Köşe Yazısı

İftira Silahı ve Adaletin Sınavı

İsmail Türk
İsmail Türk
2 dk Sesli Dinle 0

Ahlak yoksunu insanların en belirgin özelliklerinden biri, söyleyecek sözü ve ortaya koyacak fikri kalmadığında iftiraya sarılmasıdır. Fikirle mücadele edemeyenler, karakter suikastına yönelir. Delil üretemeyenler, yafta üretir. Bu anlayış, yalnızca hedef aldığı insanlara değil, devletin adalet mekanizmasına da zarar verir.

Türkiye, terör örgütleriyle mücadelede çok ağır bedeller ödemiş bir devlettir. Binlerce şehit vermiş, gaziler yetiştirmiş, nice ailelerin ocağına ateş düşmüştür. Bu nedenle terörle mücadele, hukuk içinde, kararlılıkla ve tavizsiz yürütülmelidir. Ancak aynı şekilde, bu mücadele kişisel hesaplaşmaların, siyasi rekabetin veya husumetlerin aracı hâline de getirilmemelidir.

Bugün “Terör örgütleriyle pazarlık yapılmasın, şehit ailelerinin acıları yeniden kanatılmasın, vatanı için bedel ödemiş insanlar incitilmesin.” diyenleri kolayca yaftalamaya çalışanlar, aslında toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Farklı düşünceyi susturmanın en kolay yolu olarak suçlama diline başvurmak, ne demokrasiye ne de hukuk devletine yakışır.

Yanlış ihbarlar ve kasıtlı iftiralar ise bu meselenin en tehlikeli boyutlarından biridir. Hukuku yanıltmak amacıyla yapılan asılsız ihbarlar, sadece masum insanların hayatını karartmaz; devletin güvenlik kurumlarını gereksiz yere meşgul eder, gerçek suçluların tespitini de zorlaştırır. Bu nedenle bilinçli şekilde iftira atanlar ve yalan ihbarda bulunanlar, adalet sistemine karşı ciddi bir sorumluluk altındadır.

Hatta şu sorunun da üzerinde düşünmek gerekir: Devleti yanlış yönlendiren, masum insanları hedef gösteren, güvenlik kurumlarını yanıltan kişiler gerçekten kime hizmet etmektedir? Bu kişiler, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde terörle mücadeleyi sulandırıyor, devletin hukuk içinde yürüttüğü mücadeleye zarar veriyor olabilirler. Bu nedenle böylesine ağır ithamlarda bulunanların da geçmişleri, iddiaları ve amaçları hukuk çerçevesinde titizlikle incelenmelidir. Kimse peşinen suçlu ilan edilemez; ancak kimse de attığı iftiranın hesabından muaf tutulamaz.

Bir hukuk devletinde esas olan delildir, dedikodu değil; mahkeme kararıdır, sosyal medya linci değil; adalettir, intikam duygusu değil.

Rakiplerini susturmak, eleştirenleri sindirmek veya farklı düşünenleri korkutmak için terör yaftasını kullanmak, en büyük kötülüğü yine devlete yapmaktır. Çünkü bu yöntem zamanla toplumun gerçek tehlikeler karşısındaki hassasiyetini de zayıflatır. Herkesi suçlayan bir anlayışın sonunda kimse birbirine güvenemez hâle gelir.

Adalet, yalnızca suçluyu cezalandırmak değildir; masumu da koruyabilmektir. Devletin itibarı, suçsuzu suçlu göstermekle değil, gerçek suçluyu hukuk içinde ortaya çıkarabilmesiyle güçlenir. İftiranın normalleştiği yerde ne hukuk ayakta kalabilir ne de toplumsal vicdan.

Unutulmamalıdır ki iftira, sahibine eninde sonunda dönen bir silahtır. Tarih boyunca nice insanlar iftiralarla hedef alınmış, ancak hakikat er ya da geç ortaya çıkmıştır. Güçlü devlet; korkuyla değil, adaletle yönetilen devlettir. Güçlü millet ise birbirine iftira atan değil, hukuka güvenen millettir.

Bu Yazıyı Paylaş