Köşe Yazısı

Kangren

Asu Saydam Atasoy
Asu Saydam Atasoy
4 dk Sesli Dinle 0

“Kol kırılır, yen içinde kalır” da…
Ya kangren olan yenin kendisiyse ne olacak?
Evet, kangren olmuş bir gündemi bakmaya, duymaya, şahit olmaya tahammülümüzün kalmadığı zamanlardan geçiyoruz.
Uçurumdan düştük, düşeceğiz derken düştük; çakıldık, takla atıyoruz. Bir de infilak edecek diye korkuyoruz.
Nereden tutsak elimizde kalıyor. Hangi gündemin peşine düşsek bir başkası önümüze çıkıyor. Daha dün konuştuğumuzu sindiremeden bugün yenisi, bugünü anlamaya çalışırken yarının gölgesi düşüyor üzerimize.
Mustafa Sarıgül'ün medyaya yansıyan videoları, Emir Sarıgül'le ilgili tartışmalar ve Özgür Özel'in tutumu… Asuman Erdoğan ve eşi üzerinden gündeme gelen fon tartışmaları, Diyanet'te fonlarla ilgili bazı isimlerin görevden alındığına ilişkin haberler…
Bir tarafta cevap bekleyen sorular, diğer tarafta siyasi tutumlar, açıklamalar ve suskunluklar.
Henüz birinin üzerindeki sis dağılmadan ötekine geçiyoruz. İddialar havada uçuşuyor, kamuoyu tartışıyor, siyasetin dili kendi mecrasında akıyor. Kimin neyi, neden yaptığına ilişkin hükmü elbette yargı verir. Ama kamuoyunun soru sorma hakkını da kimse elinden alamaz.
Mesele yalnızca isimler değil zaten. Mesele, isimler değişse de aynı soruların neden bir türlü değişmediği.
Bir de şu dokunulmazlık meselesi var.
“Benim oğlumu alacak adam doğmadı daha!”
Bu sözün arkasındaki özgüven mi desem, meydan okuma mı, yoksa gücün insana hissettirdiği o sınırsızlık duygusu mu? Bilmiyorum.
Bildiğim ve hâlâ inanmak istediğim, hukukun karşısında herkesin eşit olduğu bir ülkede hiç kimsenin kendisini hukukun üstünde görmemesi gerektiği. Dokunulmazlık, hesap vermemek için kuşanılan bir zırh değildir. Hele ki siyasetin gücü, insanın kendisine duyduğu güveni sorgulanamaz bir cesarete dönüştürüyorsa orada yalnızca bir kişinin değil, sistemin de konuşulması gerekir.
Çünkü bazen asıl mesele, söylenen sözün kendisinden çok, o sözün hangi zeminde bu kadar rahat söylenebildiğidir.
Medyadan takip ediyoruz; aklanan, kaybolan, çalındığı iddia edilen paralar, bitmeyen tartışmalar, birbirini izleyen açıklamalar…
Ne zaman cevap bulacak?
Ne zaman sorumluların ceza aldığını göreceğiz?
 İyi hatırlıyorum,
baklava çalan dört çocuğa 9 yıl ceza verilmişti.
Bir dilimmmm baklava.
Öte yandan halk, “Nefes alamıyoruz.” diyor. Emekli, “Açız.” diye sesini duyurmaya çalışıyor. İnsanlar ay sonunu getirebilmek için hesabını kitabını yeniden yapıyor.
Bir yanda geçim derdinin hesabı, diğer yanda kamuoyuna yansıyan büyük rakamlar…
İnsan hangisini anlamaya çalışacağını şaşırıyor.
Böyle böyle, şaşırma eşiğimiz yükseliyor; tahammülümüz azalıyor, hafızamız yoruluyor.
Belki de kangrenin en tehlikeli tarafı bu. Çürümeyi fark etmemek değil, fark ettiğimiz hâlde ona alışmak.
Sonra statü verilmeden konuta geçmem diyen terörist başı Abdullah Öcalan'ın İmralı'da kendisi için hazırlanan yeni yere geçtiğine ilişkin haberler gündeme düştü.
Vay canına vay.
Aynı günlerde Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde şehit olan, sıvasız evlerin yiğit çocuklarından biri olan Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü, Aydın'ın Çine ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı. Şehit Ünlü'nün vatan için baba ocağına düşen ateşi, yarım kalan bir hayatı hatırlattı.
Bir tarafta siyasi süreçler, açıklamalar, pazarlıklar ve tartışmalar…
Diğer tarafta bayrağa sarılı bir tabutun ardından yürüyen anne, baba, yarım kalan hayaller ve bir evin içine çöken sessizlik.
Aynı ülkenin iki ayrı gündemi değil bunlar. Aynı ülkenin birbirinden koparılmaması gereken gerçekleri.
Siyasetin hesabı başka, evladını toprağa veren ailenin hesabı başka mı olmalı?
Birileri kelimeleri tartarken birileri evladının yokluğuyla yaşayacak. Birileri siyasi pozisyonunu korumaya çalışırken birileri bir daha hiç tamamlanmayacak bir hayatın yasını tutacak.
Ve biz, bütün bunların ortasında yine birbirimize bakıp bir şeyler söyleyeceğiz.
Şehidin helvası sizin ocakta kavrulmadığı sürece, helva size hep tatlı gelecek.
Bu cümle yalnızca siyasetçilere değil; acıyı uzaktan izleyip birkaç cümleyle tüketen, unutan herkese.
Siyasetin dili de, dün bir başkasına yönelttiği eleştiriyi bugün kendi çıkarı için unutanı da, kendi mahallesinden gelince susup karşı mahalleden gelince öfkeleneni de aynı terazide tartmak gerekiyor.
Kimseyi kayırmadan…
Ne iktidarı, ne muhalefeti, ne bir makamı, ne bir ismi.
Çünkü yanlışın adresi değişince yanlışın kendisi değişmiyor.
Kol kırılır, yen içinde kalırmış…
Peki ya yenin içindeki çürüme bütün bedeni sardıysa?
Kangrenin ne olduğu hemen herkes bilir.
Biz hâlâ kırılan kolu, içinde kalan yen'i konuşuyoruz.
Ya kangren olan yenin kendisiyse?
Ve tüm bedeni sardıysa ne etmeli?
Bir kaç soru, binlerce beklenen cevap.
Ya cevaplar da kangrense?
Saygıyla selamlıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş