Sihirli Ruj
Bir vitrinin önünden geçerken gördüm.
Altın renkli ambalajın içindeki yeşil ruj, dudağa sürülünce pembeye dönüşüyormuş.
Satıcının buna verdiği isim de zamana yakışır cinstendi:
“Sihirli.”
Ne kadar da siyasete benziyor, değil mi?
Bir an durup düşündüm. Burada suçlu kim? Ruju üreten mi? Onu pazarlayan mı? Yoksa neye dönüşeceğini bile bile satın alan mı?
Belki de mesele tam olarak burada başlıyor. Çünkü çağımızın en büyük mahareti, renk değiştiren ürünler üretmek değil; renk değiştiren söylemleri normalleştirmek oldu.
Artık hiçbir şey olduğu renkte kalmıyor.
Sözler başka çıkıyor ağızlardan, başka ulaşıyor kulaklara.
Yanlışlar düzeltilmiyor; yeniden paketleniyor.
Gerçekler konuşulmuyor; yönetiliyor.
İnsanlar ikna edilmiyor; oyalanıyor.
Ve bütün bunlar olurken çoğumuz aynaya değil, ambalaja bakıyoruz.
Siyasetin çirkinleşmesi de galiba tam burada başlıyor.
Sadece kürsülerdeki sert sözlerde ya da ekranlardan taşan öfkede değil…
Haksızlığın sıradanlaşmasında…
Vicdanın yorulmasında…
İnsan onurunun sessizce aşınmasında…
Çirkinliğin, güzellik diye sunulmasında…
Çünkü toplumlar çoğu zaman kötülükten değil, süslenmiş kötülükten etkilenir.
Bir zamanlar doğru ile yanlış mücadele ederdi.
Bugün görüntü ile gerçek yarışıyor.
Üstelik görüntü çoğu zaman önde gidiyor.
Kim daha parlak görünüyorsa, onun sözü daha kıymetli sayılıyor.
Oysa gerçekler kaybolmaz.
Sadece bir süreliğine vitrin ışıklarının arkasında kalır.
Tam bunları düşünürken bazı sesler geldi aklıma.
Bir anne:
“Oğlumu davulla zurnayla askere gönderdim. Aradan yıllar geçti. Hâlâ terhis alamadı. Oğlum müebbet aldı.”
Bir baba:
“Oğlum askerî öğrenciydi. Devletimize küsmedik. Çocuğum içeride iki dil öğrendi.”
Bu sözleri kimi bir haber gibi okur. Kimi bir hikâye gibi dinler. Kiminin ise hiç haberi olmaz. Ama gerçek orada durur. Sessiz, ağır ve inatçı bir şekilde…
İşte asıl soru da burada başlıyor:
Bunca acı ortadayken, bunca insan adalet, merhamet ve vicdan beklerken; neden hâlâ sihirli rujlara talibiz?
Neden bize gerçeği değil de dönüştürülmüş gerçeği sunan vitrinlerin önünde duruyoruz?
Belki de sorun, rengin değişmesi değildir.
Sorun, değiştiğini göre göre alkışlamamızdır.
Rahmetli şairin dediği gibi:
“Gardaş, hepimiz altınız amma; kimimizin ayarı düşük.”
Galiba mesele tam da bu.
Altın olup olmamak değil; ayarını kaybetmemek.
Çünkü ayarın kaybolduğu yerde yeşil pembeye dönüşür.
Haksızlık normalleşir.
Çirkinlik güzellik diye satılır.
Ve bir süre sonra kimse buna şaşırmaz.
İşte korkulması gereken gün de odur.
Çünkü o gün mesele siyasetin çirkinleşmesi değildir.
Mesele, toplumun çirkinliği fark etmeyi bırakmasıdır.
O yüzden bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Biz gerçekten kimiz?
Ve daha da önemlisi;
Bize gösterilenlerden kaçını hâlâ gerçek sanıyoruz?
Saygıyla selamlıyorum
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Sultan Eroğlu
Devir bal kabağı devri Asuman Hanımcığım, insanlar ekranda, kürsüde, vitrinde gördüğü alayişe vuruluyor. Ve kabak vuruldukça ne kadar ses çıkarıyorsa o kadar iyi sanılıyor. Sorgulayan mı var içi boş olduğu için bu gürültü diye....
- Alp Demir
Sorunuzun cevabı basit. Rengi değişmeyen ruj artık satılmıyor. Hiç bir dükkanda yok, hiç bir pazarda yok. Tedavülden kaldırıldı.
- Sedat Türe
Dönüştürülmüş gerçeği sunan vitrinler.. Teşekkürler..
