Köşe Yazısı

Gıda Takviyesinde Üretim Enflasyonu: Sağlık mı, Yeni Bir Pazar mı?

İsmail Türk
İsmail Türk
3 dk Sesli Dinle 0

Son yıllarda eczanelere, marketlere, internetteki satış sitelerine bakıyorum; insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Biz ne ara bu kadar çok gıda takviyesine ihtiyaç duyar hâle geldik?

Vitaminler, mineraller, omega-3’ler, kolajenler, magnezyumlar, selenyumlar, bitkisel karışımlar…

Enerji için ayrı, uyku için ayrı, bağışıklık için ayrı, saç için ayrı, cilt için ayrı ürün.

Adeta gıda takviyesinde bir üretim enflasyonu yaşanıyor.

Elbette gıda takviyelerinin tamamına karşı çıkmak doğru değil. Gerçek bir eksiklik varsa, beslenmeyle yeterince karşılanamıyorsa veya hekim tarafından gerekli görülüyorsa takviyelerin önemli bir yeri olabilir.

Benim itirazım başka:

İhtiyaç olan ürünün üretilmesine değil, üretilen ürüne ihtiyaç oluşturulmasına.

Çünkü sağlık büyük bir pazar hâline geldiğinde tüketicinin korkuları da pazarlamanın malzemesine dönüşebilir.

“Bağışıklığın düşmesin.”

“Yaşlanmayı geciktir.”

“Enerjini artır.”

“Saçlarını güçlendir.”

“Kalbini koru.”

İnsan bunları sürekli gördüğünde bir süre sonra kendisini hasta olmadığı hâlde eksik hissetmeye başlayabilir.

Daha önemlisi, “Takviyedir, ne zararı olabilir?” düşüncesidir.

Oysa mesele bu kadar basit değildir. Birden fazla ürün kullanıldığında aynı vitamin veya mineral farklı ürünlerden tekrar tekrar alınabilir. Kullanılan ilaçlarla etkileşim ihtimali bulunabilir. Gereğinden fazla alınan bazı maddeler fayda yerine zarar verebilir.

Bir zamanlar vatandaşın zihninde çok basit bir güven ölçüsü vardı:

“Eczanede satılıyorsa güvenilirdir.”

Çünkü eczaneler denetlenen, mesleki sorumluluk taşıyan ve sattığı ürün konusunda müşterisine karşı muhatap kabul edilen yerlerdi. Eczacının beyaz önlüğü yalnızca ticareti değil, aynı zamanda güveni temsil ediyordu.

Bugün ise gıda takviyesi piyasasının olağanüstü büyümesiyle birlikte bu güvenin tek başına yeterli olup olmadığını sorgulamak zorundayız.

Piyasada üretim koşulları, hammaddesi, gerçek içeriği ve kalite standartları konusunda soru işaretleri bulunan ürünlerin varlığı sık sık gündeme geliyor. Daha vahimi, kamuoyunda “merdiven altı” diye tarif edilen üretimin yalnızca internet veya kontrolsüz satış kanallarıyla sınırlı kalmayıp eczane ve ecza deposu tedarik zincirlerine kadar ulaşabildiğine ilişkin iddialar varsa, devletin bunu çok ciddi biçimde araştırması gerekir.

Burada eczacılarımızı suçlamak değil, tam tersine eczanelere duyulan güveni korumak gerekiyor.

Çünkü vatandaş bir internet sitesinden ürün aldığında şüphe duyabilir; fakat eczanenin kapısından içeri girdiğinde aynı şüpheyi taşımaz.

İşte devletin sorumluluğu tam burada başlıyor.

Bir gıda takviyesi hangi tesiste üretildi? Hammaddesi nereden geldi? İçeriği laboratuvarda doğrulandı mı? Etiketinde yazan miktarla kapsülün içindeki miktar aynı mı? Ürün hangi kanaldan ecza deposuna, oradan eczaneye ulaştı? Bu zincirin hangi aşamasında kim denetim yapıyor?

Ve en önemlisi:

Bu denetimler vatandaşın tereddüdünü ortadan kaldıracak kadar düzenli, şeffaf ve caydırıcı mı?

Biz bunların cevaplarını açık biçimde görmek istiyoruz.

Çünkü mesele yalnızca ticaret değildir; insan sağlığıdır.

Özellikle düzenli ilaç kullananların, kronik hastalığı bulunanların, ileri yaştaki insanların, hamilelerin ve çok sayıda takviyeyi birlikte kullananların daha dikkatli olması gerekir.

Vatandaşın önüne çıkan her ürün için şu soruların cevabını bilmeye hakkı vardır:

Kim üretiyor? İçinde gerçekten ne var? Miktarı nedir? İddia edilen faydanın bilimsel karşılığı var mı? Kim denetledi? Benim buna gerçekten ihtiyacım var mı?

Sağlık, reklam sloganlarına teslim edilemeyecek kadar ciddi bir meseledir.

İnsanlarımıza tavsiyem şudur:

Sosyal medyada gördüğünüz her ürünü almayın. “Doğal” yazıyor diye zararsız kabul etmeyin. Bir arkadaşınıza iyi geldi diye size de iyi geleceğini düşünmeyin. Eczaneden alınmış olması önemli bir güven unsuru olsa da ürünü sorgulamaktan vazgeçmeyin. Üreticisini, içeriğini ve gerekli izinlerini kontrol edin. Özellikle birkaç ürünü aynı anda kullanıyorsanız doktorunuza veya eczacınıza danışın.

Çünkü vücudumuz bir depo, sağlığımız da deneme tahtası değildir.

Takviye, ihtiyacın yerine geçmez; ihtiyaç da reklamla belirlenmez.

Bugün sorgulamamız gereken yalnızca vatandaşın ne kullandığı değildir. Devletin ilgili kurumları da bu hızla büyüyen sektörün peşinden aynı hızla gidiyor mu?

Denetim üretimin gerisinde kalıyorsa orada yalnızca ekonomik bir problem değil, halk sağlığı problemi vardır.

Son sözüm hem tüketiciye hem de yetkili kurumlara:

Sağlığımızı korumanın ilk şartı daha fazla ürün tüketmek değil; ne tükettiğimizi bilmek, ikinci şartı ise vatandaş sormadan devletin denetlemesidir.

Bu Yazıyı Paylaş