Köşe Yazısı

Siyaset İnsan Öğütürse, Demokrasi Kadrosuz Kalır

İsmail Türk
İsmail Türk
5 dk Sesli Dinle 0

Türkiye’de demokrasiyi ayakta tutacak en önemli kurumlardan biri siyasi partilerdir. Fakat bugün acı bir gerçekle karşı karşıyayız: Siyasi partilerimiz yıllar içerisinde nitelikli insanları siyasete kazandırmak yerine önemli ölçüde siyasetten küstürdüler.

Tabiri caizse arpa un öğütür gibi insan öğüttüler.

Fikri olanı değil itaat edeni, soru soranı değil baş sallayanı, sahada karşılığı olanı değil yukarıda bir tanıdığı bulunanı tercih eden anlayış yalnızca bir partiye mahsus değildir. Türk siyasetinin uzun yıllardır devam eden yapısal hastalıklarından biridir.

Neticede bugün geçmişi bilen, bugünü doğru okuyabilen ve geleceği öngörebilen kadro sıkıntısıyla karşı karşıyayız.

Oysa siyaset yalnızca kürsüde konuşmak değildir. Siyaset insan tanımaktır. Mahallenin nabzını tutmak, esnafın derdini dinlemek, çiftçinin hesabını anlamak, işsizin çaresizliğini görmek, gencin neden ülkesinden gitmek istediğini sorgulamaktır.

Türkiye’nin masa başında hazırlanmış birkaç sloganı tekrar eden siyasetçiden çok; köylüyle, işçiyle, öğrenciyle, sanayiciyle, emekliyle konuşabilecek çalışkan, enerjik ve vizyon sahibi insanlara ihtiyacı vardır.

Üstelik bu ihtiyaç dünden daha fazladır.

Çünkü siyaset artık yalnızca meydanlarda yapılmıyor. Televizyon, sosyal medya, dijital platformlar ve kamu iletişimi seçmenin dünyayı algılama biçimini doğrudan etkiliyor. İktidarın uzun yıllar içerisinde medya ve iletişim alanında oluşturduğu büyük üstünlük, siyasi rekabetin şartlarını da değiştirdi.

Bir düşünceyi sürekli tekrar eder, alternatif düşüncelerin topluma ulaşabileceği kanalları daraltır, gündemi sürekli siz belirlerseniz bir süre sonra insanlar önlerine konulan seçenekler arasından tercih yaptıklarını zannetmeye başlarlar.

Ben buna siyasetin narkozu diyorum.

Narkoz verilen insan acıyı hissetmez. Ekonomide yaşadığı sıkıntının nedenlerini sorgulamak yerine kendisine anlatılan sebebe inanır. Eğitimdeki problemi, adaletteki güvensizliği, liyakat meselesini ve gençlerin gelecek kaygısını birbirinden bağımsız hadiseler olarak görmeye başlar.

Siyasetin görevi ise millete başka bir narkoz vermek değil, milleti uyandırmaktır.

Bunun yolu da yalnızca Ankara’dan geçmez.

Bir siyasi partinin gerçek gücü genel merkez binasının büyüklüğüyle değil, ilçedeki teşkilatının itibarıyla ölçülür. Mahallede kapısını çalabileceğiniz bir temsilciniz yoksa televizyonda saatlerce konuşmanızın fazla anlamı kalmaz.

Eskiden siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatları birer siyaset okuluydu. İnsanlar gençlik kollarından yetişir, sandık başında görev yapar, mahallesini ve ilçesini tanır, zaman içerisinde devlet yönetimine talip olacak tecrübeyi kazanırdı.

Bugün ise yıllarca emek veren insanlar bir kalemde silinebiliyor, teşkilatların tanımadığı isimler yukarıdan getirilebiliyor. Siyasetin zahmetini çekenlerle nimetinden yararlananlar farklı insanlar olunca da “Nitelikli insanlar neden siyasete girmiyor?” diye soruyoruz.

Niye girsin?

Mesleğinde başarılı olmuş bir doktor, mühendis, akademisyen, gazeteci, hukukçu, iş insanı veya eğitimci siyasete girdiğinde fikrinin değil sadakatinin ölçüleceğine inanıyorsa neden gelsin?

Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir. Sandığın önüne hangi kadroları çıkardığınız da demokrasinin kalitesini belirler.

Türkiye’nin yeni bir siyasi insan kaynağı seferberliğine ihtiyacı vardır. Geçmişi okuyabilen ama geçmişte yaşamayan, dünyayı takip eden ama milletine yabancılaşmayan, teknolojiyi kullanan ama insanla temasını kaybetmeyen, konuştuğu kadar dinlemeyi bilen kadrolara ihtiyaç vardır.

Eleştiri de ihanet sayılmamalıdır. Çünkü fikirlerin yarışmadığı yerde dalkavukluk gelişir. Eleştirinin olmadığı yerde liderler gerçekleri duyamaz, liyakatin olmadığı yerde ise devlet zayıflar.

Tam bu noktada bir vatandaş ve seçmen olarak kendi adıma da bir tespit yapmak durumundayım.

Bugün kendime en yakın gördüğüm siyasi parti İYİ Parti’dir.

Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun son dönemde ortaya koyduğu siyasi duruş ve partinin TBMM grubunun mücadelesi konusunda benim açımdan söylenecek fazla bir şey yoktur. İçlerinde öylesine çalışkan insanlar vardır ki her biri adeta atom karınca gibi mücadele etmektedir.

Ancak güçlü bir liderliği ve çalışan bir parlamento grubunu Türkiye’nin her noktasında tamamlayacak güçlü yerel yapılara da ihtiyaç vardır.

Yeni bir yapılanma mı gerekir, mevcut teşkilatların daha etkin hale getirilmesi mi gerekir; bunu elbette en iyi İYİ Parti’yi yönetenler bilir. Fakat dışarıdan bakan bir vatandaş olarak gördüğümü söylemek de benim hakkımdır.

Meclis’te gösterilen mücadele Türkiye’nin bütün il ve ilçelerinde aynı enerjiyle karşılık bulursa ortaya çok daha farklı bir siyasi tablo çıkabilir.

Çünkü siyaset Ankara’dan ibaret değildir.

Ankara’da söylenen doğru sözün Anadolu’nun kahvehanesine ulaşması gerekir. Meclis kürsüsündeki itirazın çiftçinin tarlasına, esnafın dükkânına, üniversitelinin kampüsüne, emeklinin evine ulaşması gerekir.

Bunu sağlayacak olan teşkilattır.

Bugün Türk milletinin önünde, benim değerlendirmeme göre, birkaç seçenekten biri değil; son dönemdeki tutarlı duruşu ve eylemleriyle belirginleşen bir seçenek vardır: İYİ Parti.

Bunu parti taassubuyla söylemiyorum.

Bir siyasi partiyi desteklemek başka, onu hatasız kabul etmek başkadır. İYİ Parti’nin de yanlışları, eksikleri, eleştirilecek tarafları elbette olabilir. Zaten eleştiriden korkan bir siyasi yapı gelişemez.

Ancak bugün mesele kusursuz parti aramak değildir. Mesele Türkiye’nin demokratik, millî ve parlamenter siyaset içerisinde güçlü bir seçeneğe sahip olup olmayacağıdır.

Bu nedenle İYİ Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü hale gelmesi gerektiğine inanıyorum.

Bunun için yalnızca parti yöneticilerinin değil, Türkiye’nin geleceğinden endişe eden ve bu siyasi çizgiyi kendisine yakın gören herkesin elinden gelen katkıyı vermesi gerekir.

Parti için değil, Türkiye için.

Çünkü siyasi partiler amaç değil araçtır. Asıl olan devlettir, millettir, demokrasidir, hukuktur ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğidir.

Türkiye’nin meselesi insan yokluğu değildir. Bu memlekette akıllı insan da var, eğitimli insan da var, cesur insan da var, vatanını seven insan da var.

Eksik olan, bu insanları bulup ortaya çıkaracak, siyasete davet edecek ve önlerini açacak mekanizmadır.

İYİ Parti açısından da önümüzdeki dönemin en önemli meselelerinden birinin bu olduğuna inanıyorum: Nitelikli insanları siyasete yeniden kazandırmak, küsenleri geri çağırmak, gençlerin önünü açmak ve en önemlisi gelen insanı öğütmemek.

Çünkü siyasetin değirmeninde nitelikli insanları öğütmeye devam ederseniz bir gün dönüp arkanıza baktığınızda etrafınızda yalnızca alkışlayanları görürsünüz.

Oysa devlet alkışla yönetilmez.

Demokrasi de dalkavuklarla ayakta kalmaz.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni sloganlardan önce yeni kadrolardır. Millete yukarıdan bakan değil milletin arasına karışan; dünün tecrübesini bugünün şartlarıyla birleştirip yarının Türkiye’sini okuyabilen kadrolar…

İYİ Parti, Meclis’te ortaya koyduğu mücadeleyi Türkiye’nin dört bir yanında güçlü ve nitelikli kadrolarla buluşturabilirse yalnızca kendisini büyütmüş olmaz; Türkiye’nin demokratik geleceğine de önemli bir kapı açar.

Çünkü mesele bir partinin geleceğinden çok daha büyüktür.

Mesele Türkiye’dir.

İsmail Türk

Bu Yazıyı Paylaş