Köşe Yazısı

Gurbetçiyi Günah Keçisi Yapmak Kolay, Anlamak Zor

İsmail Türk
İsmail Türk
3 dk Sesli Dinle 0

Son yıllarda sosyal medyada ve bazı televizyon programlarında sokak röportajlarının nasıl kurgulandığı üzerine ciddi tartışmalar yaşanıyor. Elbette sokakta mikrofon uzatmak gazeteciliğin meşru yöntemlerinden biridir. Ancak soruyu öyle bir kurarsınız ki cevabı yönlendirirsiniz; öyle bir montaj yaparsınız ki gerçeğin yalnızca istediğiniz kısmını gösterirsiniz. İşte asıl mesele tam da budur.

Özellikle Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimize yöneltilen bazı soruların masum olmadığı kanaatindeyim. “Türkiye’den memnunsanız?”, “Niye dönmüyorsunuz?”, “Burada yaşamak istemez misiniz?” gibi sorular ilk bakışta sıradan görünse de çoğu zaman içinde yönlendirme barındırmaktadır.

Vatan hasretiyle yaşayan bir insana memleketini sormakla, hayatından memnun olup olmadığını sormak aynı şey değildir.

Kırk yıldır, elli yıldır Almanya’da, Fransa’da, Hollanda’da, Belçika’da çalışan bir vatandaşımızın “Vatanınızın kıymetini bilin.” demesi, Türkiye’yi kötülediği anlamına gelmez. Tam tersine, bu söz çoğu zaman memleket özleminin, hasretin ve aidiyet duygusunun dışa vurumudur.

İnsan ekmeğini başka bir ülkede kazanabilir. Çocuklarını orada büyütebilir. Vergisini orada ödeyebilir. Ama kalbi hâlâ Anadolu’nun bir köyünde, Karadeniz’in bir yaylasında, Trakya’nın bir kasabasında ya da İç Anadolu’nun bozkırında atabilir. Gurbette yaşamak, vatan sevgisini azaltmaz. Hatta çoğu zaman daha da derinleştirir.

Ne yazık ki son dönemde oluşturulan algı, gurbetçilerimizi adeta ülkenin sorunlarının sorumlusu gibi göstermeye başladı. Oysa siyasetin görevi insanları birbirine karşı kışkırtmak değil, onların problemlerini çözmektir.

Yurt dışında yaşayan Türklerin en büyük ihtiyacı yalnızca ekonomik değildir. En büyük ihtiyaçları, arkalarında güçlü bir devlet hissetmek ve kendilerini yalnız hissetmemektir. Çünkü onlar, yaşadıkları ülkelerde çoğu zaman azınlık psikolojisiyle yaşamaktadır. Kimliklerini, dillerini, kültürlerini ve çocuklarını koruyabilmek için görünenden çok daha büyük mücadeleler vermektedirler.

Türkiye’de yaşayan birçok insan, Avrupa’daki hayatı sadece yüksek maaşlardan ibaret zannediyor. Oysa madalyonun diğer yüzü pek görülmüyor.

Yalnızlık…

Ayrımcılık…

Kimlik mücadelesi…

Anne-babadan, akrabadan, çocukluk arkadaşlarından uzakta geçen yıllar…

Her bayram memleket hasreti…

Her cenazede yetişememe korkusu…

Her tatilde kilometrelerce yol yapma mecburiyeti…

Bunlar da gurbetin görünmeyen bedelleridir.

Bugün binlerce gurbetçimiz, vefat eden yakınlarını Türkiye’ye getirebilmek için ciddi masraflarla karşı karşıya kalmaktadır. Cenaze nakilleri, bürokratik işlemler ve uzun süreçler ailelerin acısını daha da artırmaktadır.

Yaz aylarında Türkiye’ye gelmek isteyen aileler ise fahiş uçak biletleri nedeniyle büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Dört kişilik bir ailenin sadece ulaşım masrafı birçok zaman aylık gelirinin önemli bir kısmını tüketmektedir.

Bunun yanında yıllardır tartışılan dövizle askerlik uygulaması da yeniden değerlendirilmelidir. Gurbet zaten başlı başına bir fedakârlık ve mecburi hizmet gibidir. Avrupa’da herkes zengin değildir. Fabrikalarda, inşaatlarda, lojistik sektöründe, yaşlı bakım merkezlerinde ağır şartlarda çalışan binlerce insanımız bulunmaktadır. Zar zor geçinen bu insanlardan yaklaşık 10 bin avroya yaklaşan askerlik bedelleri talep edilmesi, sosyal devlet anlayışı açısından yeniden ele alınması gereken bir konudur.

Sorunları konuşmak yerine gurbetçiyi hedef göstermek kolaydır. Zor olan ise onların yaşadığı hayatı anlamaya çalışmaktır.

Dünyanın birçok ülkesi yurt dışındaki vatandaşlarını ekonomik güç olmanın ötesinde stratejik bir değer olarak görmektedir. İrlanda, Ermenistan, İsrail ve İtalya gibi ülkeler diasporalarıyla güçlü bağlar kurabilmek için özel kurumlar oluşturmuş, kültürel ve ekonomik projeler geliştirmiştir. Çünkü bilirler ki yurt dışındaki vatandaş sadece döviz gönderen kişi değildir; aynı zamanda ülkesinin gönüllü temsilcisidir.

Türkiye’nin de gurbet politikasını günübirlik tartışmalar yerine uzun vadeli bir devlet politikası hâline getirmesi gerekmektedir.

Daha uygun ulaşım imkânları…

Cenaze nakillerinde kolaylık…

Askerlik uygulamalarında hakkaniyet…

Konsolosluk hizmetlerinin güçlendirilmesi…

Genç kuşakların Türkçe ve kültürel bağlarını koruyacak projeler…

Bütün bunlar siyaset kurumunun çözmesi gereken gerçek meselelerdir.

Gurbetçilerimizi sosyal medya tartışmalarının malzemesi yapmak yerine, onların yaşadığı sıkıntıları anlamaya çalışmak hem vicdani hem de millî bir sorumluluktur.

Çünkü onlar sadece yurt dışında yaşayan insanlar değildir.

Onlar, dünyanın dört bir yanında Türk bayrağını, Türkçeyi ve Türkiye sevgisini yaşatmaya çalışan milyonlarca gönül elçisidir.

Bir milleti güçlü yapan, sınırlarının içinde yaşayanlar kadar sınırlarının dışında kalbi vatan için atan evlatlarına da sahip çıkabilmesidir.

Bu Yazıyı Paylaş