Köşe Yazısı

Dinginliğin Bedeli

Hakan Ayaz
Hakan Ayaz
2 dk Sesli Dinle 1

​Bir gün gelir, bütün büyük hayaller, hırslar ve o bitmek bilmeyen istekler susar...

​Geriye sadece küçük bir sokak, sessiz bir akşam ve kimseye hesap vermeden kendi ritmiyle yürüyen bir adam kalır. İşte bazı insanların koca bir ömür boyunca aradığı, uğruna yollar tükettiği şey de tam olarak budur.

​Ne parıltılı bir zenginlik, ne geçici bir şöhret, ne de başkalarının alkışladığı zaferler... Sadece sadelik ve o asil yalnızlık.

​Benim arkamda, yıllarımı verdiğim, fırtınalı ve etkili bir siyasi geçmiş var. Çocukluğum; anaokulundan ortaokula kadar o yatılı okul koridorlarında, ranzalarında geçti. Yatılı okuyanlar bilir; orada arkadaş, aileden önce gelir. O yaşlarda öğrendiğim o kayıtsız şartsız inanma, dosta sonuna kadar güvenme duygusunu siyasete de taşıdım. Ve maalesef, en çok da bu iyi niyetlerimden vuruldum. Defalarca satıldım, defalarca arkamdan hançerlendim.

​Fakat insan olgunlaştıkça aynaya daha dikkatli bakıyor. Geldiğim bu noktada anladım ki, yaşananların faturasını başkalarına kesmek sadece bir avuntuymuş. Asıl suç benimkiydi. Ben kapıyı aralık bırakmasam, ben o sınırsız krediyi vermesem, ben izin vermesem bunların hiçbiri yaşanamazdı. İhanet edenlerin değil, sınır çizemeyen kendimin sorumluluğunu kabul ettiğim gün, içimdeki o büyük fırtına dindi. Bugün sahip olduğum bu derin dinginliği, işte bu ağır bedellere ve o acı yüzleşmeye borçluyum.

​Kimseyi etkilemeye, kimseye artık bir şey kanıtlamaya çalışmayan o telaşsız rahatlık, insanın bu dünyada ulaşabileceği en yüksek özgürlük sınırıdır. Çünkü o eşikten geçtikten sonra, ne bir alkışa ihtiyaç duyarsın ne de bir onaya.

​Artık daha güçlü durmaya ya da her an çok mutluymuş gibi rol yapmaya ihtiyacın kalmamıştır. Maskeler düşer, yükler hafifler. İnsanların seni nasıl gördüğünden çok, senin kendi içine döndüğünde ne hissettiğin önem kazanır.

​Ve hayatın en büyük paradoksu da tam burada gizlidir: İnsan en gerçek gücüne, herkese güçlü görünmeye çalışmayı bıraktığında ulaşır.

​Çünkü gerçek huzur, başkalarının takdir dolu gözlerinde değil; insanın kendi içindeki o sessiz odada, geçmişiyle barışmış olarak rahatça oturabilmesidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Kaptan Mustafa Can

    Yazını dikkatle okudum. Samimi satırlar var ama bana göre bir noktada kendini kandırıyorsun. Gerçek huzur, hayallerinden vazgeçmek değildir. Gerçek huzur, yaşadığın hayal kırıklıklarına rağmen yeni bir hedef bulup yeniden yürüyebilmektir. İhanet gördüğünü, yorulduğunu, kırıldığını anlıyorum. Ama bunlar insanı durdurmamalı. Çünkü hayatın anlamı sadece geçmişle hesaplaşmak değil, geleceğe yeni bir yön çizebilmektir. Bence sen bugün huzuru değil, yorgunluğu anlatıyorsun. Aralarında ince ama çok önemli bir fark var. Vazgeçmiş olmayı bilgelik gibi görmek, insana kısa süreli bir teselli verir ama ruhunu uzun vadede doyurmaz. Sen kendine yeni bir Kızılelma bul. İnsan, peşinden gideceği bir ülkü olduğu sürece gerçekten yaşar. Hedefi olmayan bir gemi en sakin limanda bile çürümeye başlar. Geçmiş seni güçlendirsin ama geleceğini elinden almasın. Kendini "artık istemiyorum" diyerek ikna etmeye çalışma. Çünkü seni tanıyanlar bilir ki, senin ruhunda mücadele etmek var. Mücadeleden vazgeçmek değil, yeni bir mücadeleye yönelmek sana yakışır. İnan bana; insanın en büyük huzuru, vazgeçmekte değil, yeniden ayağa kalkıp yeni bir ufka doğru yürümektedir. Yeni KIZIL ELMA "ITO"

Bu Yazıyı Paylaş