Zifiriyiz Bi Yerlerde
"Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun"
-Cahit Sıtkı Tarancı
Dostlar.
Yorgunuz biliyorum nerden mi?
KENDİMDEN.
Maraş, Manisa, Başakşehir…
Şehirlerin adı değişiyor; okul kapılarındaki güvenlik tartışması değişmiyor.
6 Ekim’de Başakşehir’de bir ortaokulda yaşanan bıçaklama olayında sekiz öğrenci yaralandı. Millî Eğitim Bakanlığı olayın ardından soruşturma başlatıldığını ve iki eğitim müfettişinin görevlendirildiğini açıkladı.
Bir gün sonra Ankara’dan başka bir haber geldi.
Pursaklar’daki polis uygulama noktasında kimlik kontrolü sırasında ateş açıldı; polis memuru Ahmet Türkoğlu hayatını kaybetti.
İki ayrı olay.
Biri okulda, biri sokakta.
Biri çocukları, diğeri kamu görevlisini vuruyor.
Fakat ikisinin ortasında aynı soru duruyor:
Biz tehlikeyi neden ancak meydana geldiğinde fark ediyoruz?
Çocuğun elindeki bıçağı, polise doğrultulan silahı, şiddetin bir sonraki adresini olaydan önce görebilen bir mekanizma var mı?
Yoksa biz yalnızca olay olduktan sonra mı görünür oluyoruz?
Çünkü sonrasında her şey çok tanıdık:
Soruşturma.
Açıklama.
Kınama.
Başsağlığı.
Ve gündem değişiyor.
Tam da burada başka bir mesele çıkıyor karşıma.
Bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AK Parti’ye katıldı. Tugay, 2024 yerel seçimlerinde CHP adayı olarak seçilmiş, daha sonra CHP’den ayrılarak bağımsız devam etmişti. Bugün ise AK Parti rozeti taktı.
Elbette insan fikrini değiştirebilir.
Siyasi tercihini de değiştirebilir.
Buna itirazım yok.
Benim itirazım başka:
Seçmenin verdiği yetki, seçilmiş kişinin kişisel mülkü müdür?
Ben size oy verdiysem, o oy sizin değil.
Benim.
Siz siyasi adresinizi değiştirebilirsiniz.
Ama benim oyumu da yeni adresinize taşıyamazsınız.
Çünkü sandıkta size verilen şey bir parti rozeti değil, bir temsil yetkisi.
O yetkiyle başka bir siyasi adrese geçiyorsanız, bunun en temiz yolu bana yeniden sormaktır.
Ya istifa edin, ya bir sonraki seçimi bekleyin.
Bir sonraki seçimde çıkın karşımıza.
“Ben artık buradayım” deyin.
Ben de size yeniden oy verip vermeyeceğime karar vereyim.
Böylece siz fikrininizi değiştirmiş olursunuz; benim irademi değil.
Bütün mesele tam burada düğümleniyor.
Okulda güvenliği, sokakta silahı, siyasette temsil yetkisini konuşurken aslında aynı sorunun farklı yüzlerine bakıyoruz:
Emanet edilen şeyi kimin adına kullandığımızı unutuyor muyuz?
Çocuğu korumak için verilen görev, olaydan sonra yapılan açıklamadan ibaret olmamalı.
Polise verilen görev, onu hedef hâline geldiğinde hatırlamakla sınırlı kalmamalı.
Seçmenin verdiği oy da seçilmiş kişinin siyasi bagajına dönüşmemeli.
Çünkü görev de yetki de oy da bir yerde sahibinden kopuyor.
Sonra herkes kendi açıklamasını yapıyor.
Biz de yeni açıklamayı bekliyoruz.
Bu yüzden her gün başka bir şehirde, başka bir okulda, başka bir uygulama noktasında aynı cümlelerin peşine düşüyoruz.
Sorun yalnızca ne olduğunda değil.
Bize emanet edilen şeyi ne zaman ve nasıl koruduğumuzda.
Çünkü çocuklar, polisler, seçmen…
Üçü de bir şey söylüyor:
Beni olay olduktan sonra değil, olmadan önce ha tır la.
Çocukları koruyamıyor, polisi koruyamıyor, seçmenin oyunu bile yerinde bırakamıyorsak;
zifiriyiz bi yerlerde.
Saygıyla selamlıyorum
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Cnnttkn
Kaleminize sağlık. Olayların sadece görünen yüzünü değil, arkasındaki asıl meseleyi de sorgulayan çok güçlü bir yazı olmuş. Farklı gibi görünen olayları aynı vicdan ve sorumluluk ekseninde buluşturmanız, okuyana “Asıl mesele ne?” sorusunu sorduruyor. Özellikle “Beni olay olduktan sonra değil, olmadan önce hatırla” cümlesi, yazının bütün ruhunu tek başına anlatıyor. Sadece gündemi aktarmıyor; düşündürüyor, sorgulatıyor ve insanın içine dokunuyor. Kaleminizin en güçlü tarafı da bu sanırım: Gürültünün içinden asıl soruyu çekip çıkarabilmek. Sade, cesur, vicdanlı ve düşündürücü bir anlatım. Böyle yazılar yalnızca okunmaz; insanın zihninde kalır. Emeğinize, yüreğinize ve kaleminize sağlık. Saygıyla…
