Köşe Yazısı

Devir Teslim

Asu Saydam Atasoy
Asu Saydam Atasoy
3 dk Sesli Dinle 1

Bir toplumun geçmişiyle hesabı bitmiyorsa, acaba gerçekten geçmişiyle mi hesaplaşıyordur; yoksa geçmiş, elden ele dolaşan bir miras gibi bugüne mi devrediliyordur?

Siyasete bakıyorum.

Yıllar önce yaşanmış haksızlıklar hâlâ bugünün siyasetinde güçlü bir argüman olarak karşımıza çıkıyor.

"Bize bunu yaptılar, bize şunu yaptılar..."

Evet, yapıldı. Haksızlık varsa adı konulmalı, mağduriyet varsa görülmeli. Fakat geçmişte yapılan bir yanlışın hesabını bugün başka bir yanlışla kapatmaya çalışırsak, ortada adalet değil, yalnızca el değiştirmiş bir öfke kalır.

Çünkü bugün alınan rövanş, yarının gerekçesi olabilir.

Bugünün iktidarı geçmişin intikamını alırsa, yarının iktidarı da bugünün intikamını alacak. Böylece toplum ilerlemez; yalnızca nöbet değiştirir.

Bugün "Terörsüz Türkiye" diyoruz. Fakat daha birkaç gün önce İstanbul Sancaktepe'de terör örgütü mensupları için anma yapıldığı haberlerini okuyoruz.

İnsan ister istemez soruyor:

Geçmişin acılarıyla gerçekten hesaplaşıyor muyuz, yoksa onları başka biçimlerde geleceğe mi devrediyoruz?

Çünkü terörsüz bir Türkiye yalnızca silahların susması değil; şiddetin ve terörün meşrulaştırılmadığı bir toplumsal hafıza da demektir.

Ama mesele yalnızca siyaset değil.

Aileye bakıyorum.

Bir kaynana gelinine, zamanında kendisine yapılanı yapıyor.

"Ben de çektim."

Sonra o gelin yıllar geçiyor, kaynana oluyor ve aynı davranışı başka bir genç kadına aktarıyor.

Böylece zulüm bitmiyor; sadece adres değiştiriyor.

Bir kuşak yaşadığı acıyı iyileştirmek yerine sonraki kuşağa teslim ediyor.

Devir teslim töreni gibi...

Ama teslim edilen şey makam değil, yara.

Bireyde de benzer bir aktarım var.

Bugün bazı davranışların arkasına hemen bir etiket koymak moda hâline geldi.

"Ben böyleyim."

Oysa bir davranışı isimlendirmek, onu anlamak demek değildir.

"Ben neyi neden yapıyorum?" demektense, "Ben böyleyim" demek çok daha kolay.

Kişi kendisini anlamak yerine kendisine bir etiket buluyor. Sonra o etiketin arkasına saklanıyor.

Siyasette de böyle.

Ailede de.

Bireyde de.

Herkesin bir gerekçesi var:

Bize yaptılar.

Biz de yaptık.

Ben böyle gördüm.

Ben böyleyim.

Benim hakkımdı.

Ve nedense herkesin hikâyesinde suçlu başka biri.

Kendimize gelince hikâye bitiyor.

İşte benim asıl yorulduğum yer burası.

Üç ayrı alan gibi görünse de altında aynı insanlık meselesi yatıyor.

Kendimize yapılanı sorgulamak yerine devralmak.

Geçmişi hatırlamak başka, geçmişin davranışlarını taşımak başka.

İçinmizdeki zehri ayıklamadan

Sonra neden bu kadar öfkeli olduğumuzu, neden birbirimize tahammül edemediğimizi, neden aynı yaraların farklı bedenlerde tekrar tekrar açıldığını konuşuyoruz.

Cennet gibi bir memleketi, kendi içimizdeki cinnetle kirletiyoruz.

Her yerde bir uğultu var.

Siyasette öfke, ailede tahakküm, sosyal hayatta etiketleme, bireyde sürekli haklı çıkma çabası...

Belki de toplum olarak şunu anlamalıyız.

Her acı devredilmek zorunda değil.

Her yara başkasına bırakılacak emanet değil.

Her haksızlık yeni bir haksızlığın gerekçesi değil.

Birinin öfkesi diğerinin mirası.

Birinin zulmü diğerinin gerekçesi.

Birinin travması ötekinin davranışı.

Birinin intikamı diğerinin siyaseti.

Devir teslim sürüyor.

Biz ise değiştiğimizi sanıyoruz.

Degisim varoluşun geregi ama iyi yönde olsun.

Üzgünüm... 

Belki de asıl korkunç olan budur:

Bir toplum kendi deformasyonunu düzeltmediğinde, balı olmayan bir arı kovanı gibi yalnızca yoğun bir uğultu üretir.

Çok ses vardır.

Çok öfke vardır.

Çok hesap vardır.

Ama bal yoktur.

Ve insan bazen o uğultunun içinde kendi vicdanının sesini bile duyamaz.

Soruyorum şimdi 

İntikam mı bu?

Aktarım mı?

Yoksa sadece birbirimize devrettiğimiz eski yaraların gürültüsü mü?

Saygıyla selamlıyorum

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Cezzar

    Kesinlikle yanılışı , hataları vb durumlarımızı alıp diğer kuşaga aktarıyoruz . Yerinde tespit

Bu Yazıyı Paylaş