini umdukları arsız ve azgın lafları sıralamaktan çekinmiyorlar. İpini koparmışlar gibi her ağızlarına geleni laf diye söyleyip, sonra da bu arsızlığı hak hukuk, özgürlük diye savunmaya kalkışıyorlar. Kimsenin böyle bir hakkı ya da hukuku yoktur ve bunun adı özgürlük değildir. Bu özgürlük anlayışı hayvanidir, insana ait değildir. Demokrasi, suç işleme, taciz ve tecavüz özgürlüğü değildir. Dediğiniz gibi, hele de öz kardeş bir ülkenin, böyle bir kararı durup dururken niye aldığını, işin içinde ne tür zorluklarının olup olmadığını, niyetlerinin ne olup olmadığını bilmeden, bilmeye ve öğrenmeye hiç niyet bile etmeden, avazı çıktığı kadar bağıranların bu vesile ile kendilerine bir çeki düzen vermesi yerinde olacaktır. Bir kardeş, diğer kardeşin tuhaf bir davranışını gördüğünde, önce bunun nedenini sorgular. Bir sıkıntının olup olmadığını sorar. Daha ilk anda saldırmaz. Ancak elbet bu saldıranların Azerbaycan ile kardeş olmadıklarının da bir ispatı niteliğindedir. Her olay, at izi ile it izini birbirinden ayırıyor.
