Fransa’da Cumhuriyet Kime Aittir?
Paris sokakları bir kez daha alevler içinde. Çöp konteynerleri yanıyor, tarihi binaların camları kırılıyor, polis barikatları ile maskeli gençler karşı karşıya geliyor. Dışarıdan bakan bir göz için bu manzara bir kaos, bir anarşi ya da düzenin çöküşü gibi görünebilir. Ancak Fransa’nın kalbine, tarihine ve toplumsal hafızasına dokunduğunuzda, bu sahnelerin aslında tanıdık bir tiyatronun son perdesi olduğunu anlarsınız. Fransa’da sokak, sadece bir ulaşım aksı değil; parlamento kadar, sandık kadar meşru bir siyasi arenadır. Bugün Sarı Yeleklilerden sendikalara, çiftçilerden banliyölerdeki lise öğrencilerine kadar uzanan bu kitlesel öfkeyi anlamak için takvimleri biraz geriye sarmak gerekiyor. Fransız halkının canı ne zaman yansa ya da haklarının elinden alındığını hissetse, yüzünü döndüğü yer meclis sıraları değil, sokaklar olur. Bu, genetik kodlara işlenmiş bir reflekstir. Fransa, modern kimliğini barikatlar üzerinde kurmuş bir ülkedir. 1789 Fransız Devrimi’nden bu yana halk, hak arama mücadelesini meydanlarda vermiştir. 1830 ve 1848 devrimleri, ardından işçi sınıfının hafızasından asla silinmeyen 1871 Paris Komünü ve nihayetinde yakın tarihin en büyük kırılma noktası olan Mayıs 1968 olayları... Hepsi aynı şeyi söyler: Fransız siyasetinde sokak, iktidarı dengeleyen en güçlü mekanizmadır. 1995 yılında sağcı hükümetin sosyal güvenlik reformlarını sokak eylemleriyle geri çektiren sendikalar veya 2006’da gençlerin iş güvencesini elinden alan yasayı protestolarla iptal ettiren öğrenciler, bugünkü kuşağa çok önemli bir miras bıraktı: "Sokak varsa, umut vardır." İşte bu yüzden, bugün sokakları dolduran milyonlar, hükümetin "Cumhuriyette şiddete yer yoktur" retoriğine kulak asmıyor. Onlar için asıl soru şu: "Cumhuriyet kimin?" Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Başbakan Sébastien Lecornu’ya göre cumhuriyet; düzen, yasalar, kamu binalarının dokunulmazlığı ve sandıktan çıkan iradedir. Valiliklerin basılması, belediye binalarının kundaklanması bu pencereden bakıldığında cumhuriyetin kurumlarına doğrudan bir saldırıdır. Devlet, düzenin olmadığı yerde cumhuriyetin de yaşayamayacağını savunur. Ancak barikatın diğer tarafındaki öğrenciler, işçiler ve taşra halkı için durum tamamen farklı. Onlar, anayasanın ilk maddesinde yazan "sosyal cumhuriyet" ilkesinin bizzat hükümet tarafından çiğnendiğini haykırıyor. Bakımsız okul binaları, öğretmen bulamayan sınıflar, fahiş akaryakıt ve gıda fiyatları altında ezilen geniş kitleler, devletin elitist politikalarla kendilerini terk ettiğine inanıyor. Onların gözünde "Liberté, Égalité, Fraternité" (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) mottosu, Paris’in şık salonlarında unutulmuş soyut bir slogandan ibaret. Dolayısıyla eylemciler, polisin orantısız gücüne ve ekonomik kısıtlamalara karşı direnirken devleti yıkmaya çalışmıyorlar; aksine, cumhuriyeti kendi öz değerlerine, yani halka geri çağırdıklarını düşünüyorlar. Fransa bugün derin bir sosyal ve siyasi kırılmanın eşiğinde. Hükümet meclisteki sayısal gücüne ve yasal meşruiyetine dayanarak geri adım atmayacağını söylerken, sokak da tarihsel meşruiyetine güvenerek evine dönmeyi reddediyor. Şiddet ve yağma olayları halkın haklı taleplerini gölgelese de gerçeği değiştirmiyor: Fransa’da cumhuriyete sahip çıkmanın yolu, devlet için düzeni sağlamaktan; halk içinse o düzenin adaletsizliğine karşı barikat kurmaktan geçiyor. Tarih ise bize, Fransa'da son sözü her zaman barikatların söylediğini fısıldıyor.
Yazarın Diğer Yazıları
- Dünya Neden Aynı Anda Sokağa Çıkıyor? Küresel Meşruiyet Krizi, Devletin Dönüşümü ve Yeni Siyasal Düzen
- The Struggle for Power in Brazil: Historical Power Structures, Political Polarization, and Global Competition
- To whom does the Republic of France belong?
- Aliyev Sonrası Azerbaycan’ın Siyasi Provası: Siyasal İslam mı?
- The War Extending to Riyadh: Iran’s Regional Strategy, Saudi Arabia’s Defense Dilemma, and the Future of Oil
- Riyad’a Uzanan Savaş: İran’ın Bölgesel Stratejisi, Suudi Arabistan’ın Savunma Açmazı ve Petrolün Geleceği
- Rusya Almanya'yı Vuracak mı? Belarus'tan Berline'e Bir Savaş Senaryosu
- Türkiye Ebu Zuhur’a mı, yoksa başka bir noktaya mı üs kuracak?
