Köşe Yazısı

Suriye sahasında güç dengeleri ve stratejik yönelimler

Adnan Hazır
Adnan Hazır
3 dk Sesli Dinle 0

Suriye krizi, on yılı aşkın süredir devam eden çok katmanlı bir çatışma alanı olarak, yalnızca bir iç savaş olmanın ötesine geçmiş; küresel güç mücadelesinin, bölgesel güvenlik kaygılarının ve jeopolitik rekabetin kesiştiği bir merkez hâline gelmiştir. Bu yazımda sahadaki güncel askeri ve siyasi gelişmeleri; küresel ve bölgesel aktörlerin çıkarları, stratejik hedefleri ve güç projeksiyonları çerçevesinde ele alarak, özellikle Türkiye ve Suriye’nin pozisyonlarını analiz etmeyi amaçlamaktadır.

KÜRESEL AKTÖRLERİN STRATEJİK HEDEFLERİ

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)

ABD’nin Suriye stratejisi, doğrudan rejim değişikliğinden ziyade;

İran’ın bölgesel nüfuzunu sınırlamak,

İsrail’in güvenliğini garanti altına almak,

Enerji kaynakları ve ulaşım hatları üzerinde dolaylı denetim sağlamak üzerine kuruludur.

Bu bağlamda PKK/SDG yapılanması, ABD açısından sahada “düşük maliyetli bir vekil güç” işlevi görmektedir. Ancak Washington’un uzun vadeli ve kalıcı bir devletleşme hedefini desteklemediği, sahadaki gelişmelere göre pozisyonunu esnek biçimde güncellediği görülmektedir.

Rusya Federasyonu

Rusya, Suriye’deki askeri ve diplomatik varlığını;

Doğu Akdeniz’de kalıcı askeri üsler elde etmek,

Çok kutuplu dünya düzeninde ABD hegemonyasına meydan okumak,

Devlet egemenliği ve toprak bütünlüğü ilkelerini korumak amacıyla sürdürmektedir.

Bu nedenle Moskova, Suriye merkezi yönetiminin ülke genelinde kontrol sağlamasını stratejik bir öncelik olarak görmektedir. PKK/SDG benzeri yapıların kalıcı otonom yapılara dönüşmesine mesafeli yaklaşmaktadır.

Çin Halk Cumhuriyeti

Çin’in Suriye politikası daha dolaylı ve uzun vadelidir.

“Kuşak ve Yol Girişimi”nin güvenliği,

Enerji arz hatlarının istikrarı,

Devletlerin iç işlerine müdahale etmeme ilkesi temel belirleyici unsurlardır.

Pekin, askeri sahadan ziyade diplomatik ve ekonomik yeniden inşa süreçlerine odaklanmaktadır.

Avrupa Ülkeleri (İngiltere, Fransa, Almanya)

Avrupa ülkeleri, ABD çizgisine paralel bir tutum sergilemekle birlikte;

Göç baskısını yönetmek,

Radikalleşme ve terör risklerini sınırlandırmak,

Doğu Akdeniz enerji denkleminde söz sahibi olmak hedeflerini öncelemektedir.

Fransa başta olmak üzere bazı Avrupa aktörleri, SDG ile sınırlı temaslarını sürdürse de, sahadaki askeri gerçeklik karşısında temkinli davranmaktadır.

İsrail

İsrail için Suriye sahasındaki temel tehdit İran’dır. Bu nedenle Tel Aviv;

İran bağlantılı unsurların zayıflatılmasıni hedeflemektedir.

Suriye hava sahasında operasyonel serbestlik,

Golan Tepeleri çevresinde güvenlik kuşağı oluşturma stratejisini sürdürmektedir

PKK/SDG yapılanması, İsrail açısından doğrudan bir müttefikten ziyade, İran karşıtı denge unsuru olarak değerlendirilmektedir.

SAHADAKİ ASKERİ GELİŞMELER VE ANLAMI

Deyr Hafır, Tabka ve Rakka’nın güneyindeki Mansura başta olmak üzere kritik noktaların Suriye ordusunun kontrolüne geçmesi;

PKK/SDG’nin alan hâkimiyetinin daraldığını,

Batılı aktörlerin sahadaki desteğinin sınırlanmaya başladığını,

Merkezi yönetimin askeri kapasitesinin toparlandığını göstermektedir.

Havaalanları, petrol rafinerileri ve barajların Şam yönetimine geçmesi, hem ekonomik hem de stratejik açıdan belirleyici öneme sahiptir.

FIRAT’IN DOĞUSU: STRATEJİK MERKEZ

Fırat’ın doğusu, Suriye krizinin geleceğini belirleyecek ana eksen hâline gelmiştir. Bölge;

Enerji kaynakları,

ABD askeri varlığı,

Etnik ve siyasi kırılganlıklar nedeniyle yüksek riskli bir çatışma alanıdır.

PKK/SDG unsurlarının bu bölgeye çekilmesi, kısa vadede çatışmayı erteleyebilir; ancak uzun vadede daha sert bir hesaplaşmanın zeminini oluşturabilir.

OLASI SENARYOLAR

Senaryo 1: 

Üniter Suriye’ye Entegrasyon

PKK/SDG’nin silahlı yapıyı tasfiye ederek, merkezi yönetime entegre olması; Bölgesel istikrarı güçlendirebilir, Türkiye-Suriye güvenlik iş birliğini artırabilir,

ABD’nin sahadaki rolünü sınırlayabilir.

Senaryo 2: 

Kapsamlı Askeri Çatışma

Entegrasyonun reddedilmesi hâlinde;Suriye ordusu ile doğrudan çatışma,

Türkiye’nin güvenlik gerekçesiyle daha aktif müdahalesi,

Büyük güçler arasında dolaylı gerilim olasılığı artacaktır.

Bu senaryo, yüksek maliyetli ve uzun süreli bir istikrarsızlık riskini barındırmaktadır.

TÜRKİYE VE SURİYE’NİN STRATEJİK POZİSYONU

Türkiye, sınır güvenliği ve terörle mücadeleyi merkeze alırken; Suriye yönetimi, egemenliğin yeniden tesisi ve ülke bütünlüğünü temel hedef olarak belirlemiştir. İki ülkenin bu başlıklarda örtüşen çıkarları, sahadaki denklemi doğrudan etkilemektedir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Suriye sahası, önümüzdeki dönemde askeri çatışmadan ziyade, zorlayıcı diplomasi ve güç dengesi üzerinden şekillenecektir. Ancak Fırat’ın doğusunda yaşanacak gelişmeler, bu sürecin barışçıl mı yoksa çatışmalı mı ilerleyeceğini belirleyecek kritik eşik olacaktır.

Türkiye ve Suriye’nin kararlı duruşu, küresel aktörlerin manevra alanını daraltan temel faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş