Köşe Yazısı

Suriye’de Tabela İndi, Yapı Nereye Gitti?

İsmail Türk
İsmail Türk
8 dk Sesli Dinle 1

SDG, YPG ve PYD gerçekten tasfiye mi edildi, yoksa Suriye devletinin içine mi taşındı?

İsmail Türk

Suriye’de yaşanan son gelişmeler Türkiye açısından son derece önemlidir.

SDG’nin feshedilmesi, YPG’nin ayrı silahlı yapılanmasının sona erdirilmesi ve PYD’nin mevcut yapısının Suriye merkezi yönetimine entegrasyonu ilk bakışta Türkiye’nin yıllardır savunduğu tezlerin hayata geçirilmesi gibi görülebilir.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması, ülkenin tek devlet, tek ordu ve tek egemenlik altında yeniden birleşmesi kuşkusuz Türkiye’nin de çıkarınadır.

Ancak burada cevaplandırılması gereken çok önemli bir soru vardır:

Suriye’de SDG, YPG ve PYD gerçekten tasfiye mi ediliyor, yoksa bu yapıların kadroları Suriye devletinin askerî ve siyasi sistemi içine taşınarak meşru bir alan mı kazanıyor?

Türkiye açısından meselenin özü budur.

Çünkü bir örgütün tabelasının indirilmesiyle o örgütün insan kaynağı, silahlı gücü, komuta kademesi, siyasi kadroları, ideolojik hedefleri ve yıllar içerisinde oluşturduğu uluslararası ilişkiler ağı kendiliğinden ortadan kalkmaz.

Suriye’de İsimler Değişiyor, Peki Kadrolar?

Türkiye yıllardır Suriye’deki tehdidi yalnızca “SDG” adı üzerinden tanımlamadı.

YPG, Türkiye tarafından PKK’nın Suriye’deki silahlı uzantısı olarak kabul edildi. PYD ise bu yapılanmanın siyasi ayağı olarak değerlendirildi. Daha sonra ABD’nin IŞİD’le mücadele stratejisi içerisinde SDG adı ön plana çıktı.

Dolayısıyla bugün Suriye’de yalnızca “SDG feshedildi” denilmesi, Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği güvenlik probleminin ortadan kalktığını göstermeye yetmez.

Asıl sorular şunlardır:

SDG ve YPG’nin silahlı kadroları nereye gitti?

PYD’nin siyasi ve idari kadroları ne oldu?

Silahlar kimin kontrolüne geçti?

Komutanlar hangi görevlere getirildi?

Eski emir-komuta ve örgütsel ilişkiler gerçekten dağıtıldı mı?

Yoksa bu kadroların önemli bir bölümü Suriye ordusuna ve yeni Suriye devlet yapısına taşınarak farklı bir kimlik altında varlıklarını sürdürmeye mi başladı?

Suriye Ordusuna Entegrasyon mu, Tasfiye mi?

Meselenin en hassas noktası burasıdır.

Suriye’de devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi doğrudur ve desteklenmelidir. Ancak Suriye ordusunun nasıl yeniden yapılandırıldığı Türkiye açısından hayati önem taşımaktadır.

SDG ve YPG savaşçıları Suriye ordusuna bireysel olarak mı katılıyor?

Yoksa eski örgütsel bütünlüklerini belirli ölçüde koruyan tümenler, tugaylar veya başka askerî birlikler hâlinde mi Suriye ordusuna monte ediliyor?

Aradaki fark küçümsenemez.

On binlerce silahlı unsurun örgütsel ilişkileri dağıtılarak bireysel biçimde merkezi orduya alınması başka şeydir.

Aynı insanların eski komutanları, bölgesel hâkimiyetleri ve birbirleriyle olan örgütsel ilişkileri korunarak Suriye ordusu içerisinde toplu birlikler hâline getirilmesi başka şeydir.

İkincisi gerçekleşiyorsa buna gerçek anlamda tasfiye demek mümkün müdür?

Yoksa silahlı bir örgütün devlet üniforması altında yeniden yapılandırılmasından mı söz ediyoruz?

Türkiye bu ayrımı dikkatle takip etmek zorundadır.

Fesih, Daha Güçlü Bir Yapılanmanın Başlangıcı Olabilir mi?

Üzerinde durulması gereken bir başka tehlike daha vardır.

Bugün “kendimizi feshettik” diyen bir yapının kadrolarının Suriye ordusuna katılması, bu insanların askerî kabiliyetlerinin de ortadan kalkacağı anlamına gelmez.

Tam aksine, eğer süreç doğru denetlenmezse eski SDG/YPG unsurlarının daha düzenli bir ordu sistemi içerisinde daha profesyonel askerî eğitim almaları, daha disiplinli hâle gelmeleri, modern askerî doktrinlerle tanışmaları ve devlet imkânlarından yararlanarak geçmiştekinden daha organize bir kapasiteye ulaşmaları ihtimali Türkiye açısından mutlaka hesaba katılmalıdır.

Bugün dağınık veya yarı düzenli bir silahlı güç olarak görülen kadrolar, yarın Suriye ordusunun eğitiminden, lojistiğinden, istihbaratından, silah sistemlerinden ve kurumsal tecrübesinden yararlanan profesyonel askerî unsurlara dönüşürse ne olacaktır?

İşte Türkiye açısından üzerinde durulması gereken esas güvenlik sorularından biri budur.

Çünkü burada iki ihtimal vardır:

Birincisi, bu unsurlar gerçekten bireyselleştirilir, eski örgütsel bağları koparılır ve Suriye devletinin merkezi emir-komuta zinciri içerisinde eritilir.

Bu, gerçek entegrasyondur.

İkinci ihtimal ise eski kadroların önemli ölçüde birlikte tutulması, komutanlarının etkisini sürdürmesi ve bunların devletin askerî imkânlarından yararlanarak daha profesyonel bir yapıya dönüşmesidir.

Bu durumda Türkiye’nin karşısında artık yalnızca geçmişteki SDG/YPG değil, devlet çatısı altında askerî eğitim ve kurumsal kapasite kazanmış çok daha organize bir yapı bulunması riski doğabilir.

Bu ihtimal asla akıllardan çıkarılmamalıdır.

Suriye Üniforması Giymek Geçmişi Ortadan Kaldırmaz

Bir yapı gerçekten tasfiye ediliyorsa ayrı emir-komuta sistemi ortadan kalkmalı, örgütsel hiyerarşi çözülmeli, PKK ile mevcut olabilecek bütün organik ve operasyonel bağlar kesilmeli ve Türkiye’ye karşı yeniden kullanılabilecek bağımsız ya da yarı bağımsız bir askerî yapılanmaya izin verilmemelidir.

Aynı durum PYD’nin siyasi ve idari yapılanması için de geçerlidir.

Çünkü askerî yapıyı Suriye ordusunun içerisine alırken siyasi ve bürokratik organizasyonu olduğu gibi muhafaza etmek sorunu çözmez.

Aksi hâlde yapılan şey tasfiye değil, dönüşüm ve meşrulaştırma olur.

YPG üniformasını çıkarıp Suriye ordusunun üniformasını giymek, geçmişteki örgütsel ilişkileri kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

SDG tabelasının kaldırılması, o tabelanın altında yıllarca oluşturulmuş askerî kapasiteyi yok etmez.

PYD adının geri plana çekilmesi de yıllar içerisinde oluşturulmuş siyasi ve idari kadroların ortadan kaybolduğu anlamına gelmez.

Hatta meseleye Türkiye açısından daha uzun vadeli bakmak zorundayız:

Bugün feshedilen bir örgütün kadroları yarın daha iyi eğitimli, daha disiplinli ve daha organize bir askerî güç olarak karşımıza çıkmayacak mı?

Bunun garantisi nedir?

Devlet aklı tam da bu ihtimali bugünden düşünmek zorundadır.

Suriye’nin Yeni Ordusunda Kimler Var?

Türkiye’nin üzerinde özellikle durması gereken konulardan biri de Suriye’nin yeni askerî komuta yapısıdır.

Yıllarca SDG/YPG içerisinde üst düzey görev yapmış isimlerin yeni Suriye ordusunda ve savunma bürokrasisinde önemli görevlere getirilmesi doğal olarak soru işaretleri doğurmaktadır.

Burada mesele insanların etnik kimliği değildir.

Mesele örgütsel geçmişleri, bağlantıları ve gelecekte hangi siyasi hedef doğrultusunda hareket edecekleridir.

Devletler güvenlik politikalarını isimlere veya üniformalara göre değil; kadroya, kapasiteye, bağlantılara ve niyetlere göre belirler.

Bugün Suriye merkezi yönetimine bağlı görünen bir askerî yapılanmanın yarın bölgesel dengeler değiştiğinde nasıl davranacağı Türkiye açısından millî güvenlik meselesidir.

Çünkü Ortadoğu’da yönetimler değişir.

İttifaklar değişir.

Uluslararası dengeler değişir.

Fakat silahlı ve örgütlü kadrolar kolay kolay ortadan kaybolmaz.

ABD’nin Suriye’de Yıllarca Oluşturduğu Yapı Bir Günde Buharlaşmaz

Bir başka gerçeği de unutmamak gerekir.

SDG/YPG yıllarca ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı sahadaki temel ortaklarından biri oldu.

Silahlandırıldı.

Eğitildi.

Askerî kapasitesi geliştirildi.

Uluslararası ilişkiler kurmasına imkân sağlandı.

Suriye’nin kuzeydoğusunda askerî, siyasi ve idari bir alan oluşturuldu.

On binlerce kişilik silahlı kapasiteden, yılların savaş tecrübesinden ve oluşturulmuş bir komuta kademesinden söz ediyoruz.

Böylesine büyük bir yapı bir karar metniyle ortadan kalkmaz.

Üstelik bu kadrolar şimdi Suriye ordusunun kurumsal yapısı içerisinde yeniden eğitim ve organizasyon imkânı kazanırsa, Türkiye açısından yalnızca bugünün değil beş, on, hatta yirmi yıl sonrasının güvenlik meselesi ortaya çıkabilir.

Bu nedenle Türkiye Suriye’de tabelaya değil;

kadroya,

silaha,

komuta zincirine,

PYD’nin siyasi ve idari kadrolarına,

YPG’nin askerî unsurlarının Suriye ordusundaki konumlarına

ve SDG unsurlarının hangi şartlarla yeni Suriye devletine entegre edildiğine bakmalıdır.

Türkiye İçin Asıl Sakınca Nedir?

Türkiye’nin yaklaşık dokuz yüz kilometrelik Suriye sınırı vardır.

Dolayısıyla Suriye’de oluşturulan her askerî ve siyasi denge Türkiye’nin millî güvenliğini doğrudan ilgilendirir.

Bugün Türkiye ile Şam arasında iyi ilişkiler kurulabilir.

Yarın Suriye’de yönetim değişebilir.

Bölgesel ittifaklar değişebilir.

ABD’nin, İsrail’in, İran’ın, Rusya’nın veya başka güçlerin Suriye politikaları değişebilir.

İşte devlet politikası böyle zamanlarda bugünü değil, yarını hesaplamak zorundadır.

Türkiye’nin hemen güneyinde, geçmişte PKK/YPG ile ilişkilendirilmiş binlerce silahlı kadronun örgütsel bütünlüğünü tamamen kaybetmeden Suriye ordusu içerisinde kurumsallaşması ihtimali, gelecekte Türkiye açısından çok ciddi bir güvenlik problemi yaratabilir.

Dahası bu kadrolar zaman içerisinde Suriye ordusunda rütbe alır, komuta makamlarına yükselir, asker yetiştirir ve devlet bürokrasisinde etkin hâle gelirse mesele yalnızca birkaç tugayın varlığından ibaret kalmaz.

Askerî ve siyasi nüfuz alanına dönüşebilir.

Türkiye açısından sakınca tam da buradadır.

Bugün bir terör yapılanmasına karşı sınır ötesi operasyon yapabilirsiniz.

Fakat yarın aynı kadrolar başka bir devletin resmî ordusunun parçası hâline gelirse karşınıza bambaşka bir hukukî, diplomatik ve askerî denklem çıkar.

Bu nedenle bugün alınacak tedbir, yarın ortaya çıkabilecek çok daha ağır bir güvenlik problemini önleyebilir.

Suriye’nin Toprak Bütünlüğü Türkiye’nin Çıkarınadır

Burada çok açık olmak gerekir.

Türkiye parçalanmış bir Suriye istememelidir.

Türkiye’nin çıkarı; güney sınırında farklı devletçiklerin, özerk silahlı bölgelerin ve yabancı güçlerin kontrolündeki yapıların bulunduğu parçalanmış bir ülke değil, toprak bütünlüğünü koruyan, merkezi otoritesi güçlü ve Türkiye’ye tehdit oluşturmayan bir Suriye’dir.

Bu nedenle SDG’nin bağımsız bir ordu olmaktan çıkarılması önemlidir.

YPG’nin ayrı silahlı yapılanmasının gerçekten sona erdirilmesi Türkiye açısından kazanımdır.

PYD’nin merkezi Suriye devletinden bağımsız siyasi-idari yapılanmasının sona erdirilmesi de Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından önemlidir.

Ancak olumlu gelişmelerle nihai sonucu birbirine karıştırmamak gerekir.

Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanırken, terör yapılanmalarından gelen kadrolara devlet içerisinde yeni bir meşruiyet ve daha güçlü bir askerî kapasite kazanabilecekleri alan açılıyorsa, ortada Türkiye açısından sorgulanması gereken çok ciddi bir durum vardır.

Bize Suriye Üzerinden Kahramanlık Hikâyesi Anlatmayın

İşte bu nedenle Suriye’de yaşanan gelişmeler Türkiye kamuoyuna ölçüsüz bir dış politika zaferi veya kahramanlık destanı olarak sunulmamalıdır.

Gerçek başarı, Suriye’de tabelaların değiştirilmesi değildir.

Gerçek başarı, Türkiye’nin güney sınırında PKK’nın veya onunla bağlantılı herhangi bir silahlı yapının kapasitesinin gerçekten ortadan kaldırılmasıdır.

Gerçek başarı, SDG tabelasının kaldırılmasıyla yetinmeyip YPG’nin askerî örgütlenmesinin de fiilen sona erdirilmesidir.

Gerçek başarı, PYD’nin siyasi ve idari yapılanmasının gelecekte yeniden ayrılıkçı bir projenin altyapısına dönüşemeyeceğinin güvence altına alınmasıdır.

Gerçek başarı, Suriye ordusunun içerisine alınan eski SDG/YPG unsurlarının yarın Türkiye’ye karşı kullanılabilecek ayrı bir askerî güce dönüşemeyeceğinin garanti edilmesidir.

Daha da önemlisi gerçek başarı, bu kadroların Suriye devletinin imkânlarıyla daha iyi eğitimli, daha profesyonel ve daha organize bir askerî yapıya dönüşmesinin önüne geçilmesidir.

Ve gerçek başarı, Suriye’nin toprak bütünlüğü ile Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve millî güvenliğinin birlikte güvence altına alınmasıdır.

Bugün Suriye’de SDG tabelası indirilmiş olabilir.

Yarın YPG adı kullanılmayabilir.

PYD başka bir siyasi yapılanmaya dönüşebilir.

Ama devlet aklı tabelaya bakmaz.

Tabelanın arkasında kimin kaldığına ve o kadronun yarın neye dönüşebileceğine bakar.

Suriye’de silah kimin elinde?

Komutan kim?

Emir kimden geliyor?

YPG kadroları Suriye ordusunun neresinde?

PYD’nin siyasi kadroları hangi yapının içerisinde?

Eski örgütsel bağlar gerçekten koparıldı mı?

Bu kadrolar hangi askerî eğitimi alacak?

Hangi silahlara erişecek?

Kimler komutanlık makamlarına yükselecek?

Ve en önemlisi:

Yarın Suriye’de dengeler yeniden değişirse bugün devlet sistemi içerisine yerleştirilen bu askerî ve siyasi kapasite kime karşı kullanılacak?

Bu soruların cevapları kesinleşmeden zafer ilan etmek için erkendir.

Çünkü Suriye gibi güç dengelerinin sürekli değiştiği bir coğrafyada örgütler bazen gerçekten tasfiye edilir.

Bazen de yalnızca isim, tabela, üniforma ve adres değiştirir.

Daha tehlikelisi ise şudur:

Bazen üniforma değiştiren yapı, yeni imkânlarla eskisinden daha güçlü hâle gelir.

Türkiye’nin görevi alkışlamak değil; Suriye’de gerçekte neyin tasfiye edildiğini, neyin yalnızca biçim değiştirdiğini ve bugün atılan adımların yarın Türkiye’nin karşısına nasıl bir güvenlik meselesi olarak çıkabileceğini doğru okumaktır.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Alp Demir

    Güzel bir noktaya temas ettiniz. Aynı şey Türkiye'de de yapılmak isteniyor. Model aynı model. Yarın savunma bakan yardımcılığına af ile salınan PKK'lılardan birini koyarlarsa, Suriye'de yaptıkları gibi, hiç şaşırmayalım. Bunlar özerklik yerine devletin kendisine doğrudan ortak oluyorlar. Bir süre sonra Ordu içinde, bizdeki Fetö gibi bir yapılanma ile Suriye meclisini bombalarlarsa da hiç şaşırmayalım. İşin sonu buraya gidiyor.

Bu Yazıyı Paylaş