Köşe Yazısı

X Ateşi

Asu Saydam Atasoy
Asu Saydam Atasoy
4 dk Sesli Dinle 0

X'in, eski adıyla Twitter'ın Space odalarına her fırsatta giriyorum.

Toplumun minimal hâlleri yada labaratuvar diyorum  o alanlara.

Ve X ateşi  çok yüksek...

Memleket küçücük bir ekranın içine sığıyor.

Kültür var, siyaset var, din var, felsefe var, sanat var.

Bilgi var.

Bilgi sanılanlar var.

Bir de akıl almaz bir cesaret var.

Telefonun arkasında, mikrofonun ucunda insanın ağzından çıkanları duyunca bazen insanın aklına tek bir soru geliyor:

Bu insanlar yüz yüze olsaydı, söylediklerini birbirlerinin gözlerinin içine bakarak söyleyebilir miydi?

Çünkü bazı küfürler var...

Bir masada, bir sokakta, yüz yüze söylense kavga çıkar.

Belki cinayet çıkar.

Ama telefonun arkasında, profil fotoğrafının ardında, mikrofon açılınca kelimeler frenlerini kaybediyor.

İnsan, karşısında bir insan olduğunu unutuyor.

Ekran mesafesi arttıkça vicdan mesafesi de açılıyor sanki.

Bir de "biliyorum" tarafı var.

İçlerinde gerçekten bilen, yıllarını bir alana vermiş, akademik birikimi olan insanlar da var.

Ne güzel.

İnsan elbette emeğinin karşılığını taşımalı.

Ama bazen akademik unvanın yanına öyle bir özgüven ekleniyor ki, insanın aklına "Küçük dağlar yetmedi mi hocam, sıra büyük dağlara mı geldi?" demek geliyor.

Bilgi, insana tevazu katacağı yerde bazen megafona dönüşüyor.

Bilgi kibre dönüştüğünde felakettir 

Karşısındaki hiçbir şey bilmediği için değil;

kendisi kadar bilmediği için değersiz oluyor.

Daha ilginci, hiçbir şeyden haberi olmayanın da, yıllarını alanın da uzman olana:

"Sen bilmiyorsun."

diyebilmesi.

İşte orada insanın aklına başka bir soru geliyor:

Biz ne ara bu kadar emin olduk?

Herkes konuşuyor.

Herkes biliyor.

Herkes hüküm veriyor.

Herkes karşısındakinin haddini biliyor da kendi haddini bilen pek az.

Oysa bütün bunların altında belki de ağır bir şey de var.

Geçim derdi.

Ekonomik sıkışmışlık insanın yalnızca cebine dokunmuyor.

Sinir uçlarına da dokunuyor.

Tahammül azalıyor.

Öfke artıyor.

Ve belki de ekonomik gerilim, toplumun diline de sızıyor.

Space odalarında gördüğümüz o pervasızlığın tamamını ekonomiyle açıklayamayız elbette.

Ama insanın omzunda sürekli bir geçim yükü varken, bir de üzerine herkesin birbirine akıl verdiği bir memleket düzeni kurulunca...

Mikrofonun sesi biraz daha yükseliyor.

Üstelik mesele yalnızca Space odaları değil.

Orası sadece gördüğümüz küçük bir pencere.

Toplumun başka yerlerinde de aynı tahammülsüzlük, aynı öfke, aynı üstünlük yarışı farklı kıyafetlerle dolaşıyor.

Biri parasını koyuyor ortaya.

Biri unvanını.

Biri takipçi sayısını.

Biri bilgisini.

Biri de hiçbir şey koymadan, sadece sesinin yüksekliğini yeterli buluyor.

Sonra herkes birbirine yukarıdan bakıyor.

Aşağıya bakan yok.

Tam burada antidepresan istatistiklerine bakayım dedim.

Eski CHP Genel Başkan Yardımcısı şimdi ise Yeni Parti Adana Milletvekili Burhanettin Bulut'un 22 Ocak 2026'da paylaştığı verilere göre, Türkiye'de antidepresan kullanımı 2016'da 45 milyon 132 bin 854 kutuyken, 2025'te 71 milyon 527 bin 690 kutuya yükselmiş.

On yıldaki artış yüzde 58,5.

Sadece 2025'te bir önceki yıla göre yaklaşık 6 milyon kutuluk artış var.

Elbette bir kutu, bir insan demek değil.

Aynı insan birden fazla kutu kullanabilir.

Ama rakam yine de insanı düşündürüyor.

Çünkü ekonomik gerilim yalnızca hesap makinesinde görünmüyor.

İnsanların birbirine tahammülünde de.

Sokaktaki öfkede de.

Ekrandaki dilde de.

Belki de toplumun ruh hâlini yalnızca eczane raflarında değil, birbirimize konuşma biçimimizde de aramak gerekiyor.

Çünkü bazen bir insanın karşısındakine kurduğu cümle, cebindeki hesabından daha fazla şey anlatıyor.

Ve biz hâlâ birbirimize bağırırken, birileri çıkıp "Ben biliyorum." diyor.

Öteki:

"Hayır, ben biliyorum."

Bir başkası:

"Ben daha çok biliyorum."

Derken bilgi yarışması sanılan şey, memleketçe bir sabır testi hâline geliyor.

Ekonomik sıkışmışlık, sürekli gerilim, bitmeyen tartışmalar, ekranlardan taşan öfke...

İnsan ruhunun da bir yan etkisi oluyor.

Sonra istatistiklere bakıp aman Allahım diyoruz.

71 milyon 527 bin 690 kutu...

Rakam büyük.

Daha büyük olan, bu kadar ekonomik gerilimin, bu kadar öfkenin ve bu kadar "ben biliyorum" hâlinin içinde birbirimize hâlâ iyi gelmeyi beceremiyor oluşumuz.

Oysa ki ortak çok sorunumuz var!

Ne tuhaf...

Mikrofonlar susar.

Space'ler kapanır.

Ekranlar kararır.

Ama hayat devam eder.

Ve hayat devam ederken soralım!

Ateş hızla yayılırken

bu gidiş nereye?

Saygıyla selamlıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş