Köşe Yazısı

Bir Dakika!

Asu Saydam Atasoy
Asu Saydam Atasoy
4 dk Sesli Dinle 1

"Onu yapamazlar... Bunu yapamazlar... Hadi oradan. Yok canım..."

Yaparlar. Yaptılar. Yapacaklar da...

Çünkü yıllardır "olmaz" denilen ne varsa, bir süre sonra karşımıza "oldu" diye çıkıyor.

Sonra ne oluyor?

Dün olmaz denilenler bugün oluyor.

Hafıza kaybımız yok. Hatırlıyoruz.

Ama annem derdi ki: "Aklım eriyor da gücüm yetmiyor."

Galiba biraz da buradayız.

Çünkü çerçeve yasa da geçti. Kabul edelim yada etmeyelim geçmiş olsun.

Şimdi bir dakika...

Bu ülkenin yalnızca siyasi gündemi yok.

Bu ülkenin geçim derdi var, adalet derdi var, hak derdi var, yarım bırakılmış hayatların derdi var.

Ekonomi var. İnsan hakları var. KHK mağdurları var. Stajyer ve çırakların sigorta meselesi var. Gazilerin ve şehit yakınlarının hakları var.

Ve daha gündemde dolaşıma giren, toplumun farklı kesimlerini doğrudan ilgilendiren nice mesele...

Bunlar konuşulabilir mi? Konuşulsun artık.

Çünkü asıl olan biziz. Vekil olan sizlersiniz.

Vekâlet, vatandaşın iradesini temsil etme yetkisidir; vatandaşın soru sorma hakkını ortadan kaldıran bir susma sözleşmesi değildir.

"Vekilleri siz seçtiniz, onlar karar verir" diyenler olacaktır.

Doğrudur.

Ama oy verdik diye "Neden?" deme hakkımızı da mı verdik?

Bir kararın arkasındaki gerekçeyi sormak, o karara düşman olmak mıdır?

Bir düzenlemeyi sorgulamak, terörü istemek midir?

Barış istemek başka şeydir; barışın hangi hukukla, hangi yöntemle ve hangi bedellerle kurulacağını sormak başka.

Terörün bitmesini istemek başka şeydir; bunun hangi hukuki çerçevede yapılacağını sorgulamak başka.

Kürt vatandaşımızı terör örgütüyle aynı kefeye koymak ise başlı başına bir akıl tutulmasıdır.

Bu ülkenin meselesi Kürtlük değil, TERÖR ve üyeleridir.

Ama terörle mücadele edilirken hukuk da sorulur. Adalet de sorulur. Toplumun vicdanı da sorulur.

Çünkü soru sormayı engellemek, sorunu ortadan kaldırmaz. Sadece soruyu büyütür.

Üstelik bugün toplumda şöyle bir ayrışma var:

Sırf siyasi tarafını tutmak, savunmak adına soranı etiketlemek...

"FETÖ'cü!" "Muhalif!" "Silah bırakılmasını istemiyor!" "Şehit mi gelsin istiyorsunuz?"

Yahu kardeşim...

Bir dakika!

Her itirazı ihanet, her soruyu tarafgirlik, her farklı düşünceyi düşmanlık olarak görmek zorunda mıyız?

Bir ülkede vatandaşın en temel hakkı, ülkesini ilgilendiren meselelerde düşünmek, sormak, eleştirmek ve cevap istemektir.

Bunun adı bölücülük değil. Bunun adı vatandaşlıktır.

Ve bütün bu tartışmaların ortasında gözden kaçırmamamız gereken daha büyük bir gerçek var:

Başta da belirttiğim gibi:

E, K, O, N, O, M, İ...

Çünkü vatandaşın cebine baktığında ekonomi diyor. Pazara gittiğinde ekonomi diyor. Kirayı ödediğinde ekonomi diyor. Faturayı açtığında ekonomi diyor. Çocuğunun geleceğini düşündüğünde yine ekonomi diyor.

Siyasetçinin koltuğu var. Vatandaşın mutfak masası.

Siyasetçinin gündemi var. Vatandaşın ay sonu.

Memleketin gündemi büyüyor. Vatandaşın sofrası küçülüyor.

Ve unutmayalım:

Mağdurun partisi yoktur. Mazlumun ideolojisi yoktur. Açlığın kimliği yoktur. İşsizliğin mezhebi yoktur. Kiranın muhalifi, faturanın iktidarı yoktur.

Birbirimize, "Sen hangi taraftasın?" diye sormak yerine,

"Sen ne yaşıyorsun?" diyebilmek.

Çünkü vatandaş yalnızca seçim günü "millet" değildir.

Karar alınırken de millettir. Sorgularken de millettir. İtiraz ederken de millettir.

Temsil edilmek; sesinin duyulması, kaygısının bilinmesi ve gerektiğinde itirazının da dikkate alınmasıdır.

Çerçeve yasa geçti. Kabul edelim, etmeyelim.

Peki şimdi?

Şimdi sıra, yıllardır başka başka başlıkların altında bekleyen gerçek meselelerde değil mi?

Ekonomide... Haklarda... Adalette... Mağduriyetlerde...

Gazinin, şehidin, emeklinin, işçinin, gencin, öğrencinin, ailenin hayatında...

Çünkü bir ülkenin gerçek gücü yalnızca Meclis'ten geçen yasaların sayısıyla ölçülmez.

O ülkede yaşayan insanın kendisini ne kadar değerli, güvende ve geleceğe dair umutlu hissettiğiyle ölçülür.

O yüzden artık "Yok artık" demeyelim. "Hadi oradan" da demeyelim.

Bir dakika...

Bir vatandaş olarak bir önerim olacak.

Belki de artık Meclis'te olmayan ama milyonların hayatında yazılması gereken başka bir yasaya ihtiyacımız var:

EKONOMİK BUHRANSIZ TÜRKİYE YASASI

Maddeleri de çok karmaşık olmayan...

Geçinebilen emekli. İş bulabilen genç. Evini geçindirebilen aile. Hakkını ararken ezilmeyen vatandaş. Adalete güvenen mağdur. Geleceğinden korkmayan çocuk.

Ve bütün bunlar;

muhalifine de, iktidarına da, zengine de, yoksuluna da

eşit uygulansın.

Hatta mümkünse oy birliğiyle değil, hayat birliğiyle kabul edilsin.

Çünkü galiba bu ülkenin bugün en acil ihtiyacı, yeni bir çerçeve çizmek değil.

İnsanı yeniden o çerçevenin içine koymak.

Saygıyla selamlıyorum 

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • sedat ture

    Yeni ve daha geniş çerçeve çizlmssi, sorgulayan demokrası. Teşekkürler.

Bu Yazıyı Paylaş