Köşe Yazısı

Komisyon raporu

Hakan Ayaz
Hakan Ayaz
2 dk Sesli Dinle 0

Komisyon raporunun detayları ortaya çıktıkça, meselenin sadece birkaç yasal düzenleme olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı olan Türk Ulus Devlet yapısının adım adım tasfiye edildiğini dehşetle gördüm. Raporda sürekli vurgulanan o meşhur "doğal ittifak" ve "kardeş halklar" retoriği, aslında bize çok açık bir şey söylüyor: Halkların kardeşliği adı altında Türk Milleti kavramı resmen yok sayılıyor. Anayasamızın ruhu olan "Türkiye halkına Türk Milleti denir" ilkesi, yerini bölgeyi etnik kompartımanlara ayıran bir yapıya bırakıyor.
Bu dönüşümün adı ise raporda şık bir paketle sunulmuş: "Türkiye Modeli" denilen bu yapıda Türk Milleti yerine kimliksiz bir siyasal metin ikame ediliyor. Devletin kurucu iradesini bir kenara itip, milleti sadece "siyasal bir metin disiplini" içinde tanımlamak, bin yıllık bir aidiyeti masa başında silip atmaktır. Daha da vahimi, bu yeni kurgunun önündeki tek engel olan mevcut Anayasa’nın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri bu raporda adeta buharlaştırılmış. Cumhuriyetin kuruluş esaslarını açıklayan başlangıç metni yok sayılırken, yerine "tehir edilemez ortak bir ödev" olarak sunulan yeni bir anayasa dayatması yerleştirilmiş.
Sürecin en korkutucu tarafı ise terörün sivil bir maskeyle meşrulaştırılmasıdır. Raporda açıkça terör örgütünün tasfiyesi bir güvenlik başarısı değil, örgüte verilecek yasal tavizlerin bir sonucu olarak kurgulanmış. Üstelik bu süreçte görev alan herkese, yaptıkları anayasal suç olsa bile dokunulmazlık verilmesi önerilerek sürecin tüm aktörlerine hukuktan ari bir zırh giydiriliyor. "Şiddet içermeyen eylem" kılıfı altında terör suçunun tanımı esnetilirken, teröristlerin sivil topluma dönüştürülüp devlet eliyle sisteme dahil edilmesi hedefleniyor. Yani dün dağda kurşun sıkanların, yarın devletin kılcal damarlarına "sivil aktör" olarak sızmasının önü açılıyor.
Hukuk cephesinde ise tam bir tahliye operasyonu yürütülüyor. İnfaz düzenlemesi ve hasta/yaşlı tutuklu vurgularıyla İmralı’daki mahkuma önce siyasi karargah, sonra da tahliye yolu döşeniyor. Bu sadece bir kişi meselesi değil; yargı bağımsızlığını AİHM ve AYM üzerinden kurulan "yeni mekanizmalara" bağlayarak milli hukukun üstünlüğünü kırma girişimidir. Finalde ise karşımıza yerel yönetimlerin merkezi idarenin ötesinde güçlendirilmesiyle özerkliğin kapısının aralanması çıkıyor. Devletin denetim yetkisi (idari vesayet) budanarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı yerel yönetimler üzerinden çok dilli ve çok kimlikli bir yapıya evriliyor.
Özetle bu rapor; Atatürk milliyetçiliği ve Türk Ulus Devlet temeli üzerinden yükselen Türkiye Cumhuriyeti’nin, çok dilli ve çok kimlikli bir modelle tasfiye edilme yol haritasıdır.

Bu Yazıyı Paylaş