Feth-i Kabir
Yağmur yağar, sel olur. Yer sarsılır, toprak kayar. Doğal afet deriz. Peki, yere düşen elektrik kablosu da mı doğaldır? Altyapı ihmali, alınmayan tedbirler, görmezden gelinen riskler de mi doğanın eseri?
İstanbul’da ve çeşitli illerde yaşananlar yine aynı soruyu önümüze koydu: Felaketi doğa mı büyüttü, yoksa insanın ihmali mi?
Bitmek bilmeyen sorular ve sorunlar…
Üstelik mesele yalnızca doğal afetler değil. Kadın cinayetleri, okul saldırıları, kamu kaynaklarının kullanımı, toplumsal hayatın her gün kanayan başka bir yarası…
Hele bir fon meselesi var ki haftalardır gündemden düşmüyor.
Basından okuduklarımız,duyduklarımız akıl alır gibi değil.
Olaylar farklı, sonuçlar benzer: Önce öfke, ardından açıklamalar, sonra değişen gündem ve giderek derinleşen sessizlik. Her defasında yaşananların kendisi konuşulurken, o yaşananları mümkün kılan koşullar ve sorumluluk zinciri arka planda kalıyor.
Bizim asıl sorunumuz, felaketlerin kendisinden ibaret değil; felaketlerin üzerini örten unutkanlığımız, hesap sormayı erteleyen alışkanlığımız ve ne olursa olsun savunmaktan vazgeçmediğimiz siyasi tercihlerimiz. Çünkü bazen mesele yalnızca bir ihmalin yaşanması değil, o ihmali sorgulanamaz hâle getiren anlayışın varlığını sürdürmesidir.
Ben yıllar sonra açılacak dosyaların, yeniden gündeme gelecek ihmallerin peşinde değilim.
Ben, olay henüz soğumamışken görmek istiyorum gerçeği.
İzler silinmeden, sorular cevapsızlığa mahkûm edilmeden, gündem başka bir acıya teslim olmadan… Sorumluların, sorumluluklarını zamanın arkasına saklayamayacağı bir yerde durmak istiyorum.
Şimdi diyecek olabilirsiniz: Çözümün ne?
Ben, emaneti vekil olarak seçtiklerime teslim eden asılım; halkım. Soruyu ben sorarım.
Çözüm üretmek ve sorumluluklarını yerine getirmek ise siyasilerin işi.
Feth-i kabir, yıllar sonra hakikati aramaksa, benim derdim o günü beklememek. Çünkü bugün görülebilecek bir gerçeği yarına bırakmak, yalnızca hesabı geciktirmek değildir; aynı ihmalin yeniden yaşanmasına da kapı aralamaktır. Üstelik zaman geçtikçe yalnızca izler silinmez; sorumluluklar da dağılır, soruların yönü değişir, asıl mesele başka tartışmaların gölgesinde kalabilir.
Görür müyüz yıllar sonra hesabın sorulduğunu? Şüpheli.
Görmek istiyor muyuz? Kesinlikle.
Ama ben yıllar sonrasının haklılığını değil, bugünün sorumluluğunu görmek istiyorum.
Çünkü bazı gerçekleri ortaya çıkarmak için zamanın geçmesini beklemek değil, zaman geçmeden üzerlerindeki örtüyü kaldırmak gerekir.
Hakikat mezara, sorumluluk zamana gömülmesin.
Feth-i kabir beklenmesin.
Saygıyla selamlıyorum
