Köşe Yazısı

Bir Musibet, Bin Nasihatten İyidir

İsmail Türk
İsmail Türk
3 dk Sesli Dinle 1

Atalarımız bazı sözleri boşuna söylememiştir. Yüzyılların tecrübesinden süzülüp gelen “Bir musibet, bin nasihatten iyidir.” sözü de bunlardan biridir. Çünkü insan bazen ömrü boyunca dinlediği öğütlerden hiçbir ders çıkarmaz; fakat yaşadığı tek bir hadise, bütün hayatını ve bakış açısını değiştirebilir.

Bugün Türkiye’de yaşanan bazı gelişmeler de bu atasözünü yeniden hatırlatmaktadır.

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre hakkında çeşitli iddialarla yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Cem Küçük, uzun yıllar televizyon ekranlarında yaptığı açıklamalarla hafızalara kazınmış bir isimdi. Özellikle muhalefetin iktidara gelmesi hâlinde kendileri hakkında operasyonlar yapılacağını, tutuklamaların yaşanacağını, rahatlarının bozulacağını sık sık dile getiriyordu. Toplumun önemli bir kesimi de bu açıklamaları dikkatle izliyordu.

Hayatın cilvesine bakın ki, iktidar değişmeden, mevcut sistem içerisinde hakkında ortaya atılan iddialarla cezaevine gönderilen isim yine kendisi oldu.

Elbette hukuk devletinde herkes için temel ilke aynıdır. Suçluluğu kesinleşinceye kadar herkes masumdur ve herkes adil yargılanma hakkına sahiptir. Bu yazının konusu da bir kişinin suçlu olup olmadığı değil; tarihin ve hayatın insana bazen nasıl ironik dersler verdiğidir.

Tarih, kendisini yenilmez görenlerin hikâyeleriyle doludur. Roma İmparatorluğu da ebedî olduğunu düşünüyordu. Osmanlı’nın en kudretli sadrazamları, görevlerinin sonsuza kadar süreceğine inanıyordu. Sovyetler Birliği’nin yöneticileri Berlin Duvarı’nın asla yıkılmayacağını söylüyordu. Doğu Almanya’da insanlar yıllarca o duvarın gölgesinde yaşadı. Sonra bir gece geldi; halk yürüdü ve o dev duvar birkaç saat içinde tarihin çöplüğüne karıştı. Demek ki hiçbir güç sonsuz değildir.

Türkiye de bu gerçeği defalarca yaşadı. 12 Eylül döneminde darbeyi alkışlayanların bir kısmı, kısa süre sonra aynı darbenin mağduru oldu. 28 Şubat sürecinde hukuksuzluklara sessiz kalanlar, yıllar sonra “adalet” demeye başladı. FETÖ’nün yargıyı ele geçirdiği yıllarda Ergenekon, Balyoz, Askerî Casusluk, Poyrazköy ve benzeri davalarda insanların hayatları karartılırken alkış tutanların önemli bir bölümü, 15 Temmuz’dan sonra aynı yapının gerçek yüzünü gördü. O gün “Bana dokunmuyor.” diyenler, gün geldi aynı kapının önünde adalet bekledi. Çünkü hukuk bir gün herkese lazım olur. Adalet, sadece dostlarınız için istediğinizde adalet olmaktan çıkar.

Toplumları yönetmenin en kolay yollarından biri korkudur. “Bize oy vermezseniz ülke dağılır.”, “Biz gidersek devlet çöker.”, “Biz olmazsak sizi hapse atarlar.” gibi cümleler dünyanın birçok ülkesinde otoriter anlayışların kullandığı propaganda yöntemleri olmuştur. Oysa güçlü devletler korkuyla değil, güvenle ayakta kalır. Vatandaşına korku veren değil, güven veren devlet güçlü devlettir. Demokrasi, insanların korkmadan konuşabildiği rejimin adıdır.

Gazetecilik de korku üretmek değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır. Gazeteci, kim iktidardaysa onu sorgular. Hukukun yerine geçmez, mahkeme kurmaz, insanları peşinen suçlu ilan etmez. Kalemini güce yaslayan gazeteci, gün gelir güç değiştiğinde kalemini de kaybeder. Ama vicdanına yaslanan gazeteci, şartlar ne olursa olsun ayakta kalır. Çünkü gazetecinin gerçek sermayesi ekranı değil, güvenilirliğidir.

Napolyon, Avrupa’nın kaderini değiştirdiğini düşünüyordu; sürgünde öldü. Mussolini meydanlarda alkışlanıyordu; sonu ibret oldu. Hitler bin yıllık Reich vaat ediyordu; on iki yıl dayanabildi. Saddam Hüseyin, Kaddafi, Çavuşesku… Hepsi devletle kendilerini özdeşleştirdi. Hepsi gücün sonsuz olduğuna inandı. Hiçbiri tarihin hükmünden kaçamadı. Çünkü tarih hiç kimseye imtiyaz tanımaz.

Bugün yaşananlar üzerinden kimsenin acısından sevinç üretmek doğru değildir. Ancak yaşanan her olaydan ders çıkarmak da bir vatandaşlık görevidir. Hukuk herkese eşit uygulanmadığında, gün gelir o hukuksuzluk herkesi bulur. Korku üzerinden siyaset yapanlar, bir gün korkunun kendi kapılarını da çalabileceğini unutmamalıdır. Gücü elinde bulunduranlar, gücün geçici; adaletin ise kalıcı olması gerektiğini akıllarından çıkarmamalıdır.

Bugün alkışlananlar yarın yargılanabilir, bugün yargılananlar yarın beraat edebilir. Ama tarihin vicdanı, kimin adaletin yanında, kimin gücün yanında durduğunu asla unutmaz.

İşte bunun içindir ki atalarımız asırlar önce tek cümleyle büyük bir hakikati dile getirmiştir:

“Bir musibet, bin nasihatten iyidir.”

Bu Yazıyı Paylaş