Köşe Yazısı

80'ler mi?

Asu Saydam Atasoy
Asu Saydam Atasoy
2 dk Sesli Dinle 2

"Hani eski bir resme bakarken

Hani yılları sayarda insan

Hani gözleri dolarya birden

İşte öyle bir şey, işte öyle bir şey... "

Harika olağanüstü bir akım başladı...

"Seksenler de nasıl görünürdük?"

Sosyal medya yıkılıyor.

Rengârenk kıyafetler, kabarık saçlar, cix erkekler...

Ne hoş, değil mi?

İnsanın oyalanacak bir şey bulması, bir akıma kapılması, birkaç dakikalığına bugünden uzaklaşması...

Ben seksenlerde bebekliğin sonu, çocukluğun başındaydım.

Şimdiyse orta yaş bir kadın olarak bu akıma dahil olmadım.

Çünkü geçmişe dönüp bakınca elbette olumsuzluklar bulurum. Her dönemin kendi derdi, kendi yokluğu, kendi hikâyesi var.

Ama ben geçmişe gitsek kendi içinde olumsuzluklara rağmen daha ileride olabilirdik diye düşünüyorum.

Galiba sorun da tam burada başlıyor.

Biz ileriye bakmak yerine, geçmişin fotoğrafını renklendirip bugünün gerçeğini siyah beyaz bırakıyoruz.

Üsküdar Belediyesi el değiştirdi.

Bir şenlik görmeyin gitsin!

Gördükçe, duydukça, el değiştiren belediyelere alıştık.

Öyle alıştık ki artık şaşırmak bile yorucu.

Ama ben hâlâ bazı şeyleri aklıma sığdıramıyorum.

Kardeşim, şimdi geleni seçecek olsa halk o zaman seçerdi.

Seçmemiş.

E bu yeni bir şey mi?

Onlarca belediye el değiştirdi.

Neden hâlâ her el değişiminde şaşırıyoruz?

Ben bazen elektriğe temas etmiş kanatlı bir canlı gibi hissediyorum kendimi.

Bir duvara vuruyorum, bir başka duvara...

Tam "Artık şaşırmam" diyorum, önüme yeni bir haber düşüyor.

Bu kez gerçekten akıllara zarar.

"Geçinemeyen yurttaş valiliğe başvurup ötanazi istedi."

Haberin devamını okuyunca insanın aklına tek bir soru geliyor:

Bu mesele Meclis gündemine alınacaksa, gerçekten ne konuşulacak?

Bir insanın neden yaşamak istemeyecek kadar çaresiz kaldığı mı?

Yoksa sadece "ötanazi talebi" başlığı mı?

Çünkü bazen asıl haber, bir insanın ne istediği değildir.

Onu bunu istemek zorunda bırakan hayatın kendisidir.

Meclis gündeminde olması gereken yalnızca bu vatandaşın talebi değil.

"Bu insan neden bu noktaya geldi?" sorusu da olmalı.

Geçinemeyen insanın derdi nasıl çözülür?

Emek verip yine de neden yetmez?

Hayat neden bazıları için yaşanacak bir yer olmaktan çıkıp katlanılacak bir yüke dönüşür?

Bunları konuşmadan,

seksenlerin saçını konuşuruz.

Belediyelerin el değiştirmesine şaşırırız.

Yeni akımlar buluruz.

Fotoğraflarımızı renklendiririz.

Sonra telefonu kapatırız.

Hayat kaldığı yerden devam eder.

Gerçi...

Hayat herkes için aynı yerden devam ediyor mu, ondan artık pek emin değilim.

Belki de asıl akıma bakmamız gereken yer sosyal medya değil.

Sokağın kendisi.

Saygıyla selamlıyorum

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Ali deniz

    Çok doğru bir tespit,,,,günlük magazinimsi haberler ve akımlar peşine düşüyoruz,,,günlük zulümlere ,liyakatsizliklere,adaletsizliklere gözümüzü kulağımızı hatta vicdanımızı kapatacağız ki mevcut küresel nizamın planlarına bir zarar gelmesin

  • Elif Aldatmaz

    Ne kadar doğru akıma kapılmak mi akıp gitmeyen hayatın içinde sıkışmak mi bunu sizin gibi kıymetli bir kalemin elinden duyurmaya çalışması çok kıymetli Asuman hanım akım değil akıp gitmeyen hayatlar konuşulmalı .

Bu Yazıyı Paylaş